<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>http://lovepowerman.com &#187; S İ Y E R &#8211; İ N E B İ</title>
	<atom:link href="http://lovepowerman.com/love/dinimizislam/s-i-y-e-r-i-n-e-b-i/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://lovepowerman.com</link>
	<description>Lovepowerman.com</description>
	<lastBuildDate>Mon, 28 Jan 2013 22:05:39 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Hz. Muhammed(sav)&#8217;in Soy Ağacı</title>
		<link>http://lovepowerman.com/hz-muhammedsavin-soy-agaci.html</link>
		<comments>http://lovepowerman.com/hz-muhammedsavin-soy-agaci.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 May 2010 18:44:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lovepowerman</dc:creator>
				<category><![CDATA[S İ Y E R - İ N E B İ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://lovepowerman.com/?p=609</guid>
		<description><![CDATA[
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://lovepowerman.com/wp-content/uploads/1111cy3.jpg"><img src="http://lovepowerman.com/wp-content/uploads/1111cy3-300x220.jpg" alt="" title="1111cy3" width="300" height="220" class="alignleft size-medium wp-image-610" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lovepowerman.com/hz-muhammedsavin-soy-agaci.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kutlu Doğum ve Mevlid Kandili</title>
		<link>http://lovepowerman.com/kutlu-dogum-ve-mevlid-kandili.html</link>
		<comments>http://lovepowerman.com/kutlu-dogum-ve-mevlid-kandili.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Apr 2010 21:14:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lovepowerman</dc:creator>
				<category><![CDATA[S İ Y E R - İ N E B İ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://lovepowerman.com/?p=296</guid>
		<description><![CDATA[Kutlu Doğum ve Mevlid Kandili
Hayatın gayesi, yaratılışın mânâsı silinmiş, yok olmuştu. Herşey mânâsız başıboşluk ve hüzün örtülerine bürünmüştü.
Ruhlar birşey bekliyor, bir nurun zulmet perdesini yırtmasını içten içe hissediyordu.
O vahşet devrinde kâinat ufkundan bir güneş doğdu. Bu güneş âhirzaman Peygamberi Hz. Muhammmed Aleyhissalâtü Vesselam idi. Tarihin seyrini, hayatın akışını değiştiren bu eşsiz olay, dünyayı yerinden sarsan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kutlu Doğum ve Mevlid Kandili</p>
<p>Hayatın gayesi, yaratılışın mânâsı silinmiş, yok olmuştu. Herşey mânâsız başıboşluk ve hüzün örtülerine bürünmüştü.<br />
Ruhlar birşey bekliyor, bir nurun zulmet perdesini yırtmasını içten içe hissediyordu.<br />
O vahşet devrinde kâinat ufkundan bir güneş doğdu. Bu güneş âhirzaman Peygamberi Hz. Muhammmed Aleyhissalâtü Vesselam idi. Tarihin seyrini, hayatın akışını değiştiren bu eşsiz olay, dünyayı yerinden sarsan değişimlerin en büyüğü idi.<br />
İşte insanlığın akıl ve kalbinde düğümlenen &#8220;Necisin, nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun?&#8221; sorularını, düğümlerini çözüp kâinatın Sahibini ilân ve ispat edecek bir zatın teşrifi sadece insanların ruh ve kalbinde değil, diğer varlıklarda, hattâ cansız eşyada bile yansımasını bulacaktı.<br />
Doğudan batıya bütün âlemin nurlara büründüğü, İlâhi değişimin tecelli ettiği o gece neler oldu neler?<br />
Yahudi ileri gelenleri ve âlimleri kitaplarında daha önce rastladıkları işaret ve müjdelerin açığa çıktığını gördüler. Kimsenin haberi olmadan en önce onlar bu müjdeyi verdiler.<br />
O gece Yahudi âlimleri semâya bakıp &#8220;Bu yıldızın doğduğu gece Ahmed doğmuştur&#8221; dediler.<br />
Bîr Yahudi İleri geleni Mekke&#8217;de Peygamberimizin doğduğu gece, içlerinde Hiş** ve Velid bin Muğire, Utbe bin Rabia gibi Kureyş ileri gelenlerinin bulunduğu bir toplantıda,<br />
- &#8220;Bu gece sizlerden birinin çocuğu oldu mu?&#8221; diye sordu.<br />
- &#8220;Bilmiyoruz&#8221; diye cevap verdiler.<br />
Yahudi, &#8220;Vallahi sizin bu ihmalinizden iğreniyorum!<br />
&#8220;Bakın, ey Kureyş topluluğu, size ne söylüyorum, iyi dinleyin. Bu gece, bu ümmetin en son peygamberi Ahmed doğdu. Eğer yanlışım varsa, Filistin&#8217;in kudsiyetini inkâr etmiş olayım. Evet, onun iki küreği arasında kırmızımtırak, üzerinde tüyler bulunan bir ben var&#8221; dedi.<br />
Toplantıda bulunanlar Yahudinin sözünden hayrete düştüler ve dağıldılar. Her birisi evlerine döndüğünde bu durumu ev halkına anlattılar. &#8220;Bu gece Abdülmuttalib&#8217;in oğlu Abdullah&#8217;ın bir oğlu doğdu. Adını Muhammed koydular.&#8221; haberini aldılar.<br />
Ertesi gün Yahudiye vardılar:<br />
&#8220;Bahsettiğin çocuğun bizim aramızda dünyaya geldiğini duydun mu?&#8221; dediler.<br />
Yahudi &#8220;Onun doğumu benim size haber verdiğimden önce midir, sonra mıdır?&#8221; dedi.<br />
Onlar, &#8220;Öncedir ve ismi Ahmed&#8217;dir&#8221; dediler. Yahudi, &#8220;Beni ona götürün&#8221; dedi.<br />
Yahudi ile beraber kalkıp Hz. Âmine&#8217;nin evine gittiler, içeri girdiler.<br />
Pegamberimizi Yahudinin yanına çıkardılar. Yahudi Peygamberimizin sırtındaki beni görünce, üzerine baygınlık geldi, fenalaştı. Kendine gelip ayıldığı sırada,<br />
&#8220;Ne oldu sana, yazıklar olsun&#8221; dediler.<br />
Yahudi, &#8220;Artık İsrailoğullarndan peygamberlik gitti. Ellerinden kitap da gitti. Artık Yahudi âlimlerinin kıymet ve itibarları da kalmadı. Araplar peygamberleriyle kurtuluşa ereceklerdir.<br />
&#8220;Ey Kureyş topluluğu, ferahladınız mı? Vallahi size, doğudan batıya kadar ulaşacak bir güç, kuvvet ve bir üstünlük verilecektir&#8221; dedi.<br />
Kâinatın Efendisini dünyaya getiren bahtiyar annenin henüz dünyaya gelmeden görüp gördükleri çok manalıydı..<br />
Peygamber Efendimize hamileyken rüyasında,<br />
&#8220;Sen, insanların en hayırlısına ve bu ümmetin efendisine hamile oldun. Onu dünyaya getirdiğin zaman &#8216;Her hasetçinin şerrinden koruması için bir ve tek olana sığınırım&#8217; de, sonra ona Ahmed yahut Muhammed ismini ver.&#8221;<br />
Yine kendisinden çıkan bir nurun aydınlığında bütün doğuyu ve batiyi, Ş** ve Busra saray ve çarşılarını, hattâ Busra&#8217;daki develerin uzanan boyunlarını gördüğünü Abdülmüttalib&#8217;e anlatmıştı.<br />
Aynı gece Hz. Âmine&#8217;nin yanında bulunan Osman ibn Âs&#8217;ın annesinin gördükleri de şöyle:<br />
&#8220;O gece evin içi nurla doldu, yıldızların sanki üzerimize dökülecekmiş gibi sarktıklarını gördük.&#8221;<br />
Evet bu ulvî anı dile getiren Mevlid&#8217;in yazarı Süleyman Çelebi bütün bu hakikatleri şu beytiyle şiirleştirmiştir:<br />
&#8220;Hem Muhammed gelmesi oldu yakin<br />
Çok alâmetler belürdi gelmedin&#8221;<br />
Rabiülevvel ayının 12. Pazartesi gecesi, yapılan hesaplamalara göre, Miladi takvime göre 20 Nisan&#8217;a denk gelen gece idi. Dünyayı şereflendiren iki Cihan Serverinin üzerini o günün bir âdeti olarak bir çanakla kapattılar.<br />
Araplara göre o zaman, gece doğan çocuğun üzerine bir çanak koymak ve gündüz olmadan ona bakmamak âdetti. Fakat bir de baktılar ki. Peygamber Efendimizin üzerine konulan çanak yarılarak ikiye ayrılmış, Efendimiz gözlerini gökyüzüne dikmiş, başparmağını emiyordu.<br />
Evet, bu işaret her türlü küfrün, zulmün, şirkin ve her türlü bâtıl inanç ve âdetlerin parçalanıp yok olması, imanın, nurun ve hidâyetin kâinatı aydınlatması için gönderilmiş bir Peygamber idi.<br />
Aynı gece Kabe&#8217;de tapılmakta olan cansız putların çoğunun başaşağı devrildiği görüldü.<br />
Aynı gece Kisra sarayının beşik gibi sallanıp on dört balkonunun parçalanıp yerlere düştüğü öğrenildi.<br />
Sava&#8217;da mukaddes tanınan gölün suyunun çekilip gittiği görüldü.<br />
Bin senedir yakılan ve söndürülmeyen mecusi ateşinin sönüverdiği müşahede edildi.<br />
Bütün bunlar işaret ve alamettir ki, yeni dünyaya gelen zat ateşe tapmayı, puta tapmayı kaldırıp, Fars saltanatını parçalayarak Allah&#8217;ın izni olmadan kutsal tanınan şeylerin kutsallığını ortadan kaldıracaktır.<br />
İşte bu geceye Veladet-i Nebi gecesi diyor ve onun bütün kalbimizle, ruhumuzla her sene yeniden yâd edip kutluyoruz. Bütün kâinatla bu geceyi karşılayarak onun âleme teşrifine kıyam ediyoruz.<br />
Getirdiği ebedi nura, açtığı saadet caddesine ve sünnet-i seniyyesine yeniden sımsıkı sarılmak ve Mevlid Kandilini vesile ederek ona yeniden biatimizi, bağlılığımızı tazelemek ne yüce bir şeref ve ne büyük bir saadettir.<br />
Yüce Rabbim bizleri sevgili Resulünün şefaatine nail eylesin.<br />
Amin.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lovepowerman.com/kutlu-dogum-ve-mevlid-kandili.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Peygamber Efendimizin(s.a.v) Günlük Hayata Ait Sünnetleri:</title>
		<link>http://lovepowerman.com/peygamber-efendimizins-a-v-gunluk-hayata-ait-sunnetleri.html</link>
		<comments>http://lovepowerman.com/peygamber-efendimizins-a-v-gunluk-hayata-ait-sunnetleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Apr 2010 19:11:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lovepowerman</dc:creator>
				<category><![CDATA[S İ Y E R - İ N E B İ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://lovepowerman.com/?p=277</guid>
		<description><![CDATA[Euzu billahi mineşşeytânirracîm. Bismillahirrahmanirrahim.
