<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>http://lovepowerman.com &#187; Kısadan hisse Hikaye ve anılar</title>
	<atom:link href="http://lovepowerman.com/love/kisadan-hisse-hikaye-ve-anilar/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://lovepowerman.com</link>
	<description>Lovepowerman.com</description>
	<lastBuildDate>Mon, 28 Jan 2013 22:05:39 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Düşünen sahip olduğu nimetin farkına varır</title>
		<link>http://lovepowerman.com/dusunen-sahip-oldugu-nimetin-farkina-varir.html</link>
		<comments>http://lovepowerman.com/dusunen-sahip-oldugu-nimetin-farkina-varir.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Jul 2010 15:19:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lovepowerman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kısadan hisse Hikaye ve anılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://lovepowerman.com/?p=999</guid>
		<description><![CDATA[Düşünen sahip olduğu nimetin farkına varır
İsa aleyhisselam bir ağacın altında dua eden birini gördü. Dikkatlice baktığında adamın ayakları yürümeyen bir kötürüm olduğunu anladı. İki gözü de görmüyordu. Vücudunda ise baras hastalığı olduğu anlaşılıyordu. Ama adam bütün bunlara rağmen ellerini kaldırmış mutluluktan uçacakmış gibi dua ediyordu:
– Ey nice zenginlere vermediği nimeti bana ikram eden Rabbim! Sana [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Düşünen sahip olduğu nimetin farkına varır</p>
<p>İsa aleyhisselam bir ağacın altında dua eden birini gördü. Dikkatlice baktığında adamın ayakları yürümeyen bir kötürüm olduğunu anladı. İki gözü de görmüyordu. Vücudunda ise baras hastalığı olduğu anlaşılıyordu. Ama adam bütün bunlara rağmen ellerini kaldırmış mutluluktan uçacakmış gibi dua ediyordu:</p>
<p>– Ey nice zenginlere vermediği nimeti bana ikram eden Rabbim! Sana ağaçların yaprakları sayısınca şükürler olsun!.. Hazret-i İsa kötürüm adama yaklaştı:</p>
<p>– Ayağın yürümüyor, gözün görmüyor. Bedenin de sıhhatli görünmüyor? Buna rağmen çoğu zenginlere verilmeyen nimetlerin sana verildiğini düşünmekte, bunun için de büyük bir mutlulukla şükretmektesin. Hangi nimettir nice zenginlere verilmediği halde sana verilen?</p>
<p>Kapalı gözleriyle sesin geldiği yana yönelen kötürüm adam dedi ki:</p>
<p>– Efendi! Allah bana öyle bir kalp vermiş ki, o kalple Onu tanıyorum. Öyle de bir dil vermiş ki, o dille de ona şükrediyorum. Halbuki, dünyanın serveti elinde olan nice zenginler var ki, kalbinde Onu tanıma sevinci, dilinde de Ona şükretme mutluluğu yoktur. Ama gel gör ki, ayakları topal, gözleri kör, bedeninde hastalıklar bulunan bu kötürüm adama Rabbim, bu sevgiyi ihsan eylemiş, bu nimetin farkına varma tefekkürünü nasip eylemiş. İşte bunu düşününce kendimi tutamıyor da:</p>
<p>– Nice zenginlere vermediği nimeti bana veren Rabbim! Sana ağaçların yaprakları sayısınca şükürler olsun! Diye teşekkürden kendimi alamıyorum.</p>
<p>Kafa gözü kapalı da olsa kalp gözü açık olan bu adama yaklaşan İsa aleyhisselam:</p>
<p>– Ver şu elini öyle ise! diyerek elinden tutar, eğilerek görmeyen gözlerinden öper.</p>
<p>Peygamberin dudaklarının değdiği gözler anında açılır. Karşısındakinin İsa aleyhisselam olduğunu görünce heyecanlanan adam:</p>
<p>– Sen şu ölüleri dirilten, hastalara şifalar bahşeden mucizelerin sahibi Peygamber değil misin? der. İsa Peygamber:</p>
<p>– Belli olmuyor mu? deyince:</p>
<p>– Gözlerimden belli oluyor da ayaklarımdan henüz belli değil, der. Tebessüm eden Hz. İsa:</p>
<p>– Sen hele bir ayağa kalkmayı dene! Deyince, silkinen kötürüm adam dimdik ayağa kalkar.</p>
<p>Ayakları üzerine dikilebildiğini anlayınca söylediği ilk sözü şu olur:</p>
<p>– Ey Allahın Nebisi, sendeki bu mucizeler de O’ndan değil mi? Öyle ise izin ver de geç kalmayayım, O’na şükredeyim, diyerek hemen yere iner, başını secdeye koyar ve der ki:</p>
<p>– Rabbim! Seni tanıyan bir kalple, şükreden bir dil nimetinin şükrünü yapmaktan acizken, şimdi gören bir çift gözle, yürüyen iki de ayak da lütfettin. Artık bilemiyorum nasıl şükretmem gerekiyor bu eşsiz nimetler karşısında?</p>
<p>Bu sırada çevreden toplanan halk, gösterdiği bu mucizelerden dolayı İsa aleyhisselamın elini öpmek isterler. Ama Allahın Nebisi işaret eder:</p>
<p>– Benim değil secdedeki şu kötürüm adamın elini öpün!..</p>
<p>Derler ki:</p>
<p>– Onu secdeye indiren nimetlere biz baştan beri sahibiz. Ama hiç birimiz onun duyduğu gibi bir mutluluk duymadık.</p>
<p>– Öyle ise, der, tefekkür edin, siz de düşünün.</p>
<p>Sözünü şöyle bağlar Allahın Nebi’si:<br />
– Düşünen sahip olduğu nimetin farkına varır. Düşünmeyen ise kendisini mahrumiyette sanır!</p>
<p>Kaynak: Yeni Aile İlmihali, Ahmed Şahin, Cihan Yayınlar</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lovepowerman.com/dusunen-sahip-oldugu-nimetin-farkina-varir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Silaha aynı silahla karşılık veriniz</title>
		<link>http://lovepowerman.com/silaha-ayni-silahla-karsilik-veriniz.html</link>
		<comments>http://lovepowerman.com/silaha-ayni-silahla-karsilik-veriniz.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Jul 2010 14:57:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lovepowerman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kısadan hisse Hikaye ve anılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://lovepowerman.com/?p=993</guid>
		<description><![CDATA[Yavuz Sultan Selim, Mısır&#8217;ı aldığından esir düşen kumandanlardan Kurtbay&#8217;ı huzuruna getirttir. 
