<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>http://lovepowerman.com &#187; Namaz Hakında</title>
	<atom:link href="http://lovepowerman.com/love/dinimizislam/namaz-hakinda/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://lovepowerman.com</link>
	<description>Lovepowerman.com</description>
	<lastBuildDate>Mon, 28 Jan 2013 22:05:39 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Hayır Namazı</title>
		<link>http://lovepowerman.com/hayir-namazi.html</link>
		<comments>http://lovepowerman.com/hayir-namazi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Jul 2010 15:39:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lovepowerman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Namaz Hakında]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://lovepowerman.com/?p=1064</guid>
		<description><![CDATA[Berat Kandili, kandiliniz mübarek olsun, 26 Temmuz 2010 
Cenab-ı Hak buyuruyor:

Apaçık kitaba yemin olsun ki, Biz Kur&#8217;an-ı mübarek bir gecede indirdik. Biz, gerçekten uyarıcıyız. O mübarek gecede, her hikmetli iş katımızdan bir emirle ayırt edilir&#8230;&#8217;(Duhan, 44/1-4) 
Ayette geçen, &#8216;mübarek gece&#8217;den maksat; Berat gecesidir. Kur&#8217;ânın bu gecede, Yedinci semadan dünya semasına indirildi. Kadir gecesinde ise ilk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Berat Kandili, kandiliniz mübarek olsun, 26 Temmuz 2010 </p>
<p>Cenab-ı Hak buyuruyor:<br />
<a href="http://lovepowerman.com/wp-content/uploads/duhan1_41.jpg"><img src="http://lovepowerman.com/wp-content/uploads/duhan1_41-300x61.jpg" alt="" title="duhan1_4" width="300" height="61" class="alignleft size-medium wp-image-1075" /></a></p>
<p>Apaçık kitaba yemin olsun ki, Biz Kur&#8217;an-ı mübarek bir gecede indirdik. Biz, gerçekten uyarıcıyız. O mübarek gecede, her hikmetli iş katımızdan bir emirle ayırt edilir&#8230;&#8217;(Duhan, 44/1-4) </p>
<p>Ayette geçen, &#8216;mübarek gece&#8217;den maksat; Berat gecesidir. Kur&#8217;ânın bu gecede, Yedinci semadan dünya semasına indirildi. Kadir gecesinde ise ilk kez Peygamber Efendimize indirilmeye başlandı.<br />
Bu gecenin, dört adı vardır. &#8220;Mübarek gece&#8221;, &#8220;Berae gecesi&#8221; &#8220;Sakk gecesi&#8221;, &#8220;Rahmet gecesi&#8221;. Ve denildi ki bununla Kadir Gecesi arasında kırk gün vardır. Berae ve Sakk gecesi denilmesi hakkında da denilmiştir ki, haraç tamamen alındığı zaman beraetlerini (temize çıkmalarını) dile getiren bir sened yazıldığı gibi, Allah Teâlâ da bu gece mümin kullarına beraet yazar. Ve denilmiştir ki bu gecede beş özellik vardır: </p>
<p>Bu gecenin beş özelliği vardır: </p>
<p>1) Bu gecede önemli işlerin seçimi ve ayırımı yapılır. </p>
<p>2) Bu geceyi ibadetle geçirenlere yardımcı olması amacıyla Allah tarafından melekler gönderilir. </p>
<p>3) Bu gece bağışlanma ve af gecesidir. </p>
<p>4) Bu gecede yapılan ibadetlerin fazileti çok büyüktür. </p>
<p>5) Bu gecede Peygamberimize şefaat yetkisinin tamamı verilmiştir. Bu yetkinin üçte biri Şaban&#8217;ın onüçüncü günü, üçte biri Şaban&#8217;ın ondördüncü günü, geri kalan üçte biri de Şaban&#8217;ın onbeşinci günü verilmiştir. </p>
<p>Hazreti Âişe (ranha) bu gecenin fazileti hakkında şunları anlatıyor:<br />
Günün birinde Hazreti Peygamber yanıma girdi. Elbisesini çıkardı. Aradan zaman geçmeden tekrar giyindi. Bunun üzerine beni şüphe, kıskançlık sardı. Ortaklarımdan birinin yanına gidecek sandım ve peşini takip ettim. Medine’nin kabristanı olan Bakîu’l-Garkad’da kendisine eriştim. Mü’minlere ve şehidlere istiğfar ve dua ediyordu. Kendi kendime: ‘Anam babam sana feda olsun! Sen Rabb’ının rızası uğrunda, ben ise dünya peşindeyim!’ diyerek döndüm. Soluk soluğa eve girdim. Arkamdan da Resülüllah (sav) girdi. </p>
<p>-Neden böyle hızlı nefes alıyorsun?’ dedi. </p>
<p>Ben, </p>
<p>-Anam babam uğruna feda olsun. Yanıma gelip elbisenizi çıkardıktan sonra tekrar giyindiniz, beni kıskançlık tuttu. Ortaklarımdan birinin yanına gideceğinizi zannettim. Nihayet sizi kabristana giderken gördüm,dedim. </p>
<p>Resul–ü Ekrem, </p>