Peygamber Efendimizin Günlük Hayata Ait Sünnetleri:
Peygamber efendimiz söyle buyurmaktadir: Kim benim sunnetimi diriltirse(ihya eder ve yasaminda tatbik ederse) beni sevmis olur. Beni seven de benimle beraber Cennettedir.
1- ) En çok Pazartesi ve Perşembeleri oruç tutardı. Neden böyle yaptığı
Pazartesi ve Perşembe Allah&#8217;a sunulur.sorulduğunda da şu cevabı verirdi: &#8221;
Ameller her pazartesi ve perşembe Allah&#8217;a [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Euzu billahi mineşşeytânirracîm. Bismillahirrahmanirrahim.</p>
<p>Peygamber Efendimizin Günlük Hayata Ait Sünnetleri:<br />
Peygamber efendimiz söyle buyurmaktadir: Kim benim sunnetimi diriltirse(ihya eder ve yasaminda tatbik ederse) beni sevmis olur. Beni seven de benimle beraber Cennettedir.</p>
<p>1- ) En çok Pazartesi ve Perşembeleri oruç tutardı. Neden böyle yaptığı<br />
Pazartesi ve Perşembe Allah&#8217;a sunulur.sorulduğunda da şu cevabı verirdi: &#8221;<br />
Ameller her pazartesi ve perşembe Allah&#8217;a ( c.c.) sunulur. Oruçlu iken<br />
amelimin Allah&#8217;a (c.c.) arz olunmasını severim. Her Müslüman affedilir.<br />
Ancak dargın olan kişi müstesna. Cenab-ı Hak meleklere onlar için &#8220;bunları<br />
geri bırakın&#8221; der.</p>
<p>2- ) Cumartesi ve pazar günleri de umumiyetle oruç tutardı. ve şöyle derdi:<br />
&#8221; Bu iki gün müşriklerin bayram günleridir. Onlara muhalif olmaktan<br />
hoşlanırım.</p>
<p>3- ) Yüzüğü gümüştendi yüzüğü akik taşıydı.</p>
<p>4- ) Gözleri uyurdu lakin kalbi uyumazdı.</p>
<p>5- ) Ahlakı Kur&#8217;an&#8217;dı.</p>
<p>6- ) Umumiyetle cuma günü yıkanırdı bazen de terk ederdi.</p>
<p>7- ) Çocuklara karşı çok merhametliydi.</p>
<p>8- ) Su içtiği zaman 3 defa nefes alır üç nefeste içerdi ve &#8221; Bu daha<br />
mutlu daha afiyetli ve daha sağlıklıdır. &#8221; buyurdu.</p>
<p>9- ) Gece kalktığı zaman ağzını misvaklardı.</p>
<p>10- ) Son derece merhametliydi. Birisine bir şey vaad ettiği zaman imkanı<br />
olduğunda mutlaka o vaadini yerine getirirdi.</p>
<p>11- ) İçinde su içilen bir cam kasesi vardı.</p>
<p>12- ) Sukunu uzun gülmesi azdı.</p>
<p>13- ) Hizmetçiye söyledikleri sözlerden biri de &#8221; Bir ihtiyacın var mı? &#8221;<br />
idi.</p>
<p>14- ) Eza veren kötü huyu olmazdı. Birisinin diğeri aleyhine olan sözünü de<br />
kabul etmezdi.</p>
<p>15- ) Kendisine meleklerin gelmesi ve Hz. Cebrail (as) ile konuşması<br />
sebebiyle pırasa sarımsak soğan gibi şeyler yemezdi.</p>
<p>16- ) Yaslanarak yemek yemezdi. Arkasindan iki kisi yürüyemezdi.</p>
<p>17- ) Gece ağzına misvak sürmeden kalmazdı.</p>
<p>18- ) Gusulden sonra abdest almazdı.</p>
<p>19- ) Tebbessüm etmeden kesinlikle konuşmazdı.</p>
<p>20- ) Ramazan Bayramında bir şey yemeden camiye çıkmazdı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lovepowerman.com/peygamber-efendimizins-a-v-gunluk-hayata-ait-sunnetleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Adâletin timsâli  Hz. ÖMER</title>
		<link>http://lovepowerman.com/adaletin-timsali-hz-omer.html</link>
		<comments>http://lovepowerman.com/adaletin-timsali-hz-omer.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Apr 2010 21:49:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lovepowerman</dc:creator>
				<category><![CDATA[S İ Y E R - İ N E B İ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://lovepowerman.com/?p=205</guid>
		<description><![CDATA[Hz. Hamza&#8217;nın Müslüman olması üzerine, Mekkeli müşriklerin telâş ve endîşeleri had safhaya varmıştı. Çünkü parmakla gösterilen kahramanlardan biri de Müslüman olmuş, Resûlullahın saflarında yer almıştı. Bu beklenmedik hâdise, müşrikleri, büsbütün çileden çıkardı. Hz. Ömer bu sırada daha Müslüman olmamıştı. Bir gün, Resûlullah efendimizi, gördüğü yerde öldürmek niyetiyle evinden çıktı. Sevgili Peygamberimizi Mescid-i Harâm&#8217;da namaz kılarken [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. Hamza&#8217;nın Müslüman olması üzerine, Mekkeli müşriklerin telâş ve endîşeleri had safhaya varmıştı. Çünkü parmakla gösterilen kahramanlardan biri de Müslüman olmuş, Resûlullahın saflarında yer almıştı. Bu beklenmedik hâdise, müşrikleri, büsbütün çileden çıkardı. Hz. Ömer bu sırada daha Müslüman olmamıştı. Bir gün, Resûlullah efendimizi, gördüğü yerde öldürmek niyetiyle evinden çıktı. Sevgili Peygamberimizi Mescid-i Harâm&#8217;da namaz kılarken buldu ve namazın bitmesini isteyerek, dinlemeye başladı. Habîb-i ekrem efendimiz, El-Hâkka sûre-i şerîfini okuyordu.Kalbim meyletti </p>
<p>Hattâboğlu Ömer, Peygamber efendimizin okuduklarını hayranlıkla dinliyordu. Ömründe böyle güzel sözler duymamıştı. Bunu kendisi, sonradan şöyle anlatır:Dinlediğim bu sözlerin belâgatına, düzgünlüğüne, derli topluluğuna hayrân olmuş, niçin geldiğimi unutmuştum. Bu hâdiseden sonra, kalbimde İslâma karşı bir istek hâsıl oldu.Bu hâdisenin, Hz. Ömer&#8217;in Müslüman olmasında mühim te&#8217;sîri olmuştur. Çünkü kalbini yumuşatmış, Müslüman olmasına zemin hazırlamıştır.Hz. Hamza&#8217;nın Müslüman olmasından üç gün sonra, Ebû Cehil, müşrikleri toplayıp dedi ki:- Ey Kureyş! Muhammed, putlarımıza dil uzattı. Bizden önce gelen atalarımızın Cehennemde azâb gördüklerini, bizim de oraya gideceğimizi söyledi! Onu öldürmekten başka çâre yoktur! Onu öldürecek kişiye, yüz kızıl deve ve sayısız altın vereceğim! </p>
<p>Bir anda Hattâboğlu Ömer&#8217;in kalbinden, İslâma olan istek kayboldu ve yerinden fırlayarak dedi ki:- Bu işi Hattâboğlundan başka yapacak yoktur.- Haydi Hattâboğlu! Görelim seni! Bu işi senden başka yapabilecek kimse yoktur.Hattâboğlu Ömer, kılıcını kuşanarak yola düştü. Giderken Nu&#8217;aym bin Abdullah&#8217;a rastladı.Yolda Nuaym bin Abdullah kendisine sordu:- Yâ Ömer, böyle şiddet ve hiddetle nereye gidiyorsun?- Milletin arasına nifâk sokan, kardeşi kardeşe düşüren bir kimseyi öldürmeye gidiyorum.- Yâ Ömer, güç bir işe gidiyorsun. Onun Eshâbı çevresinde pervane gibi dönmektedir. Ona birşey olmasın diye titremektedirler. Onun yanına yaklaşıp, zarar veremezsin! </p>
<p>Yakınlarınla uğraş </p>
<p>Bu söze çok hiddetlenen Hz. Ömer kılıcına sarıldı:- Yoksa sen de mi onlardansın? Önce senin işini bitireyim.Nuaym bin Abdullah cevap verdi:- Sen benimle uğraşacağına, kardeşin Fâtıma ile enişten Saîd&#8217;in yanına git! Onlar, çoktan Müslüman oldular. Sen önce kendi yakınların ile uğraş!- Hayır, onlar Müslüman olamazlar.- Bana inanmazsan, git evlerine, kendilerine sor! </p>
<p>Bunun üzerine Hz. Ömer, kardeşini merak edip, öfkeyle hemen evlerine gitti. O sıralarda Tâhâ sûresi yeni nâzil olmuş, eniştesi Saîd ile kızkardeşi Fâtıma bunu yazdırıp, Hz. Habbâb bin Eret adındaki sahâbîyi evlerine getirmiş, okuyorlardı.Hattâboğlu Ömer, kapıdan bunların sesini duydu. Kapıyı çok sert çaldı. Onu, kılıcı belinde kızgın görünce, yazıyı saklayıp, Hz. Habbâb&#8217;ı gizlediler. Sonra kapıyı açtılar. İçeri girince sordu:- Ne okuyordunuz?- Bir şey okumuyorduk.- Hayır, okuyordunuz. İşittiğim doğru imiş. Siz de O&#8217;nun sihrine aldanmışsınız! </p>