Kurtbay&#8217;a: 
- Kurtbay, yiğtlik ve cesaretine cidden hayran oldum. Sinanıma ve orduma yaptığını da biliyorum. Lakin imdi senin şecaat ve cesaretin neye yaradı. akibet memleketinizi kaybettiniz. O bahadırhane saldırışlar ne oldu? Ol şecaat kandedür, dedi. 
Kurtbay: 
-Hünkarım! Allah&#8217;a şükür, şecaat ve cesaretim bakidür. Lakin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yavuz Sultan Selim, Mısır&#8217;ı aldığından esir düşen kumandanlardan Kurtbay&#8217;ı huzuruna getirttir. </p>
<p>Kurtbay&#8217;a: </p>
<p>- Kurtbay, yiğtlik ve cesaretine cidden hayran oldum. Sinanıma ve orduma yaptığını da biliyorum. Lakin imdi senin şecaat ve cesaretin neye yaradı. akibet memleketinizi kaybettiniz. O bahadırhane saldırışlar ne oldu? Ol şecaat kandedür, dedi. </p>
<p>Kurtbay: </p>
<p>-Hünkarım! Allah&#8217;a şükür, şecaat ve cesaretim bakidür. Lakin memketimizi siz kendi bahadırlığınız ve yiğitliğinizle almadınız. Bize ne yaptı ise ölüm saçan o menfur toplarınız yaptı. Onlar memleketimizin kaybına sebep oldu, dedikten sonra şöyle ilave etti: </p>
<p>- Sultan Kansu zamanında bir Berberi, Venedik&#8217;ten top getirip Mısır&#8217;a satmak istedi. Fakat rical-i devlet, Peygamber Efendimiz&#8217; (s.av.)&#8217;in &#8220;Kılınç ve ok kullanınız&#8221; emr-i şerifine aykırı görerek bu topları almadı. O zaman o Berberi zat: &#8220;Yaşayan görecektir ki, bu memleket, bu toplara sahip olan bir millet tarafından elinizden alınacaktır&#8221; diye bağırmıştı. Görünen o ki Berberi haklı imiş, dedi. </p>
<p>Yavuz Sultan Selim bunun üzerine: </p>
<p>-Kudret ve kuvvet Cenab-ı Hakk&#8217;ındır, amenna. Kur&#8217;an ve sünnete bu kadar bağlı iken neden Resulullah Efendimiz&#8217;in (s.a.v) &#8220;Silaha aynı silahla karşılık veriniz&#8221; şeklindeki emr-i şerifini yerine getirmediniz. 900 sene geçti. O zaman kılınç ve ok devri idi. Şimdi top devridir, dedi. </p>
<p>Günümüzse Atom Devri&#8217;nin varın gerisini Siz düşünün </p>
<p>Ben şimdiye kadar mükemmel olduğunu gördüm </p>
<p>http://www.lovepowerman.net</p>
<p>http://www.lovepowerman.com</p>
<p>ibrahim Uzun web sitesi admin</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lovepowerman.com/silaha-ayni-silahla-karsilik-veriniz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Salevât-ı Şerîfe</title>
		<link>http://lovepowerman.com/salevat-i-serife.html</link>
		<comments>http://lovepowerman.com/salevat-i-serife.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Jul 2010 17:46:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lovepowerman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kısadan hisse Hikaye ve anılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://lovepowerman.com/?p=932</guid>
		<description><![CDATA[Talebelerinin sayısının on binleri bulduğu rivâyet edilen Muhammed Cezûlî, bir gün bir kuyu başına abdest almak için uğradı. Kuyunun yanında su çekmek için kova ve ip yoktu. Ne yapacağını şaşırmıştı. Bir kız, onun bu hâlini yüksekçe bir yerden gördü ve ona şöyle dedi:
-Sen kimsin ve niye şaşırdın?
Muhammed Cezûlî, onun kova getireceği ümîdi ile kendisini tanıttı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Talebelerinin sayısının on binleri bulduğu rivâyet edilen Muhammed Cezûlî, bir gün bir kuyu başına abdest almak için uğradı. Kuyunun yanında su çekmek için kova ve ip yoktu. Ne yapacağını şaşırmıştı. Bir kız, onun bu hâlini yüksekçe bir yerden gördü ve ona şöyle dedi:</p>
<p>-Sen kimsin ve niye şaşırdın?</p>
<p>Muhammed Cezûlî, onun kova getireceği ümîdi ile kendisini tanıttı ve hâlini bildirdi. Kız bunun üzerine ona;</p>
<p>-İnsanlar seni hayır ve kerâmetle överler. Sen ise kuyudan su çıkarmaktan âciz kaldın ve şaşırdın, dedi ve gelip kuyuya seslendi. Allahü teâlânın izni ile su, kuyudan taşıp dışarıya akmaya başladı.</p>
<p>Muhammed Cezûlî abdest aldıktan sonra kıza;</p>
<p>-Sen bu kerâmete hangi amelin sebebi ile nâil oldun?&#8221; dedi.</p>
<p>Kız da;</p>
<p>-Resûl-i ekreme salevât-ı şerîfeyi çok getirmekle ve salevât okumaya devâm ederek kavuştum, diye cevap verdi.</p>
<p>Muhammed Cezûlî, bu duruma hayret ederek; &#8220;Acabâ hangi salevât-ı şerîfeyi okumaya devâm etsem?&#8221; diye düşünmeye başladı.</p>
<p>O gece, bu düşünceden dolayı uyuyamadı. Bu düşünce içerisinde yatakta yatarken, hanımı yatağından kalktı. En güzel elbisesini giyip, örtüsünü örtüp evden dışarı çıktı. Bunu görünce, hanımının bu saatte nereye gittiğini merak ederek arkasından dışarı çıktı ve onun deniz kıyısına doğru gittiğini gördü. Önünde ve ardında bir arslan ona bekçilik ediyordu. Merakı daha fazla arttı. Hanımı kıyıya varınca denize girdi ve yürümeye devâm etti, sonunda küçük bir adaya ulaştı. Arslanlar denizin kıyısında yattılar. Orada abdest alıp, namaz kılmaya başladı. İbâdetten sonra, yine su üzerinde yürüyerek kıyıya geldi. Arslanlar da kalkarak, biri önde, diğeri arkada yürümeye başladılar. Muhammed Cezûlî daha önce eve gelip, uyuyor göründü. Hanımı, eve gelip elbiselerini değiştirip, yattı. &#8220;Hanım bunu her gece mi yapıyor?&#8221; diye düşünerek, üç gece onu gözetledi. Hanımının her gece böyle yaptığını gördü.Üçüncü gecenin sabahında, bu durumu hanımına sordu.</p>
<p>Hanımı ona;</p>
<p>-Siz, bu işe şimdi mi vâkıf oldunuz? Uzun senelerdir ben böyle yapıyorum, dedi.</p>
<p>Bunun üzerine Muhammed Cezûlî;</p>
<p>-Acabâ, bu kerâmete ne sebeple kavuştunuz? diye sorunca, hanımı;</p>
<p>-Resûl-i ekreme salevât-ı şerîfe okumayı hiç bırakmadım. Nîmete bu yüzden kavuştum,dedi.</p>
<p>Muhammed Cezûlî;</p>
<p>-Devâm ettiğiniz bu salevât-ı şerîfe hangisidir? diye suâl etti.</p>
<p>Hanımı cevap vermedi. Isrâr edince;</p>
<p>-Bu gece istihâre edeyim, izin olursa, cevap veririm, dedi.</p>
<p>Sabahleyin hanımı;</p>
<p>-Açıkça söyleyeyim, haber vermeye izin yoktur. Ancak salevât-ı şerîfeleri topla, onların içinde varsa, &#8220;Vardır&#8221; diye haber veririm.&#8221; dedi.</p>
<p>Bunun üzerine Muhammed Cezûlî, birçok kitaplarda bulunan salevât-ı şerîfeleri topladı ve bir kitap yazdı. Hanımına, yazdığı bu kitabı okuduğu zaman, hanımı; &#8220;İçinde birkaç yerde vardır.&#8221; dedikten sonra;</p>
<p>&#8220;Bu kitabı okumaya devâm edenin, Allahü teâlânın rahmetine kavuşacağında şüphe yoktur.&#8221; dedi.</p>
<p>Muhammed Cezûlî bu eserine; Hayırlara deliller ve nûrların doğuşu mânâsına gelen Delâil-ül-Hayrât ve Meşârık-ul-Envâr ismini verdi.<br />
Delâil-ül-Hayrât&#8217;ta toplanmış olan salevât-ı şerîfelerden bâzıları şunlardır:</p>
<p>&#8220;Allahümme salli alâ Muhammedin ve ezvâcihî ve zürriyyâtihî kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve bârik alâ Muhammedin ve ezvâcihî ve zürriyyâtihî kemâ bârekte alâ âli İbrâhîme inneke hamîdün mecîd.&#8221;</p>
<p>&#8220;Allahümme salli alâ Muhammedin kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammedin kemâ bârekte alâ İbrâhîme inneke hamîdün mecîd.&#8221;</p>
<p>&#8220;Allahümme salli alâ Muhammedin-in-nebiyy-il-ümmiyyi ve alâ âli Muhammed.&#8221;</p>
<p>&#8220;Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammedin kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdün mecîd. Allahümme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammedin kemâ bârekte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdün mecîd. Allahümme ve terahham alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammedin kemâ terahhamte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdün mecîd. Allahümme ve tehannen alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammedin kemâ tehannente alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdün mecîd. Allahümme ve sellim alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammedin kemâ sellemte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdün mecîd.&#8221;</p>
<p>&#8220;Allahümme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammedin kemâ bârekte alâ İbrâhîme inneke hamîdün mecîd.&#8221;</p>
<p>&#8220;Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âlihi ve eshâbihî ve evlâdihî ve ezvâcihî ve zürriyyetihî ve ehl-i beytihî ve eshârihî ve ensârihî ve eşyâihî ve muhibbihî ve ümmetihî ve aleynâ maahüm ecmaîne yâ erhamerrâhimîn.&#8221;</p>
<p>&#8220;Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammedin ve alâ ehl-i beytihî.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lovepowerman.com/salevat-i-serife.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Salevatın Kefareti</title>
		<link>http://lovepowerman.com/salevatin-kefareti.html</link>
		<comments>http://lovepowerman.com/salevatin-kefareti.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Jul 2010 17:40:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lovepowerman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kısadan hisse Hikaye ve anılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://lovepowerman.com/?p=930</guid>
		<description><![CDATA[Râbia-tül Adeviyye, babası İsmâil&#8217;in üç kızı vardı. Bir tane daha doğunca adını Râbia (dördüncü) koydu. Babası  çok fakir olduğundan Râbia doğduğu gece evde ihtiyaç olan şeylerden hiçbiri yoktu. Bu duruma annesi çok ağlayıp mahzûn oldu. Efendisine;
-Filân komşuya gidip, bir mikdar kandil yağı isteyebilir misin?, dedi.