<p>Niçin utanmazsın? </p>
<p>Hz. Sa&#8217;îd&#8217;i yakasından tutup, yere attı. Kardeşi, efendisini kurtarayım derken, onun yüzüne de öfkeli bir tokat indirdi. Yüzünden kan akmaya başladığını görünce, kardeşine acıdı. Fâtıma&#8217;nın canı yanmış, kana boyanmış idi. Fakat îmân kuvveti, kendisini harekete getirip, Allahü teâlâya sığınarak dedi ki:- Yâ Ömer! Niçin Allahtan utanmaz, âyetler ve mu&#8217;cizeler ile gönderdiği Peygamberine inanmazsın? İşte ben ve zevcim, Müslüman olmakla şereflendik. Başımızı kessen de bundan dönmeyiz.Sonra Kelime-i şehâdeti okudu. Hattâboğlu Ömer, kızkardeşinin bu îmânı karşısında birden yumuşadı ve yere oturdu. Yumuşak sesle dedi ki:- Hele şu okuduğunuz kitabı çıkarın.- Sen temizlenmedikçe, onu sana vermem.Ömer bin Hattâb gusül abdesti aldı. Ondan sonra Fâtıma, âyet-i kerîme yazılı sahifeyi getirdi. Ömer bin Hattâb güzel okurdu. Tâhâ sûresini okumaya başladı. Kur&#8217;ân-ı kerîmin fesâhatı, belâgatı, ma&#8217;nâları ve üstünlükleri kalbini gitgide yumuşattı.(Göklerde ve yeryüzünde ve bunların arasında ve yedi kat toprağın altındaki şeyler hep O&#8217;nundur) [Tâhâ: 6] meâlindeki âyet-i kerîmeyi okuyunca, derin derin düşünceye daldı. Dedi ki:- Yâ Fâtıma! Bu bitmez tükenmez varlıklar, hep sizin taptığınız Allahın mıdır?- Evet, öyle ya! Şüphe mi var?- Yâ Fâtıma! Bizim binbeşyüz kadar altından, gümüşten, tunçtan, taştan oymalı, süslü heykellerimiz var. Hiçbirinin, yeryüzünde bir şeyi yok.Şaşkınlığı büsbütün artmıştı. Biraz daha okudu.(Allahü teâlâdan başka ibâdet edilecek, tapılacak hak bir ilâh, bir ma&#8217;bûd yoktur. En güzel isimler O&#8217;nundur) [Tâhâ: 8] meâlindeki âyet-i kerîmeyi düşündü. Sonra dedi ki:- Hakîkaten, ne kadar doğru. </p>
<p>Ömer ile kuvvetlendir </p>
<p>Habbâb bu sözü işitince, gizlendiği yerden fırladı ve tekbîr getirdikten sonra müjdeyi verdi:- Müjde yâ Ömer! Resûlullah efendimiz Allahü teâlâya duâ ederek, Yâ Rabbî! Bu dîni, Ebû Cehil yahut Ömer ile kuvvetlendir, buyurdu. İşte bu devlet, bu saâdet sana nasîb oldu.Bu âyet-i kerîme ve bu duâ, Hattâboğlu Ömer&#8217;in kalbindeki düşmanlığı sildi, süpürdü. Hemen;- Resûlullah nerede? Beni, Resûlullaha götürür müsünüz? dedi. Zîrâ kalbi, Resûlullaha tutulmuştu.Ömer bin Hattâb&#8217;ın Resûlullahı görmek için yola çıktığı sırada, Resûl-i ekrem, Hz. Erkâm&#8217;ın evinde Eshâbına nasîhat veriyordu. Hattâboğlu Ömer&#8217;in geldiği, Erkâm&#8217;ın evinden görüldü. Kılıcı da yanında idi. Heybetli, kuvvetli olduğundan, Eshâb-ı kirâm, Resûlullahın etrafını sardı. Hz. Hamza dedi ki: &#8211; Ömer&#8217;den çekinecek ne var, iyilik ile geldi ise, hoş geldi. Yoksa o kılıcını çekmeden başını uçururum.Resûlullah efendimiz buyurdu ki:- Yol verin, içeri gelsin! </p>
<p>Îmâna gel yâ Ömer! </p>
<p>Cebrâil aleyhisselâm, daha önce, Ömer bin Hattâb&#8217;ın îmân etmek için geldiğini ve yolda olduğunu haber vermişti. Resûlullah efendimiz, onu, tebessüm buyurarak karşıladı. Ömer bin Hattâb, Resûlullahın önünde diz çöktü. Resûlullah efendimiz, onu, kolundan tutup buyurdu ki:- Îmâna gel, yâ Ömer! </p>
<p>O da temiz kalb ile Kelime-i şehâdeti söyledi. Eshâb-ı kirâmın, sevinçten söyledikleri tekbîr sesleri göğe yükseldi.Hz. Ömer, Müslüman olduktan sonraki hâlini şöyle anlattı:Müslüman olduğum zaman, Eshâb-ı kirâm, müşriklerden gizlenir ve ibâdetlerini gizli yaparlardı. Bu duruma çok üzüldüm ve Resûlullaha suâl ettim:- Yâ Resûlallah! Biz hak üzere değil miyiz?- Evet. Allahü teâlâya yemîn ederim ki, ister ölü ister diri olunuz, muhakkak hak üzerindesiniz. &#8211; Yâ Resûlallah! Mâdem ki biz hak üzerinde, müşrikler de bâtıl yoldadırlar, o hâlde ne diye dînimizi gizliyoruz? Vallahi biz, dîn-i İslâmı, küfre karşı açıklamaya daha haklı ve daha lâyıkız. Allahü teâlânın dîni, Mekke&#8217;de, hiç şüphesiz üstün gelecektir. Kavmimiz bize karşı insaflı davranırlarsa ne âlâ, yok taşkınlık etmek isterlerse, kendileriyle çarpışırız.Yâ Resûlallah! Seni hak Peygamber olarak gönderen Allahü teâlâya yemîn ederim ki, hiç çekinmeden ve korkmadan, oturup İslâmı anlatmadığım bir müşrik topluluğu kalmayacaktır. Artık ortaya çıkalım.Kabûl buyurulunca, iki saf hâlinde dışarı çıkıp, Harem-i şerîfe doğru yürüdük. Safların birinin başında Hamza, diğerinin başında da ben vardım. Sert adımlarla, toprağı un edercesine, Mescid-i harâma girdik. Kureyşli müşrikler, bir bana, bir Hz. Hamza&#8217;ya bakıyorlardı.&#8221; </p>
<p>Beni bilen bilir </p>
<p>Hz. Ömer&#8217;in bu gelişi üzerine, Ebû Cehil ileri çıkıp, Yâ Ömer! Bu ne hâldir? deyince, Hz. Ömer hiç aldırış etmeden Kelime-i sehâdet getirdi:- Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh! Ebû Cehil ne diyeceğini şaşırdı. Donup kaldı. Hz. Ömer bu müşrik gürûhuna dönerek dedi ki:- Ey Kureyş! Beni, bilen bilir! Bilmeyen bilsin ki, ben Hattâboğlu Ömer&#8217;im. Karısını dul, çocuklarını yetim bırakmak isteyen yerinden kıpırdasın! Kımıldayanı, kılıcımla doğrayıp yere sererim! </p>
<p>Bunun üzerine Kureyşli müşrikler, bir anda dağılıp, oradan uzaklaştılar.Böylece, ilk defa Harem-i şerîfte açıktan namaz kılındı.Hz. Ömer, haksızlık karşısında çok hiddetli olduğu gibi, adâletin yerine getirilmesinde de o kadar şefkâtli idi. Bu yüzden adâleti ile meşhûr olmuştur.Bir gün at satın almak istedi. Atı tecrübe etmek niyetiyle biniciye verdi. Ata binen kimse, koştururken, at tökezleyip kazâya uğradı. Hz. Ömer atı satıcısına geri vermek istediğinde, satıcı almadı. Sonunda durum, Kâdî Şüreyh hazretlerine intikal etti. Kâdî sordu:- At, sahibinin izniyle mi koşturuldu?Hz. Ömer dedi ki:- Hayır, ben denemek için koşturdum.Atı almak macbûriyetindesiniz </p>
<p>Bunun üzerine, kâdî şu hükmü verdi:- Şâyet at sahibinin rızâsı ile tecrübe edilseydi, sahibine iâde edilebilirdi. Fakat, siz sahibinden izin almadığınız için geri veremezsiniz, atı almak mecbûriyetindesiniz.Hz. Ömer;- Hak ve adâlet husûsunda boynumuz kıldan incedir, deyip atın bedelini verdi.Hz. Ömer, sonu pişmanlık olan iş yapmazdı.Onun zamanında, Müslümanlar İslâmiyeti İran içlerine kadar yaydılar. İranlı meşhûr kumandan Hürmizân, teslîm olmamak için çok direndi, fakat hayatının tehlikeye girdiğini görünce teslîm oldu. Hz. Ömer, huzûruna çıkartılan Hürmizân&#8217;a sordu:- Bize söyliyeceğin bir şey var mıdır?- Var! Fakat önce ölecek miyim, kalacak mıyım bunu bilmem lâzımdır.- Konuş, sana zarar gelmiyecektir.- Ey büyük halîfe, önceleri biz İranlılar siz Arabları öldürüyor, zorla mallarınızı ellerinizden alıyorduk. Ne zaman ki, Allah size peygamber gönderdi. Ondan sonra bizim üstünlüğümüz sona erdi. Siz azîz, biz zelîl olduk. </p>
<p>Söz vermiştiniz </p>
<p>Hz. Ömer, Enes bin Mâlik&#8217;e sordu:- Ne yapalım bunu?- Öldürmeyelim! Çünkü arkasında büyük bir kalabalık vardır. Belki onlar, ileride Müslüman olabilirler.- Fakat o, Resûlullahın kıymetli arkadaşlarını şehîd etti. Onu sağ bırakmamız uygun olur mu?- Yâ Ömer bunu öldürmememiz lâzımdır. Çünkü, Konuş sana benden zarar gelmez diye söz de vermiştin.Hz. Ömer, kim tarafından söylenirse söylensin, doğru sözü hemen kabûl ederdi. Enes bin Mâlik hazretlerinin bu sözleri üzerine, onu öldürmekten vazgeçti. Birçok sahâbînin şehîd olmasına sebep Hürmizân&#8217;ın hayatını bağışladı.Bir müddet sonra da, Hürmizân Müslüman oldu. Ayrıca onun vesîlesi ile birçok kimse îmâna geldi. Hz. Ömer eski can düşmanını bile maaşa bağladı. Çünkü adâlet bunu gerektiriyordu. Adâlet, şahsî fikrin, hissiyâtın üzerinde idi.Hz. Ömer Şam&#8217;ı ziyâret ettiğinde, ordusunun kumandanı Ebû Ubeyde bin Cerrâh hazretleri büyük bir kalabalıkla karşıladı.Hz. Ömer ile kölesi beraberlerindeki tek deveye nöbetleşe biniyorlardı. Şehre girişte, sıra köleye gelince, Halîfe devesinden indi. Yerine kölesini bindirdi. Devenin yularından tuttu. Ayakkabılarını çıkarıp dereden geçti. </p>
<p>Hakîr bir kavimdik </p>
<p>Uzaktan bakan; deveye binmiş köleyi halîfe, devenin yularını çeken Hz. Ömer&#8217;i de köle zannediyordu. Bunu gören Ebû Ubeyde bin Cerrâh dedi ki:- Efendim, bütün Şamlılar, bilhassa Rumlar, Müslümanların halîfesini görmek için toplandılar. Size bakıyorlar. Bu yaptığınızı nasıl îzâh edebilirsiniz? Sizi köle zannedecekler, küçümseyecekler.Hz. Ömer buyurdu ki:- Yâ Ebâ Ubeyde! Senin bu sözünü işitenler, insanın şerefini, vâsıtaya binerek gitmekte ve süslü elbise giymekte sanacaklar. Biz daha önce zelîl ve hakîr bir kavimdik. Allahü teâlâ, bizleri Müslümanlıkla şereflendirdi. Bundan başka şeref ararsak, Allahü teâlâ bizi zelîl eder, herşeyden aşağı eder. Bu şekilde şehre girdiler. Gerçekten bu hareketi, onun şerefini küçültmedi, aksine büyüttü. Biz bile 1400 sene sonra, burada, örnek bir hareket diye anlatıyoruz. Eğer tersi olsaydı, o zaman orada unutulup gidecekti.Halîfe Hz. Ömer, Şam&#8217;a gidiyordu. Şam&#8217;da vebâ hastalığı olduğu işitildi.Yanındabulunanların ba&#8217;zısı;- Şam&#8217;a girmiyelim, dedi. Bir kısmı da;- Allahü teâlânın kaderinden kaçmıyalım, dedi. Halîfe de buyurdu ki:- Allahü teâlânın kaderinden, yine O&#8217;nun kaderine kaçalım, şehre girmiyelim. Birinizin bir çayırı ile, bir çıplak kayalığı olsa, sürüsünü hangisine gönderirse, Allahü teâlânın takdîri ile göndermiş olur. </p>
<p>İlk karantina </p>
<p>Sonra Abdürrahmân bin Avf hazretlerini çağırıp sordu:- Sen ne dersin?- Resûlullahtan işittim. Vebâ olan yere girmeyiniz ve vebâ olan bir yerden, başka yerlere gitmeyiniz, oradan kaçmayınız! buyurmuştu.Halîfe de;- Elhamdülillah, benim sözüm, hadîs-i şerîfe uygun oldu, deyip, Şam&#8217;a girmediler.Böylece ilk defa karantina uygulaması yapıldı. Vebâ bulunan yerden dışarı çıkmanın yasak edilmesine sebep, sağlam olanlar çıkınca, hastalara bakacak kimse kalmaz, helâk olurlar. Vebâlı yerde, kirli hava ya&#8217;nî mikroplu hava, vebâ basilleri, herkesin içine yerleşince, kaçanlar, hastalıktan kurtulamaz ve hastalığı başka yerlere götürmüş, bulaştırmış olurlar.Hz. Ömer, devlet başkanı seçildiğinde, Hz. Ebû Bekir&#8217;e ta&#8217;yîn edilen maaş kadar ücret alıyordu.Bu şekilde bir müddet devam edildi. Daha sonra, Hz. Ömer, geçim sıkıntısına düştü.Bu durumu gören, Eshâb-ı kirâmın büyüklerinden ba&#8217;zıları toplanıp, bu durumu görüştüler. Zübeyr bin Avvâm hazretleri şöyle bir teklifte bulundu:- Kendisine söyliyerek maaşını artıralım. </p>
<p>Teklifi bildirelim </p>
<p>Toplantıda bulunan Hz. Ali buyurdu ki:- Bu teklifi kabûl edeceğini zannetmiyorum. İnşâallah kabûl eder. Gidip teklifi bildirelim.Bu arada, Hz. Osman söz alıp buyurdu ki:- Ömer&#8217;in hak ve adâlette ne kadar ta&#8217;vîzsiz olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu teklifimizi bizzat kendimiz değil, kendisini kıramıyacağı birine söyletelim. Bunu, kızı Hafsa&#8217;ya anlatalım, o teklif etsin! </p>
<p>Hz. Osman&#8217;ın bu teklifi uygun görülerek, beraberce Hz. Hafsa&#8217;nın huzûruna vardılar. Aralarındaki konuşmaları anlattılar. İsim vermeden, yapılan teklifleri Hz. Ömer&#8217;e bildirmesini istediler.Hz. Hafsa babasının yanına varıp dedi ki:- Eshâbdan ba&#8217;zıları, senin maaşını az bulmuşlar. Bunun için maaşını artırmayı teklif ediyorlar.Hz. Ömer, bu teklife celâllenip sordu:- Kimdir onlar?- Fikrini öğrenmeden kim olduklarını söylemem.- Eğer kim olduklarını öğrenseydim, onlara gereken cezâyı verirdim. Allahü teâlâya duâ etsinler ki, arada sen varsın.Sonra kızı Hz. Hafsa&#8217;ya sordu:- Sen Resûlullahın evinde iken, Allahın Resûlünün giydiği en kıymetli elbise neydi?- İki tane renkli elbisesi vardı. Elçileri onlarla karşılar, cum&#8217;a hutbelerini bunlarla okurdu.- Peki yediği en iyi yemek neydi?- Yediğimiz ekmek, arpa ekmeği idi.- Senin yanında kaldığı zamanlar, yerde yaygı olarak kullandığınız en geniş, en rahat yaygı neydi?- Kaba kumaştan yapılmış bir örtümüz vardı. Yazın dörde katlar, altımıza yayardık. Kış gelince de, yarısını altımıza yayar, yarısını da üstümüze örterdik. </p>
<p>Artanı muhtâçlara vereceğim </p>
<p>Daha sonra Hz. Ömer buyurdu ki:- Yâ Hafsa, benim tarafımdan, seni gönderenlere söyle! Resûlullah efendimiz kendisine yetecek miktarını tespit eder, fazlasını ihtiyâç sahiplerine verirdi. Kalanı ile yetinirdi. Vallahi ben de kendime yetecek olanını tespit ettim. Artanını ihtiyâç sahiplerine vereceğim. Ve bununla yetineceğim.Resûlullah efendimiz, ben ve Hz. Ebû Bekir, bir yol takip eden üç kişi gibiyiz. Onlardan ilki nasîbini aldı ve yolun sonuna vardı. Diğeri de aynı yolu tâkip etti ve O&#8217;na kavuştu. Sonra üçüncüsü yola koyuldu. Eğer O da öncekilerin takip ettiği yolu takip eder, onlar gibi yaşarsa, onlara kavuşur ve onlarla beraber olur. Eğer öncekilerin yolunu takip etmezse, başka yoldan giderse, onlarla buluşamaz.Müslümanlar, bulundukları yerlerde oturan gayri müslim halkı korumaları altına aldıkları gibi, turist olarak gelen veya ticârî maksatla gelmiş olan gayri müslimleri de sınırları dâhilinde koruma altına alırlardı. Onların zarar görmemesi için, her türlü tedbiri alırlardı. Bunun geçmişte sayısız örnekleri vardır. </p>
<p>Bize sığınmışlar </p>