Hazret-i Râbia&#8217;nın babası, Allahü teâlâdan başka kimseden bir şey istememeğe [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Râbia-tül Adeviyye, babası İsmâil&#8217;in üç kızı vardı. Bir tane daha doğunca adını Râbia (dördüncü) koydu. Babası  çok fakir olduğundan Râbia doğduğu gece evde ihtiyaç olan şeylerden hiçbiri yoktu. Bu duruma annesi çok ağlayıp mahzûn oldu. Efendisine;</p>
<p>-Filân komşuya gidip, bir mikdar kandil yağı isteyebilir misin?, dedi.</p>
<p>Hazret-i Râbia&#8217;nın babası, Allahü teâlâdan başka kimseden bir şey istememeğe söz vermişti. Bununla beraber hanımını üzmemek için komşuya gitti. Kapıya elini sürdü ve geri gelip;</p>
<p>-Kapı açılmadı, deyince hanımı ağladı. O da çok üzüldü.</p>
<p>Babası, başını dizine dayadı ve öylece uyuya kaldı. Rüyâsında Peygamber efendimizi gördü.</p>
<p>Peygamber efendimiz, kendisine buyurdu ki:</p>
<p>-Hiç üzülme! Bu kızın, öyle bir hanım olacak ki, ümmetimden yetmiş bin kişiye şefâat edecek. Yârın bir kâğıda şöyle yaz:</p>
<p>&#8220;Sen her gece Peygamber efendimize yüz salevât-ı şerîfe, Cumâ geceleri de dört yüz salevât gönderirdin. Bu Cumâ gecesi unuttun. Bunun keffâreti olarak, bu yazıyı sana getiren zâta dört yüz altını helâl parandan ver.&#8221; Sonra Basra vâlisi Îsâ Zâdân&#8217;a git. O yazıyı ver.&#8221;</p>
<p>Hazret-i Râbia&#8217;nın babası uyandığında, Peygamber efendimizi görmenin şevkiyle ağlıyordu. Hemen kalktı, denileni yaptı ve Îsâ Zâdân&#8217;ın yanına gitti. Vâli mektubu alınca, Resûlullah efendimizin kendisini hatırlamasının şükrü için, binlerce altını fakirlere sadaka verdi. Râbia-tül Adeviyye&#8217;nin babası İsmâil Efendiye de mektupta yazılanı ve ona ilâve olarak pekçok altını da sadaka verip, bir ihtiyâcı olursa tekrâr gelmesini tenbîh etti. Altınları aldıktan sonra lüzumlu ihtiyaçlarını temin etti. Böylece bolluğa kavuştular ve kızlarına rahatça bakıp güzel edeb ve terbiye ile büyüttüler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lovepowerman.com/salevatin-kefareti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nafakası bitince ömrü de bitti</title>
		<link>http://lovepowerman.com/nafakasi-bitince-omru-de-bitti.html</link>
		<comments>http://lovepowerman.com/nafakasi-bitince-omru-de-bitti.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Jul 2010 17:32:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lovepowerman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kısadan hisse Hikaye ve anılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://lovepowerman.com/?p=928</guid>
		<description><![CDATA[Zamanın halifesi Harun Reşit, baş kadı Imam-ı Ebû Yusuf&#8217;la büyük velî Davud-u Taî Hazretlerini ziyarete gitmişti. Davud-u Taî Hazretlerinin evine varıp kapısını çaldılar. Kapıyı büyük velînin yaşlı annesi açtı. Harun Reşit ve Ebû Yusuf yaşlı kadına Davud-u Taî &#8216;la görüşmek istediklerini söylediler. Kadın içeri girip görüşmek istediklerini söyleyince, Davud-u Taî Hazretleri: 
- Benim dünya ehli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Zamanın halifesi Harun Reşit, baş kadı Imam-ı Ebû Yusuf&#8217;la büyük velî Davud-u Taî Hazretlerini ziyarete gitmişti. Davud-u Taî Hazretlerinin evine varıp kapısını çaldılar. Kapıyı büyük velînin yaşlı annesi açtı. Harun Reşit ve Ebû Yusuf yaşlı kadına Davud-u Taî &#8216;la görüşmek istediklerini söylediler. Kadın içeri girip görüşmek istediklerini söyleyince, Davud-u Taî Hazretleri: </p>
<p>- Benim dünya ehli kimselerle işim yok, diyerek kabul etmedi. </p>
<p>Halife ve Ebû Yusuf, Şeyhin annesinden&#8221; görüşmelerini temin etmesini rica ettiler. Annesi gelip tekrar kabul etmesini isteyince, Davud-u Taî Hazretleri: </p>
<p>- Anneye itaat Allah&#8217;ın emri olmasaydı; görüşmeyi kabul etmezdim&#8230; Fakat anneme isyan etmiş olmaktan korkarım, dedi ve görüşmeyi kabul etti. </p>
<p>Halife ve -baş kadı içeri girdiler. Hazreti Davud-u Taî , halifenin elini sıktıktan sonra: </p>
<p>- Eğer ateşte yanmayacak olsaydı ne zarif ve güzel bir el, dedi ve birçok nasihatta bulundu. </p>
<p>Ayrılacakları zaman halife, Davud-u Taî Hazretlerine bir kese altın vermek istedi. Fakat Davud-u Taî Hazretleri kabul etmeyerek: </p>
<p>- Harcamak için helâl mirasım olan evimi sattım. Onun parası bitince de ömrümü sona erdirmesi için Allah&#8217;a dua ettim, dedi. </p>