<p>Meselâ, Halîfe Hz. Ömer zamanında, bir ticâret kervanı gelip, gece Medîne&#8217;nin dışına konakladı. Yorgunluktan hemen uyudular.Bu sırada, herkes uyurken, Halîfe Hz. Ömer, şehri dolaşıyordu. Dolaşma esnasında bunları gördü.Hz. Ömer, Abdurrahmân bin Avf&#8217;ın evine gelip, yatağından kaldırarak buyurdu ki:- Bu gece bir kervan gelmiş. Hepsi kâfirdir. Fakat, bize sığınmışlar. Eşyâları çoktur ve kıymetlidir. Yabancıların, yolcuların bunları soymasından korkuyorum. Gel, bunları koruyalım.Abdurrahmân bir Avf cevap verdi:- Çok iyi olur, çok güzel düşünmüşsün, hemen geliyorum.Sabaha kadar nöbetleşe, bu kervanı beklediler. Sabah namazında mescide gittiler. Kervanda bulunan bir genç, o sırada uyanmıştı. Bunları takip edip, arkalarından gitti.Soruşturup, kendilerine bekçilik eden şahsın Halîfe Hz. Ömer ile arkadaşı olduğunu öğrendi. Gelip, arkadaşlarına şöyle anlattı:- Arkadaşlar! Sabaha kadar iki Müslümanın bizi bekleyip, eşyalarımızın çalınmasına mâni olduğundan haberiniz var mı?- Müslümanların başka işi yok da, bizi mi koruyacaklar? Üstelik bizim Hıristiyan olduğumuzu biliyorlar.- Hem de kim korudu biliyor musunuz?- Kimmiş?- Müslümanların Halîfesi Ömer.- Sen yanlış görmüşsündür. Halîfenin, gecenin bu vaktinde burada işi ne? O sarayında kuş tüyü yatağında yatıyordur.- Sizin gibi önce ben de inanamadım.- Sonra nasıl inandın?- Sabah olup ortalık aydınlanınca, buradan ayrıldılar. Ben de merak edip arkalarından gittim. Câmiye girdiler. Yolda karşılaştığım birisine, Bu kim diye sordum. Halîfemiz Ömer diye cevap verdi. </p>
<p>Daha ne duruyoruz? </p>
<p>Bu konuşmaları dikkatle dinleyen kâfile halkı, derin bir sessizliğe büründü. Kimsenin konuşacak, birşey söyliyecek hâli kalmamıştı.Uzun süren bir sessizlikten sonra, içlerinden biri sessizliği bozdu:- Daha ne duruyoruz? Bu hâl İslâmiyetin gerçek din olduğuna delil olarak yetmez mi?Diğerleri de bu söze katıldılar. Roma ve İran ordularını perişan eden, adâleti ile meşhûr yüce Halîfenin, bu merhamet ve şefkatini görerek, İslâmiyetin hak din olduğunu anladılar ve seve seve hepsi Müslüman oldular. </p>
<p>nihathatipoglu.com sitesinden yaralanılmıştır.Allah cc Razi Olsun o ve ekibinden</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lovepowerman.com/adaletin-timsali-hz-omer.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Peygamberlerden sonra insanların en üstünü:Hz. EBÛ BEKR-İ SIDDÎK</title>
		<link>http://lovepowerman.com/peygamberlerden-sonra-insanlarin-en-ustunuhz-ebu-bekr-i-siddik.html</link>
		<comments>http://lovepowerman.com/peygamberlerden-sonra-insanlarin-en-ustunuhz-ebu-bekr-i-siddik.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Apr 2010 21:14:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lovepowerman</dc:creator>
				<category><![CDATA[S İ Y E R - İ N E B İ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://lovepowerman.com/?p=202</guid>
		<description><![CDATA[Peygamberlerden sonra insanların en üstünü:Hz. EBÛ BEKR-İ SIDDÎK
Hz. Ebû Bekir, daha Müslüman olmamıştı. Çok te&#8217;sîrinde kaldığı bir rü&#8217;yâ gördü. Gökten dolunay inip, Kâ&#8217;be-i muazzamaya gelmiş ve sonra parça parça olmuş, parçalar Mekke&#8217;deki her evin üzerine düşmüş, sonra da tekrar bir araya gelip göğe yükselmişti. Fakat, kendi evine düşen ay parçası evde kalmış tekrar göğe yükselmemişti. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Peygamberlerden sonra insanların en üstünü:Hz. EBÛ BEKR-İ SIDDÎK<br />
Hz. Ebû Bekir, daha Müslüman olmamıştı. Çok te&#8217;sîrinde kaldığı bir rü&#8217;yâ gördü. Gökten dolunay inip, Kâ&#8217;be-i muazzamaya gelmiş ve sonra parça parça olmuş, parçalar Mekke&#8217;deki her evin üzerine düşmüş, sonra da tekrar bir araya gelip göğe yükselmişti. Fakat, kendi evine düşen ay parçası evde kalmış tekrar göğe yükselmemişti. Hz. Ebû Bekir, evin kapısını kapayarak, ay parçasının çıkmasına mâni olmuştu.Kavminden Peygamber gelecek </p>
<p>Sabahleyin heyecanla uyanan Hz. Ebû Bekir, hemen bir Yahûdî âlimine gidip, rü&#8217;yâsını anlattı. O da dedi ki:- Bu rü&#8217;yâ karışık rü&#8217;yâlardan biridir. Bunun ta&#8217;bîri yapılamaz.Fakat bu söz O&#8217;nu tatmin etmemişti. Devamlı bu rü&#8217;yânın ta&#8217;bîrini düşünüyordu.Bir zaman sonra ticâret maksadıyla gittiği yerde, râhip Bahîra&#8217;ya rü&#8217;yâsını anlattı. Rü&#8217;yâ Bahîra&#8217;nın çok dikkatini çekti. Bunun için Hz. Ebû Bekir&#8217;e sordu:- Sen nerelisin?- Kureyş&#8217;tenim.- Tamam. Şimdi rü&#8217;yânı ta&#8217;bîr edeyim. Mekke&#8217;de, bu kavimden bir peygamber gelecek, O&#8217;nun hidâyet nûru her yere yayılacak. Sen, O hayatta iken O&#8217;nun vezîri, vefâtından sonra da Halîfesi olacaksın!..Hz. Ebû Bekir ne yapacağını şaşırmış hâldeyken, râhip Bahîra sözlerine şöyle devam etti:- Şimdi sen hemen memleketine dön! O&#8217;na ulaş! O&#8217;na vahiy gelmeye başladığında, git herkesten önce O&#8217;na îmân et! </p>
<p>Hz. Ebû Bekir bu ta&#8217;bîri kimseye anlatmadı. Peygamber efendimiz, peygamberliğini teblîğe başlayınca sordu:- Peygamberlerin, peygamber olduklarına dâir delîlleri vardır. Senin delîlin nedir?Peygamber efendimiz buyurdu ki:- Peygamberliğime delîl, o rü&#8217;yâdır ki, bir Yahûdî âliminden ta&#8217;bîrini istedin. O âlim, Karışık bir rü&#8217;yâdır, i&#8217;tibâr edilmez dedi. Sonra râhib Bahîra, doğru ta&#8217;bîr etti. Yâ Ebâ Bekr, seni Allahü teâlâya ve Resûlüne îmân etmeğe da&#8217;vet ederim.Bunun üzerine, Hz. Ebû Bekir, kelime-i şehâdet getirerek Müslüman oldu. Zaten bir gece önce şöyle düşünmüştü: </p>
<p>Aklıma yatmıyor </p>
<p>Baba ve dedelerimizin seçtiği din, hiç aklıma yatmıyor. Zîrâ hiçbir zarar ve fayda vermeye kâdir olmayan bir heykele tapınmak, ibâdet etmek akıllıca bir iş değildir. Bu kadar muazzam bir kâinâtın bir yaratıcısı olması lâzımdır. Fakat bunu kendi aklım ile bulmam mümkün değildir. Yarın gidip durumu Muhammed aleyhisselâma anlatayım. Bu durumu ancak O&#8217;na arz edebilirim. Zîrâ, olgun ve akıllı, doğru görüşlü, hiç yalan söylemiyen bir kimsedir. Herkes O&#8217;ndan Muhammed-ül emîn diye bahsetmektedir. O, ne yapmamı isterse ona göre hareket ederim.Resûlullah efendimiz de, aynı gece, Hz. Ebû Bekir&#8217;i İslâm&#8217;a da&#8217;veti düşünmüştü. Sabah olunca her ikisi de aynı düşünce ile birbirlerinin evine gitmek üzere evlerinden çıktılar. Yolda karşılaştıklarında, “Sözleşmeden birleştik dediler.Hz. Ebû Bekir, Peygamber efendimizin huzurlarında Müslüman olur olmaz, hemen yakın arkadaşları hatırına geldi:- Yâ Resûlallah, müsâade ederseniz, yakın arkadaşlarımı da huzûrunuza getirip, onların da Müslüman olmalarını arzû ediyorum. Onların da ebedî saâdete kavuşmalarını istiyorum, diyerek arkadaşlarına koştu. Arkadaşlarım dediği, Hz. Osman, Hz. Talhâ bin Ubeydullah, Hz. Zübeyr, Hz. Abdurrahmân bin Avf, Hz. Sa&#8217;d bin Ebî Vakkâs ve Hz. Ebû Ubeyde bin Cerrâh gibi, ileride Eshâb-ı kirâmın ileri gelenlerinden ve Cennetle müjdelenenlerden olacak kimselerdi. </p>
<p>Gelin îmân edin </p>
<p>Hz. Ebû Bekir, yeni Müslüman olmasının aşk ve şevkiyle, Mescid-i Harâma vardığında, dayanamayıp, müşrikler tarafına dönerek seslendi:- Bütün kâinâtın yaratıcısı olan Allahü teâlâyı bırakıp, niçin gidip, bu âciz putlara tapıyor, onlara yüz sürüyorsunuz. Gelin, Allaha ve O&#8217;nun resûlü Muhammed aleyhisselâma îmân edin! </p>
<p>Bunun üzerine müşrikler, hep birlikte üzerine yürüdüler. Kendisini çok fecî şekilde dövdüler. Kabîlesinden gelen ba&#8217;zı kimseler, kendisini baygın bir hâlde evine götürdüler.Hz. Ebû Bekir, uzun bir süre kendisine gelemedi. Ayılması için yapılan bütün gayretlerden bir netîce alınamıyordu. Artık, ümitsiz bir şekilde başında beklemeye başladılar. Nihâyet akşam üstü biraz kendine gelir gibi oldu. Gözünü açar açmaz, ağzından çıkan ilk kelâm şu oldu:- Resûlullah, ne yapıyor, O ne hâldedir? O&#8217;na birşey oldu mu?Annesi Ümmülhayr sevinç içinde dedi ki:- Yavrum, bir şey arzû eder misin, yiyip içmek ister misin?- Anneciğim, ben Resûlullaha birşey oldu mu diye soruyorum. O&#8217;nun hakkında bana bilgi getirmediğin takdîrde, ne bir lokma yerim, ne de birşey içerim.- Evlâdım, vallahi, O&#8217;nun hakkında bir bilgim yok. Onun için sana cevap veremiyorum. Sen biraz ye, kendine gel. Sonra O&#8217;nun durumunu öğrenirsin.- Hayır anne!.. Sen Ümm-i Cemil&#8217;e git ve de ki: Oğlum Ebû Bekir, senden Resûlullahı soruyor. Acaba ne hâldedir? </p>
<p>Annesi de îmân etti </p>
<p>Annesi hemen gidip, Ümm-i Cemil&#8217;e durumu anlattı.Daha sonra, annesi ve Ümm-i Cemil&#8217;in yardımıyla, yavaş yavaş Hz. Erkam&#8217;ın evine vardı. Peygamber efendimizi sağ sâlim görünce çok sevindi, Resûlullaha sarıldı. Artık bütün ağrılarını unutmuştu. Peygamber efendimize dedi ki:- Yâ Resûlallah! Bu benim annem Selmâ&#8217;dır. Ona duâ etmenizi istiyorum. O da hidâyete kavuşsun! </p>
<p>Peygamber efendimiz duâ buyurdu. Böylece annesi de, îmân ile şereflendi ve ilk Müslümanlardan oldu.Resûlullah efendimiz Mi&#8217;râca çıktıktan sonra, ertesi gün, Kâ&#8217;be yanında mi&#8217;râcını anlatınca, işiten müşrikler, inkâr edip, alay etmeye başladılar. Müslüman olmaya niyetli olanlar da vazgeçtiler.Müşrikler, Tamam, bu defa bir koz yakaladık diyerek Hz. Ebû Bekir&#8217;e gidip sordular: &#8211; Ey Ebâ Bekr! Sen çok defa Kudüs&#8217;e gidip geldin. İyi bilirsin. Mekke&#8217;den Kudüs&#8217;e gidip gelmek, ne kadar zaman sürer?- İyi biliyorum. Bir aydan fazla. </p>
<p>Mi&#8217;râcınız mübârek olsun! </p>
<p>Kâfirler bu söze sevindi. Akıllı, tecrübeli adamın sözü böyle olur dediler. Gülerek, alay ederek ve Hz. Ebû Bekir&#8217;in de kendi kafalarında olduğuna sevinerek, Senin efendin, Kudüs&#8217;e bir gecede gidip geldiğini söylüyor diyerek, Ebû Bekir&#8217;e sevgi, saygı gösterdiler.Hz. Ebû Bekir, Resûlullahın mübârek adını işitince;- Eğer O söyledi ise, inandım. Bir anda gidip gelmiştir, deyip içeri girdi.Kâfirler neye uğradıklarını anlıyamadı. Önlerine bakıp gidiyorlar ve bir taraftan da diyorlardı ki:- Vay canına, Muhammed ne yaman büyücü imiş. Ebû Bekir&#8217;e de sihir yapmış.Hz. Ebû Bekir hemen giyinip, Resûlullahın yanına geldi. Büyük kalabalık arasında, yüksek sesle dedi ki:- Yâ Resûlallah! Mi&#8217;râcınız mübârek olsun! Allahü teâlâya sonsuz şükürler ederim ki, bizleri, senin gibi büyük Peygambere, hizmetçi yapmakla şereflendirdi. Parlıyan yüzünü görmekle ve kalbleri alan, rûhları çeken tatlı sözlerini işitmekle ni&#8217;metlendirdi. Yâ Resûlallah! Senin her sözün doğrudur. İnandım. Canım sana fedâ olsun! </p>
<p>Böylece Hz. Ebû Bekir, o gün tereddüde düşen Müslümanların tereddütlerini giderdi, diğerlerinin ma&#8217;nevîyatlarını güçlendirdi. Böyle tereddütsüz îmân etmesinden dolayı Resûlullah, o gün Hz. Ebû Bekir&#8217;e Sıddîk dedi. Bu adı almakla, bir kat daha yükseldi. </p>
<p>Beraber hicret ederiz </p>
<p>Mekke&#8217;de müşriklerin, Müslümanlara yaptıkları baskılar ve işkenceler üzerine, Müslümanların çoğu, Resûlullah efendimizin izniyle Medîne&#8217;ye hicret etti. Hz. Ebû Bekir de hicret için izin istediğinde, Resûl-i ekrem buyurdu ki:- Sabreyle. Ümîdim odur ki; Allahü teâlâ bana da izin verir. Beraber hicret ederiz.- Anam-babam sana fedâ olsun yâ Resûlallah! Böyle ihtimâl var mıdır?- Evet vardır.Peygamber efendimizin bu cevapları, Hz. Ebû Bekir&#8217;i sevindirmişti.Bunun üzerine Hz. Ebû Bekir hazırlıklara başladı. Hicret için iki deve satın aldı ve o günü beklemeye başladı. Artık Mekke&#8217;de sadece; sevgili Peygamberimiz ile Hz. Ebû Bekir, Hz. Ali, fakîrler, hastalar, ihtiyârlar ve müşriklerin hapse attığı mü&#8217;minler kalmıştı.Diğer taraftan Medîneli Müslümanlar, ya&#8217;nî Ensâr, hicret eden Mekkelileri ya&#8217;nî Muhâcirleri çok iyi karşılayıp, misâfir ettiler. Aralarında kuvvetli bir birlik meydana geldi.Resûlullah efendimiz, hicret gecesi, Allahü teâlânın emriyle evinde Hz. Ali&#8217;yi bırakıp, müşriklerin üzerine toprak saçarak uzaklaşıp, Hz. Ebû Bekir&#8217;in evine gitti. Hz. Ebû Bekir&#8217;e buyurdu ki:- Hicret etmeme izin verildi.Hz. Ebû Bekr-i Sıddîk heyecanla sordu: &#8211; Mübârek ayağınızın tozuna yüzümü süreyim yâ Resûlallah! Ben de beraber miyim?Efendimiz cevap verdiler:- Evet&#8230; Anam-babam fedâ olsun </p>
<p>Hz. Ebû Bekir sevincinden ağladı. Gözyaşları arasında dedi ki:- Anam-babam sana fedâ olsun yâ Resûlallah! Develer hazır. Hangisini murâd ederseniz, onu kabûl buyurunuz.- Benim olmayan deveye binmem. Ancak bedeliyle alırım.Bu kesin emir karşısında mecbur kalan Hz. Ebû Bekir, devenin bedelini söyledi.Hz. Ebû Bekir, Abdullah bin Üreykıt isminde, kılavuzluğu ile meşhûr olan zâtı çağırıp, yol göstermesi için ücretle tuttu ve develeri üç gün sonra Sevr dağındaki mağaraya getirmesini emretti.Safer ayının 27&#8217;si perşembe günü, Peygamber efendimiz ve Ebû Bekr-i Sıddîk, yanlarına bir miktar yiyecek alarak yola çıktılar. İzleri belli olmasın diye parmaklarına basarak gidiyorlardı. Hz. Ebû Bekir, Resûlullahın çevresinde, ba&#8217;zan sola, ba&#8217;zan sağa, öne, arkaya gidiyordu. Peygamberimiz, niçin böyle yaptığını sorunca dedi ki:- Etraftan gelecek bir tehlikeyi önlemek için. Eğer bir zarar gelirse önce bana gelsin. Canım yüksek zâtınıza fedâ olsun yâ Resûlallah!- Yâ Ebâ Bekr! Başıma gelecek bir musîbetin, benim yerime, senin başına gelmiş olmasını ister misin? &#8211; Evet yâ Resûlallah! Seni hak dinle, hak peygamber olarak gönderen Allahü teâlâya yemîn ederim ki, gelecek bir musîbetin, senin yerine, benim başıma gelmesini isterim.Mağara kapısı önüne geldiklerinde, Hz. Ebû Bekir dedi ki:- Allah için yâ Resûlallah, içeri girmeyin! Ben gireyim, orada zararlı bir şey varsa, bana gelsin, mübârek zâtınıza bir keder, bir elem değmesin. </p>
<p>Ayağını yılan soktu </p>