<p>Harun Reşit parayı vermeden oradan ayrıldılar. </p>
<p>Aradan hayli zaman geçmişti.. Ebû Yusuf Hazretleri, Davud-u Taî Hazretlerinin irtihal ettiğini söyledi. Hakikaten büyük veli o gün irtihali dar-i beka etmişlerdi. İmam-ı Ebû Yusuf&#8217;a bunu nereden bildiğini sordular. O şöyle anlattı: </p>
<p>- Davud-u Taî Hazretlerinin yakınlarından onun ne kadar parası olduğunu ve günlük ihtiyacı için ne kadar sarf ettiğini öğrendim. Hesap ettiğimde bugün parasının bitmesi lâzımdı. Parası bitince de ömrü bitmiş olacaktı. Çünkü Allah&#8217;a (C.C.) öyle dua etmişti. Allah onun duasını reddetmez kabul eder. </p>
<p>Kaynak: Büyük Dini Hikayeler, Osmanlı Yayınevi, </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lovepowerman.com/nafakasi-bitince-omru-de-bitti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Musa (a.s) ve Cennetteki Arkadaşı</title>
		<link>http://lovepowerman.com/musa-a-s-ve-cennetteki-arkadasi.html</link>
		<comments>http://lovepowerman.com/musa-a-s-ve-cennetteki-arkadasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Jul 2010 17:27:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lovepowerman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kısadan hisse Hikaye ve anılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://lovepowerman.com/?p=926</guid>
		<description><![CDATA[Hz. Musa Aleyhisselâm, bir gün münacatları esnasında «Ya Rabbî! Cennette benim arkadaşım kimdir, bana göster.» diye iltica eder. Hak Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri:
- Ya Musa! Filan şehirde, filan çarşıda ve şu şemail ve isimde bir kasap vardır. O kimsedir, diye ilham eyler.
Hz. Musa Aleyhisselâm hemen hareket eder ve o kasabı bulur. Dükkânının karşı tarafında, bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. Musa Aleyhisselâm, bir gün münacatları esnasında «Ya Rabbî! Cennette benim arkadaşım kimdir, bana göster.» diye iltica eder. Hak Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri:</p>
<p>- Ya Musa! Filan şehirde, filan çarşıda ve şu şemail ve isimde bir kasap vardır. O kimsedir, diye ilham eyler.</p>
<p>Hz. Musa Aleyhisselâm hemen hareket eder ve o kasabı bulur. Dükkânının karşı tarafında, bir miktar seyrederek ahvaline vâkıf olmak üzere oturur. Görür ki gayet gaddar ve zalim bir kimsedir. Sattığını hep eksik tartmaktadır. Hz. Musa&#8217;nın hatırına, bu kimse bana nasıl arkadaş olabilir, her halde o başka bir kimse olması lâzımdır, diye gelir. Tam o esnada Hz. Cebrail gelerek, o kimsenin olduğunu haber verir.</p>
<p>Hz. Musa Aleyhisselâm akşama kadar dükkânın önünde oturur ve akşam olunca, kasap bir miktar et alarak elindeki zembiline koyar ve evine gitmek üzere iken, Hz. Musa: «Ya kasap, beni misafir kabul eder misin? diye sorar. Kasap da «Buyurun, sizin gibi muhabbetli misafiri asla görmedim. Bu gece hizmetinizle şerefleneyim.» der ve beraberce giderler. Hemen Hz. Musa Aleyhisselâmm önüne yemekler ko-yar ve «Ey mübarek zat isterseniz siz yeyin. Şayet beraber yiyelim derseniz, bir miktar beklemeniz lâzım gelecek. Zira benim çok mühim bir işim vardır, müsâdenizle onu yerine getireyim.» der. Ve getirmiş olduğu eti iyice pişirip, evin köşesinde asılı bir zembıM aşağıya indirir. İçinden son derece küçük ve zayıf bir kadın çıkarır. O&#8217;nun ağzına yavaş yavaş eti verir. Karnını doyurduktan sonra altını da temizler ve tekrar yerine asarak Hz. Musa Aleyhisselâmın yanına gelir. Özür dileyerek birlikte yemek yemeye başlarlar.</p>
<p>Kadına yemek yedirirken kadının dudakları bir kaç defa hareket etmiş ve konuşur gibi olmuş. Bu hali Hz. Musa Aleyhisselâm farketmiş olduğu için o kimseye:</p>
<p>- Ey kişi, bu senin annen midir?</p>
<p>-Evet, annemdir. Çok ihtiyar ve mecalsizdir. Her gün böylece dükkândan geldiğim zaman hizmet ederim.</p>
<p>- Yemek yedirirken dudakları kıpırdadı. Sözü anlaşılır mı?</p>
<p>- Evet anlaşılır. Her ne zaman, karnını doyurup hizmetini yaptığımda «Ya Rabbî, bu oğlumu cennette Musa&#8217;ya arkadaş eyle.» diye dua eder.</p>
<p>- Ey kimse! Sana müjdeler olsun kî, annenin duası dergah-ı izzette kabul oldu. Musa benim, der ve ilham-ı ilâhî ile oraya geldiğini söyler.</p>
<p>O kimse de çok sevinir ve bütün günahlarına tevbe ve istiğfar ederek ibadet ile meşgul olmaya başlar.</p>
<p>Böylece annesine yapmış olduğu hizmet sebebi ile, salihler zümresine dahil olur.<br />