<p>Sonra içeri girip, süpürüp temizledi. Sağında, solunda irili ufaklı birçok delikler vardı. Hırkasını parçalayıp, delikleri kapadı, fakat biri açık kaldı. Onu da ökçesi ile kapayıp, Resûlullahı içeri da&#8217;vet eyledi.Peygamber efendimiz içeri girdi ve mübârek başını Hz. Ebû Bekir&#8217;in kucağına koyup uyudu. O zaman, Hz. Sıddîk&#8217;ın ayağını yılan soktu. Resûlullahın uyanmaması için sabredip, hiç hareket etmedi. Fakat gözyaşı Resûlullahın mübârek yüzüne damlayınca buyurdu ki:- Ne oldu yâ Ebâ Bekr?- Ayağım ile kapattığım delikten, bir yılan ayağımı soktu.Resûlullah efendimiz, Ebû Bekir&#8217;in yarasına, iyi olması için mübârek ağzının yaşından sürünce, acısı hemen dindi, şifâ buldu.Resûlullah efendimiz ve Ebû Bekr-i Sıddîk içerde iken, müşrikler, iz takip ederek mağaranın önüne geldiler. Mağaranın ağzının bir örümcek tarafından örüldüğünü ve iki güvercinin de yuva yaptığını gördüler. İz sürücü Kürz bin Alkama dedi ki:- İşte burada iz kesildi. Müşrikler dediler ki:- Eğer, onlar buraya girmiş olsalardı, kapının üzerindeki örümcek ağının yırtılmış olması lâzım gelirdi. Bu örümcek, ağını, Muhammed doğmadan önce örmüştür. </p>
<p>İçeri bakmadan geri döndüler </p>
<p>Müşrikler kapı önünde münâkaşa ederken, içeride Hz. Ebû Bekir endişeye kapıldı. Kâinâtın sultânı efendimiz buyurdu ki:- Yâ Ebâ Bekir! Üzülme! Şüphesiz Allahü teâlâ bizimledir.Müşrikler içeri bakmadan geri döndüler.Mağarada üç gece kalıp, pazartesi gecesi yola çıktılar. Eylül ayının 20 ve Rebî&#8217;ul-evvelin 8. pazartesi günü Medîne&#8217;de Kubâ köyüne geldiler. O gün, Müslümanların Hicrî şemsî sene başlangıcı oldu.Hz. Ebû Bekir, hazerde ve seferde Resûlullahtan hiç ayrılmadı. Ona her zaman arkadaşlık etti. Her zaman, malını, canını fedâ etmeye hazır hâlde yanında beklerdi.Bedir savaşında bir ara, İslâm askeri zorlanmaya başladı. Bunun üzerine, Peygamber efendimiz, Sa&#8217;d ve Sa&#8217;îd hazretlerini gönderdi. Sonra Hz. Ebû Zer&#8217;i gönderdi. Daha sonra da Hz. Ömer&#8217;i gönderdi. Bir saat geçtiği hâlde, zorlanma devam ediyordu. Bunu gören, Hz. Ebû Bekir, kılıcını çekip atına binmek isteyince, Peygamber efendimiz elinden tutup buyurdu:- Yanımdan ayrılma yâ Ebâ Bekr! Bedenime ve kalbime gelen her sıkıntı, senin mübârek yüzünü görmekle hafifliyor. Seninle kalbim kuvvetleniyor.Peygamber efendimiz, Hz. Ebû Bekir&#8217;i ağlarken görünce buyurdu ki:- Yâ Ebâ Bekir, ağlama! Arkadaşlığı ve malı, bana, senden daha bereketli olanı yoktur. </p>
<p>Hz. Ebû Bekir&#8217;in îmânı </p>
<p>Hz. Ebû Bekir, diline hâkim olmak, lüzûmsuz hiçbir şey konuşmamak için mübârek ağzına taş koyardı. Mecbûr kalmadıkça aslâ dünya kelâmı konuşmazdı. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:(Ebû Bekir&#8217;in îmânı, bütün mü&#8217;minlerin îmânı ile tartılsa, Ebû Bekir&#8217;in îmânı ağır gelir.) Peygamber efendimizin ilk halîfesi ve peygamberlerden sonra insanların en üstünü olmak fazîleti, üstünlüğü, sadece Hz. Ebû Bekir&#8217;e nasîb olmuştur. O, dîni kuvvetlendirmek, Peygamber efendimizi memnûn etmek için malını vermekte, düşmana karşı cihâd etmekte, hep önde olmuştur.Hadîd sûresinde meâlen buyuruldu ki:(Mekke-i mükerremenin fethinden önce, malını veren ve cihâd eden kimseye, fetihten sonra malını dağıtan ve cihâd edenden daha büyük derece vardır. Allahü teâlâ hepsine Cenneti va&#8217;detti.) Bu âyet-i kerîmenin, Hz. Ebû Bekir&#8217;in fazîletini ve derecesinin yüksekliğini gösterdiğini âlimlerimiz söz birliği ile bildirmişlerdir.Tevbe sûresinde de, önce îmâna gelenlerden, her fazîlette öne geçenlerden, Allahü teâlânın râzı olduğu bildirilmiştir.Tebük gazâsında, Resûlullah, herkesin yardım yapmasını emir buyurunca, herkes malının bir kısmını getirip verdi. Hz. Ömer, her zaman en çok yardımı yapan Hz. Ebû Bekir&#8217;i, bu defa geçeyim diye, malının yarısını alıp getirdi. Sonra Hz. Ebû Bekir de malını getirip teslîm etti. Peygamber efendimiz sordu: &#8211; Yâ Ömer, evine ne kadar mal bıraktın?- Yâ Resûlallah, bu kadar da eve bıraktım. </p>
<p>Allah ve Resulünü bıraktım </p>
<p>Sonra Hz. Ebû Bekir&#8217;e dönüp sordu:- Yâ Ebâ Bekr, sen evine ne bıraktın?- Yâ Resûlallah, evime birşey bırakmadım. Tamamını buraya getirdim. Onlara Allah ve Resûlünü bıraktım.Resûlullah efendimiz Hz. Ömer&#8217;e dönerek buyurdu ki:- İkinizin arasındaki fark, cevaplarınız arasındaki fark kadardır.Hz. Ebû Bekir&#8217;in, Peygamber efendimizin vefâtından sonra da çok büyük hizmetleri oldu. Zîrâ Peygamber efendimiz vefât edince, Eshâb-ı kirâmın aklı başından gitti. Mescidde ağlaşmaya başladılar. Hiç kimsenin inanası gelmiyordu.Hele Hz. Ömer tamamen kendinden geçmiş bir hâlde idi. Peygamber efendimizin mübârek yüzüne bakıp diyordu ki:- Resûlullah bayılmış, fakat baygınlığı çok ağır.Ölüm sözünü ağzına almadığı gibi, kimsenin de söylemesini istemiyordu. Dışarı çıkıp dedi ki:- Kim Resûlullah öldü derse, kılıcımla boynunu vururum! </p>
<p>Resûlullah da vefât edecektir </p>
<p>Hz. Ebû Bekir ile Hz. Abbâs&#8217;ın Eshâb-ı kirâm arasında bir ağırlığı vardı. Eshâb-ı kirâmı ancak bunlar teskin edebilirdi. Bunun için beraber mescide gittiler. Hz. Ebû Bekir buyurdu ki:- Ey insanlar! Resûlullahın, Ben vefât etmiyeceğim dediğini içinizde duyan var mı?- Hayır, böyle bir söz duymadık.Sonra Hz. Ömer&#8217;e dönüp sordu:- Yâ Ömer, bu husûsta sen birşey duydun mu?- Hayır duymadım.Sonra Eshâb-ı kirâma dönüp buyurdu ki:- Hiç kimse, Resûlullahın vefât etmiyeceğini söyliyemez. Cenâb-ı Hakka yemîn ederim ki, Resûlullah ölümü tatmış bulunmaktadır. Allahü teâlâ Kur&#8217;ân-ı kerîmde, Muhakkak, sen de öleceksin, onlar da ölecektir buyurmaktadır. Resûlullah, İslâmiyetin bütün hükümleri tamamlandıktan sonra, aramızdan ayrıldı. Artık kendimize gelip, defin işlerini tamamlayalım.Sonra, Hz. Abbâs da buna benzer konuşmalar yaptı. Böylece Eshâb-ı kirâmın aklı başlarına geldi.Sevgili Peygamberimiz bir gün Eshâb-ı kirâm ile sohbet ederken, Şehîdliğin fazîletlerini anlatıyorlardı. Şehîdlerin şefâ&#8217;ati hakkında buyurdu ki:- Kıyâmet gününde şehîdler, mahşer yerine gelirlerken, orada bulunan Peygamberler ayağa kalkarlar. Onlar, çocukları, akrabâları ve dostlarından 70 bin kişiye şefâ&#8217;at ederler. </p>
<p>Gazânız mübârek olsun </p>