Kaynak: Büyük Dini Hikayeler, İbrahim Sıddık İmamoğlu, Osmanlı Yayınevi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lovepowerman.com/musa-a-s-ve-cennetteki-arkadasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Musa (a.s) ve Karınca</title>
		<link>http://lovepowerman.com/musa-a-s-ve-karinca.html</link>
		<comments>http://lovepowerman.com/musa-a-s-ve-karinca.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Jul 2010 17:24:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lovepowerman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kısadan hisse Hikaye ve anılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://lovepowerman.com/?p=924</guid>
		<description><![CDATA[Hz. Musa a.s., köy köy, şehir şehir dolaşıp; insanlara Allah&#8217;ın dinini öğretirken, bir gün yolu Allah&#8217;ın, ceza olarak  bütün halkını yaktığı  bir köye düştü ve:
&#8220;Ey Rabbim&#8221; dedi. &#8220;Bu köyde yaşayanlar arasında çocuklar, günahsız, suçsuzz kimseler ve hayvanlar da vardı. Sadece suçluları ve günahkarları cezalandırabilecekken, böyle yapmayıp tüm köyü cezalandırmışsın. senin şefkatin ve acıman [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. Musa a.s., köy köy, şehir şehir dolaşıp; insanlara Allah&#8217;ın dinini öğretirken, bir gün yolu Allah&#8217;ın, ceza olarak  bütün halkını yaktığı  bir köye düştü ve:</p>
<p>&#8220;Ey Rabbim&#8221; dedi. &#8220;Bu köyde yaşayanlar arasında çocuklar, günahsız, suçsuzz kimseler ve hayvanlar da vardı. Sadece suçluları ve günahkarları cezalandırabilecekken, böyle yapmayıp tüm köyü cezalandırmışsın. senin şefkatin ve acıman sınırsıdır ve sen tüm canlılara bu şefkatinle davranırın. Sen işlerini de bizim aklımıızn eremediği yüksek bilginle yaparsın. Buna olan inancım tamdır. Fakat ben merak ettim; günahkarlarla beraber masum insanları niçin yaktın?&#8221; diyerek,fazla oyalanmadan, yoluna devam etti.</p>
<p>Bir müddet sonra hem bir şeyler yemek, hem de yol yorgunluğunu biraz olsun üzerinden atmakbir ağacın altına oturdu. Ağacın az ötesinde büyük bir karınca yuvası vardı. Karıncalar harıl harıl çalışıyordu. Bu karıncalarda bir tanesi gelip dinlenmekte olan Hz.Musa aleyhisselamı ısırdı. Musa a.s karıncaya öfkelendi Yerdeki kurumuş odunlardan birini ateşle tutuşturdu, geldi, tüm karınca yuvasını ateşe verdi. Tüm karıncalar yanarak öldü. Musa a.s bildiren dini hükümler arasında karınca yakmak günah değildi.</p>
<p>Bunun üzerin Allah (c.c) şöyle seslendi:</p>
<p>&#8220;Ey Musa! Seni sadece bir tek karınca ısırmışken, sen bütün karınca yuvasını ateşe mi verdin. Bir karınca yüzünden koca karınca ülkesini her ana hamde eden, beni en güzel sözlerle  öven bir toplumu yakıp yok ettin, öyle mi?&#8221;</p>
<p>Hz.Musa a.s. gerek kendi gördüğü karşısında söyledikleri, gerek yaptığı karşısında Cenab-ı Hakk&#8217;ın seslenişinden öğrenmiş oldu ki;</p>
<p>Suçlularla beraber olanlar, kendileri suçsuz  olsalar dahi aynı cezaya uğrarlar. Ancak Allah c.c. hesap gününde onları birbirinden ayırır, her birine hak ettiği karşılığı fazlasıyla verir.</p>
<p>Bizler de kötü insanlarla beraber olmamalı, onların yaşadıkları yerlerde bulunmamalıyız. Bulunmak zorunda kalırsak onları uygun bir lisan ile uyarmalı, oradan bir an önce uzaklaşmaya bakmalıyız.</p>
<p>Kaynak: Büyük Dini Hikayeler, İbrahim Sıddık İmamoğlu, Osmanlı Yayınevi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lovepowerman.com/musa-a-s-ve-karinca.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kutup Görme Arzusu</title>
		<link>http://lovepowerman.com/kutup-gorme-arzusu.html</link>
		<comments>http://lovepowerman.com/kutup-gorme-arzusu.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Jul 2010 17:18:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lovepowerman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kısadan hisse Hikaye ve anılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://lovepowerman.com/?p=922</guid>
		<description><![CDATA[Yûsuf Halveti hocasının bereketli sohbetleriyle yetişip, velî bir zât olunca, Rum diyârındaki insanları irşâd için oraya gitmeye memur edildi. Niğde şehrine gelip, insanlar arasında Tepeviran denilmekle meşhur olan yere yerleşti. Orada bir dergâh ve bir câmi inşâ etti. İnsanlara hak yolun bilgilerini, edebini öğretmekle meşgûl oldu. Çok kerâmetleri görüldü.
Yûsuf Halvetî&#8217;nin önceleri bir zaman, kendi kendine;
“Şu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yûsuf Halveti hocasının bereketli sohbetleriyle yetişip, velî bir zât olunca, Rum diyârındaki insanları irşâd için oraya gitmeye memur edildi. Niğde şehrine gelip, insanlar arasında Tepeviran denilmekle meşhur olan yere yerleşti. Orada bir dergâh ve bir câmi inşâ etti. İnsanlara hak yolun bilgilerini, edebini öğretmekle meşgûl oldu. Çok kerâmetleri görüldü.</p>
<p>Yûsuf Halvetî&#8217;nin önceleri bir zaman, kendi kendine;</p>
<p>“Şu anda dünyâda kutup kimdir. Onunla görüşsem.” diye hatırına geldi. O zaman hocası onu teselli etti ve;</p>
<p>“Yûsuf evlâdım! Sen bir türlü kutup görme arzusundan vazgeçmezsin. Mâdemki öyle, şimdi filan yere git. İnşâallah arzun gerçekleşir.” buyurdu.</p>
<p>O gece hocasının işâret ettiği yere gitti. Orada altı sâlih kimse gördü. Lâkin arzusunu ve hocasının dediklerini unuttu ve onlara nereye gittiklerini ve kimler olduklarını sordu. Onlar da;</p>
<p>“Bizler yediler denen Allahü teâlânın sevgili kullarıyız. Az önce içimizden biri vefât etti. Onun yerine geçecek kimseyi istişâre için kutb-ı âlemin yanına gidiyoruz.” dediler.</p>
<p>Yûsuf Halvetî de kendileriyle berâber gitmek istedi. Onlar da;</p>
<p>“Peki gel!” dediler.</p>
<p>Tayy-i mekân edip bir anda Kâbe-i muazzamaya geldiler. Tavâftan sonra bir eve gidip içeri girdiler. İçeride yüzü örtülü birisi vardı. Ona selâm verdiler. Hiçbir şey söylemeden bir meyyiti tabutuyla ortaya getirip namazını kıldılar. Sonra tabut semâya yükseldi. Sonra;</p>
<p>“Bunun yerine kimi münâsib görürsünüz?” diye yüzü örtülü kişiden sordular.</p>
<p>O zaman Yûsuf Halvetî onlara;</p>
<p>“Bu işi bizimle istişâre etseniz olmaz mı?” dedi.</p>
<p>Onlar da;</p>
<p>“Bu nasıl söz. Sen kendi hocanın dediğini bile unutmuşsun?” deyip sonra da başka birisini getirdiler ve onun yedilere tâyini yapıldı. Sonra da yediler oradan çıkıp, herbiri bir tarafa gitti. O yüzü örtülü zât da bir tarafa yöneldi. Yûsuf Halvetî onun peşinden gitmek isteyince, o;</p>
<p>“Yûsuf ne oldun nedir derdin?” diye seslendi.</p>
<p>O zaman Yûsuf Halvetî bu sesi tanıdı ve başını kaldırıp baktığında onun kendi hocası Zâhid Efendi olduğunu anladı. Özürler dileyip ağladı. Hocası onun özrünü kabûl edip bir anda Şirvan’daki dergâhlarına döndüler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lovepowerman.com/kutup-gorme-arzusu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yetiş Ya Resulallah!</title>
		<link>http://lovepowerman.com/yetis-ya-resulallah.html</link>
		<comments>http://lovepowerman.com/yetis-ya-resulallah.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Jul 2010 17:11:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lovepowerman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kısadan hisse Hikaye ve anılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://lovepowerman.com/?p=920</guid>
		<description><![CDATA[Ebû Abdullah Merrakûşî hazretleri, Resûlullah efendimizi vesîle ederek Allahü teâlâdan bir şey istemek, Resûlullah efendimizin yardım ve şefâatlerine kavuşmak husûsunda bir eser yazdığı esnâda başından geçen bir hâdiseyi şöyle nakletti:
&#8220;1239 senesinde Sader kalesinden seçkin bir cemâatle berâber çıktık. Yanımızda bize kılavuzluk eden biri vardı. Bir müddet gittikten sonra suyumuz tükendi. Durup su aramaya çıktık. Ben [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ebû Abdullah Merrakûşî hazretleri, Resûlullah efendimizi vesîle ederek Allahü teâlâdan bir şey istemek, Resûlullah efendimizin yardım ve şefâatlerine kavuşmak husûsunda bir eser yazdığı esnâda başından geçen bir hâdiseyi şöyle nakletti:</p>
<p>&#8220;1239 senesinde Sader kalesinden seçkin bir cemâatle berâber çıktık. Yanımızda bize kılavuzluk eden biri vardı. Bir müddet gittikten sonra suyumuz tükendi. Durup su aramaya çıktık. Ben de bu arada ihtiyâcımı görmek için gittim. Bu sırada müthiş bir şekilde uykum geldi. Nasıl olsa giderken beni uyandırırlar deyip, başımı yere koydum. Uyandığımda kendimi çölün ortasında yapayalnız buldum. Arkadaşlarım beni unutup gitmişlerdi. Yalnızlıktan büyük bir korkuya kapıldım. Çölde sağa sola yürümeye başladım. Nerede bulunduğumu, nereye gideceğimi bilemiyordum. Her taraf dümdüz kumdu. Az sonra hava karardı. Yolculuk yaptığımız kâfileden hiçbir iz yoktu. Ben, gece karanlığında yapayalnızdım. Korkum daha da şiddetlendi. Telâşla daha süratli yürümeye başladım. Bir müddet gittikten sonra, çok susamış ve yorulmuş bir hâlde yere düştüm. Artık hayâtımdan ümîdimi kesmiş, ölümümün yaklaştığını hissetmeye başlamıştım. Susuzluk ve yorgunluktan, ızdırap ve elemim son haddine varmıştı. Birden aklıma geldi. Gece karanlığında:</p>