<p>Bu sözleri işiten Hz. Nevfel, Resûlullah efendimizden, şehîd olmak için duâ istedi. Resûlullah efendimiz de duâ ettiler.Bir müddet sonra, muhârebeye çıkıldı. Peygamber efendimiz de aralarında bulunuyordu. Bu muhârebe Hz. Nevfel&#8217;in duâsından sonraki ilk muhârebe idi. Ve bu muhârebede Hz. Nevfel şehîd düşerek, arzûsuna kavuştu.Peygamber efendimiz ve Eshâbı, muhârebeden dönüyorlardı. Karşılamaya gelenler arasında, Hz. Nevfel&#8217;in hanımı, çocukları ve yaşlı annesi vardı.Yaşlı annesi, Gazânız mübârek olsun dedikten sonra Resûlullaha, oğlunu sordu. Peygamber efendimizin gözleri nemlendi. Oğlunun şehîdlik haberini vermeye mübârek kalbi dayanamadı. Elleriyle arkayı işâret edip, yoluna devam etti.Hz. Nevfel&#8217;in annesi, Peygamber efendimizin hemen arkasından gelen, Allahın arslanı Hz. Ali&#8217;ye de aynı şekilde oğlunu sordu. O da şehîdlik haberini veremeyip, arkayı işâret etti.Yaşlı kadın daha sonra, Hz. Ömer&#8217;e ve Hz. Osman&#8217;a rastladı. Onlara da oğlunun durumunu sordu. Onlar da cevap veremeyip Resûlullahın yaptığı gibi arkayı işâret ettiler.En son gelen Hz. Ebû Bekir idi. Kadıncağız büyük bir ümitle sevgili Peygamberimizin azîz arkadaşına yaklaşarak aynı şeyleri sordu.Hz. Ebû Bekir kendi kendine düşündü:“Yâ Rabbî! Ne kadar zor bir durumdayım. Eğer doğruyu söylersem, mahzûn kalbleri üzmüş olacağım. Bunu yapmaktan sevgili Peygamberimiz çekindi. O&#8217;na nasıl aykırı davranabilirim. Sen bana öyle bir şey ilhâm et ki, bu gariplerin yüreği daha fazla yanmasın Allahım! </p>
<p>Yâ Allah!.. Yâ Nevfel!.. </p>
<p>Daha sonra, Hz.Ebû Bekir, bütün kalbiyle:- Yâ Allah!.. Yâ Nevfel!.. diye bağırdı.İşte o sırada, yaydan fırlamış ok gibi bir atlı, yıldırım hızıyla yanlarına yetişerek dedi ki:- Buyur yâ Sıddîk, beni mi çağırdın?Bu atlı, Hz. Nevfel&#8217;den başkası değildi.Sonra, Cebrâil aleyhisselâm gelip, Peygamber efendimize şunları söyledi:- Yâ Resûlallah! Hak teâlânın selâmı var. Eğer Peygamberin mağara arkadaşı Sıddîk, bir kere daha (ALLAH) deseydi, yüceliğim hakkı için, bütün şehîdleri diriltirdim. Çünkü, Ebû Bekir, câhiliyye devrinde bile yalan söylememiştir buyurdu.Bu hâdiseden sonra, Hz. Nevfel senelerce yaşadı. Nihâyet, Yemâme cenginde tekrar şehîdlik şerbetini içti.</p>
<p>nihathatipoglu.com sitesinden yaralanılmıştır.Allah c.c razı olsun o ve ekibinden</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lovepowerman.com/peygamberlerden-sonra-insanlarin-en-ustunuhz-ebu-bekr-i-siddik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. Muhammed (sav) &#039;in bir günü</title>
		<link>http://lovepowerman.com/hz-muhammed-sav-in-bir-gunu.html</link>
		<comments>http://lovepowerman.com/hz-muhammed-sav-in-bir-gunu.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Mar 2010 16:34:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lovepowerman</dc:creator>
				<category><![CDATA[S İ Y E R - İ N E B İ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://lovepowerman.com/?p=58</guid>
		<description><![CDATA[Bir peygamberin bir günü nasıl geçer hiç düşündünüz mü? İşte Hz. Muhammed (sav) &#8216;in bir güne sığdırdıkları.. Hazreti Muhammed&#8217;in bir günü nasıl geçiyordu merak ediyor musunuz? Bugün Gazetesi&#8217;nden Ali İhsan Er o bilgileri derlemiş.
İşte Hz. Muhammed&#8217;in bir günü;
GÜNEŞ DOĞANA KADAR SECCADE ÜZERİNDE
&#8220;Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) sabah namazını kıldıktan sonra seccadenin üzerine diz çökerek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir peygamberin bir günü nasıl geçer hiç düşündünüz mü? İşte Hz. Muhammed (sav) &#8216;in bir güne sığdırdıkları.. Hazreti Muhammed&#8217;in bir günü nasıl geçiyordu merak ediyor musunuz? Bugün Gazetesi&#8217;nden Ali İhsan Er o bilgileri derlemiş.</p>
<p>İşte Hz. Muhammed&#8217;in bir günü;</p>
<p>GÜNEŞ DOĞANA KADAR SECCADE ÜZERİNDE</p>
<p>&#8220;Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) sabah namazını kıldıktan sonra seccadenin üzerine diz çökerek oturur, güneş iyice doğuncaya kadar beklerdi. Bu zaman diliminde sahabiler O&#8217;nun etrafında oturarak nasihatlerini dinlerdi. Efendimiz, genellikle rüya gören olup olmadığını sorar, görmüşlerse onları yorumlardı. Bazen de kendi gördüğü rüyaları anlatır ve yorumlardı. Sonra normal sohbete geçilirdi.</p>
<p>YATSI NAMAZINDAN SONRA KONUŞMAYI SEVMEZDİ</p>
<p>Zaman zaman Hz. Peygamber güneş biraz yükselince kuşluk namazı olarak bazen dört, bazen de sekiz rekât namaz kılardı. Daha sonra evine gider, evdeki işlerle meşgul olurdu. Öğle namazını kıldıktan sonra kaylule yapar, ikindi namazını kıldıktan sonra da eşlerini ziyaret ederdi. Yatsı namazı için mescide gider, namazdan sonra odasına döner, eşleri de kendi odalarına gitmek üzere ayrılınca uykuya çekilir, yatsı namazından sonra konuşmayı sevmezdi.</p>
<p>SAĞ ELİNİN ÜZERİNDE UYURDU</p>
<p>Allah Resûlü yatsı namazını erkenden kılardı. Uyumadan önce Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;den İsrâ, Zümer, Hadîd, Haşr, Saf, Tegâbün ve Cuma gibi sûreleri okurdu. Her zaman sağ tarafına yatar ve sağ elini yanağının altına koyarak uyurdu. Bazen basit bir döşek üzerinde, bazen bir deri üzerinde, bazen hasır üzerinde, bazen de çıplak toprak üzerinde uyurdu.</p>
<p>TEMİZLİĞE ÖNEM VERİRDİ</p>
<p>Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) yatarken abdest suyunu ve misvakını başucuna koyar, uyanınca önce dişlerini misvaklar, sonra abdest alır ve seccadesinin üzerinde namaz kılardı. Sabah ezanı ile birlikte kalkar, abdestini aldıktan sonra sabah namazının iki rekât sünnetini kılardı.</p>
<p>HASTALARI ZİYARET EDERDİ</p>
<p>Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), hastaları mutlaka ziyaret eder, hâl ve hatırlarını sorar, teselli ederdi. Ölmeden önce hastanın yanına gider, onun bağışlanması için dua eder, son nefesine kadar yanında otururdu.</p>
<p>TOKALAŞIRKEN ELİNİ ÇEKMEZDİ</p>
<p>Biriyle görüşeceği zaman daima önce selam verir ve tokalaşırdı. Eğer biri eğilerek kulağına bir şeyler söylerse o kişi ağzını, kulağından çekinceye kadar onun tarafına yüzünü çevirmezdi. Tokalaşırken de âdeti böyleydi. Yani birinin elini tutunca, o kişi elini kendiliğinden çekmediği sürece onun elini bırakmazdı. Bir toplantıda otururken dizleri hiçbir zaman yanında oturanlardan daha önde olmazdı.</p>
<p>KADINLAR İÇİN DE TOPLANTI GÜNÜ BELİRLEMİŞTİ</p>
<p>Allah Resûlü hiç kimsenin sözünü keserek konuşmazdı. Hoşuna gitmeyen sözü duymazlıktan gelir ve geçiştirirdi. Toplantısında ne gibi bir konu ortaya çıkarsa ona katılırdı. Gülüşmeye de nezaketle katılırdı. Kendisi de latife yapardı.</p>
<p>Toplantı ve sohbetler genellikle peygamber mescidinde yapılırdı. Peygamber mescidinde küçük bir avlu vardı. Allah Resulü bazen oraya otururdu. Bu toplantılara gelenler için herhangi bir engel yoktu. Bütün bu sadelik, alçak gönüllülük ve tevazuya rağmen bu toplantılar, ciddiyet, vakar ve peygamberlik adabının tesirleriyle dolu olurdu.</p>
<p>Bu meclislerin feyzi sadece erkeklerle sınırlı değildi. Kadınlar, kendileri için daha az fırsat düştüğünden onlar için de özel bir toplantı günü belirlenmesi yönünde bir istekte bulunmuşlardı. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem), bu isteği kabul etti ve onlara da vaaz u nasihatte bulunmak için özel bir gün belirledi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lovepowerman.com/hz-muhammed-sav-in-bir-gunu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