<p>&#8220;Yâ Resûlallah! Yetiş! Senden Allahü teâlânın izniyle yardım etmeni istiyorum!&#8221; diye inledim.</p>
<p>Sözümü bitirir bitirmez, birinin bana seslendiğini duydum. Sesin geldiği tarafa baktığımda; gece karanlığında, etrâfına ışıklar saçan, bembeyaz elbiseler giyinmiş, o zamâna kadar hiç görmediğim bir kimsenin beni çağırdığını gördüm. Bana yaklaşıp, elimi tuttu. O ânda bütün yorgunluğum ve susuzluğum kayboldu. Yeniden doğmuş gibi oldum. Ona canım birden ısınıverdi. Elele bir müddet yürüdük. Hayâtımın en tatlı anlarından birini yaşadığımı hissettim. Bir kum tepeciğini aşınca, berâber yolculuk yaptığım kâfilenin ışıklarını görüp, arkadaşlarımın seslerini duydum. Onların yanlarına doğru yaklaştık. Benim bindiğim hayvan en arkada onları tâkib ediyordu. Birden gelip önümde durdu. Bineğimi önümde görünce, sevinç çığlıkları attım. Ben bağırınca, benimle gelen zât elini elimden çekti. Daha sonra elimden tutup bineğime bindirdi.</p>
<p>Sonra da;</p>
<p>&#8220;Bizden bir şey isteyeni ve yardım talebinde bulunanı boş çevirmeyiz.&#8221; diyerek geri dönüp gitti. O zaman onun Resûlullah efendimiz olduğunu anladım. O, geri dönüp giderken, çevresine yaydığı nûrların gece karanlığında göğe doğru yükseldiği görülüyordu. O, gözümden kaybolunca, birden aklım başıma geldi;</p>
<p>&#8220;Nasıl olup da ben, Resûlullah efendimizin elini ayağını öpmedim.&#8221; diye çırpındım. Ama iş işten geçmiş, fırsat elden kaçmıştı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lovepowerman.com/yetis-ya-resulallah.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Münafıkın Gözü Olmasaydı</title>
		<link>http://lovepowerman.com/munafikin-gozu-olmasaydi.html</link>
		<comments>http://lovepowerman.com/munafikin-gozu-olmasaydi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Jul 2010 17:09:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lovepowerman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kısadan hisse Hikaye ve anılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://lovepowerman.com/?p=918</guid>
		<description><![CDATA[Bir gün öğle nemâzından sonra, Cebrâîl aleyhisselâm yetmişbin melek ile gelerek, En&#8217;âm sûresini getirdi. Resûlullah hazretleri o gece bütün Eshâb-ı kirâmı Âişe r.a hazretlerinin evinde topladı. Kandil yakıp, Sûre-i En&#8217;âmı okudular. Kandil  ışıksız oldu.
Resûlullah hazretleri Ebû Bekr hazretlerine buyurdular ki,
- Yâ Ebâ Bekr, kandili ışıklandır.
Bir sâat sonra yine karardı.
Hazret-i Resûl-i ekrem yine buyurdu.
- Yâ [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir gün öğle nemâzından sonra, Cebrâîl aleyhisselâm yetmişbin melek ile gelerek, En&#8217;âm sûresini getirdi. Resûlullah hazretleri o gece bütün Eshâb-ı kirâmı Âişe r.a hazretlerinin evinde topladı. Kandil yakıp, Sûre-i En&#8217;âmı okudular. Kandil  ışıksız oldu.</p>
<p>Resûlullah hazretleri Ebû Bekr hazretlerine buyurdular ki,</p>
<p>- Yâ Ebâ Bekr, kandili ışıklandır.</p>
<p>Bir sâat sonra yine karardı.</p>
<p>Hazret-i Resûl-i ekrem yine buyurdu.</p>
<p>- Yâ Ebâ Bekr, kandilin ışığını çoğalt.</p>
<p>Hazret-i Ebû Bekr, kandili ışığını çoğaltmak için kalkdı. Bakdı ki kandilin yağı tükenmiş.</p>
<p>Dedi ki,</p>
<p>- Yâ Resûlallah! Kandilde yağ kalmamış. Bu gece yağ almak imkânımız da yokdur. Kandil bize lâzımdır, kelâm-ı Rabbilâlemîni okuyalım.</p>
<p>Hazret-i Resûlullah buyurdular ki,</p>
<p>- Bir mikdâr kendi ağzının tükrüğünden kandile damlat.</p>
<p>Âişe-i Sıddika hazretleri buyurur ki,</p>
<p>- Babam bir mikdâr ağzının suyunu, Resûlullah hazretlerinin emr-i şerîfi ile kandile damlatdı. Kandilin ışığı çoğaldı. Allahü tebâreke ve teâlâ hazretlerinin emr ve fermânı ile şiddetli bir ışık oldu ki, Eshâb-ı kirâmın gözlerini kamaşdırdı.</p>
<p>Server-i âlem &#8217;sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem&#8217; hazretleri buyurdu ki:</p>
<p>- Bu kandili söndürmeyiniz!</p>
<p>Kırk gün kırk gece o kandil, Âişe-i Sıddîka hazretlerinin evinde yandı.</p>
<p>Bir münâfık hazret-i Âişenin evine geldi. O kandili gördü.</p>
<p>- Ne acâib kandil, kırkgün kırk gecedir sönmez, dedi.</p>
<p>O sâatde o kandil söndü. Cebrâîl aleyhisselâm geldi ve dedi:</p>
<p>- Yâ Muhammed! Allahü tebâreke ve teâlâ hazretleri buyurur:<br />
&#8220;Ben çeşm-i bed [fenâ bakışlı] kullar da yaratdım. Eğer o münâfıkın gözü olmasaydı, kıyâmete kadar o kandil; Ebû Bekrin &#8216;radıyallahü teâlâ anh&#8217; ağzının suyunun bereketi ile sönmez idi.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lovepowerman.com/munafikin-gozu-olmasaydi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