<p>-Resülüllah sana haksızlık edecek diye mi korkuyorsun?’ dedi. </p>
<p>Ardından Cibril geldi ve şöyle dedi: </p>
<p>-Bu gece Şa’bân’ın on beşinci gecesidir. Cenabı Hak bu gecede Benî Kelb kabilesi koyunlarının sayısı kadar kimseyi cehennemden âzâd eder. Fakat bu gece Allah; müşriklerin, kincilerin, akrabalarıyla münasebeti kesenlerin, hayat ve ihtişamlarına mağrur olanların, ana ve babalarına isyan edenlerin, içki düşkünlerinin yüzlerine bakmaz. </p>
<p>Resul–ü Ekrem, elbisesini çıkardı. </p>
<p>-Bu gece ibadet etmeme müsaade eder misiniz? buyurdu. </p>
<p>-Evet, sana anam babam feda olsun, dedim. </p>
<p>Peygamber namaza kalktı. Secdeye kapanıp uzun müddet kaldı. Endişelendim, elimle yokladım. Elim, ayağının altına dokununca kımıldadı. Ben de sevindim. Secdede şöyle niyaz ettiğini işittim: </p>
<p>‘Allah’ım! azabından afvına, gazabından rızana sığınıyorum. Sen’den yine Sana iltica ediyorum. Şânın yücedir. Sana yaptığım senayı Senin kendine yaptığın senaya denk bulmuyorum. Sana lâyık bir surette hamd etmekten âcizim.’ </p>
<p>Sabah olunca bunları Resul–ü Ekrem’e söyledim. O da, </p>
<p>- Yâ Âişe, bunları öğrendin mi? dedi. </p>
<p>-Evet yâ Resülüllah, dedim. </p>
<p>Resuli Ekrem; </p>
<p>-Bunları hem öğren hem de başkalarına öğret. Zira bunları bana Cibril öğretti ve secdede bunları okumamı ta’lîm buyurdu.’ dedi.” </p>
<p>Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor: </p>
<p>&#8220;Her kim bu gece yüz rekat namaz kılarsa yüce Allah ona yüz melek gönderir. Otuzu ona cenneti müjdeler, otuzu ona cehennem azabından teminat verir. Otuzu da ondan dünya afetlerini savarlar, O&#8217;nu da ondan şeytanın tuzaklarını hilelerini savarlar.&#8221; </p>
<p>&#8220;Yüce Allah bu gece ümmetine öyle rahmet eder ki Kelb kabilesinin koyunlarının kılları sayısınca.&#8221; </p>
<p>&#8220;Yüce Allah bu gece bütün müslümanlara mağfiret buyurur ancak kâhin, sihirbaz, yahut çok kin güden veya içkiye düşkün olan, yahut ana-babasını inciten, veya zinaya ısrarla devam eden müstesna.&#8221; </p>
<p>&#8216;Şaban ayının 15. gecesini ibadetle geçirin, gündüzünde de oruç tutun. Çünkü yüce Allah, bu gece dünya semasına rahmetiyle tecelli eder ve; &#8216;tevbe eden yok mu! Onu affedeyim. Rızık isteyen yok mu, ona rızık vereyim, hastalığından şifa isteyen yok mu ona şifa vereyim. Yok mu şunu isteyen yok mu bunu isteyen&#8217; der. Bu durum, sabaha kadar devam eder&#8217;<br />
&#8216;Ameller, bu ayda âlemlerin Rabb&#8217;ı yüce Allah&#8217;a arz edilir. Ben de amellerimin oruçlu iken Allah&#8217;a arzedilmesini isterim&#8217; </p>
<p>Berat Kandili olan bu mübarek geceyi nasıl ihya edeceğiz?<br />
1-Yatsı ve Sabah namazlarını mutlak surette cemaatle kılmalıyız ki, geceyi sabaha kadar ibadet etmiş olalım. </p>
<p>2- Geceyi oruçlu olarak karşılayalım ve ertesi günü de oruç tutalım. </p>
<p>3- Bir günlük kaza namazı kılalım<br />
4- Berâat gecesinde 100 rek&#8217;atlı Hayır Namazı vardır ki, kılan kimse o sene ölürse, şehitlik mertebesine nâil olur. </p>
<p>Hayır Namazı </p>
<p>Niyet </p>
<p>&#8220;Yâ Rabbî, niyet ettim senin rızâ-i şerîfin için namaza. Beni afv-ı ilâhîne, feyz-i ilâhîne mazhar eyle. Kasvet-i kalbden, dünya ve âhiret sıkıntılarından halâs eyleyip süedâ defterine kaydeyle, Allâhü Ekber&#8217; </p>
<p>Kılınışı </p>
<p>Her rek&#8217;atte Fâtiha-i şerîfeden sonra 10 İhlâs-ı şerîf okunur </p>
<p>İki rek&#8217;atte bir selâm verilerek 100 rek&#8217;atte tamamlanır </p>
<p>Her rek&#8217;atte 100 İhlâs-ı şerîf okumak sûretiyle 10 rek&#8217;at olarak da kılınabilir. </p>
<p>(Hz. Allâh&#8217;ın HÛ ism-i şerîfinin ebced hesâbına göre adedi olan) 11 şey, (TÂHÂ&#8217;nın ebced hesâbıyla adedi olan) 14 kere okunur. (TÂHÂ Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz&#8217;in ismidir. </p>
<p>* İstiğfâr-ı şerîf: 14 kere<br />
* Salevât-ı şerîfe: 14 kere<br />
* Fâtiha-i şerîfe (besmeleyle): 14 kere<br />
* Âyetü&#8217;l-Kürsî (besmeleyle): 14 kere<br />
* Lekad câeküm&#8230;&#8217; (besmeleyle): 14 kere </p>
<p> <a href="http://lovepowerman.com/wp-content/uploads/9_1281.gif"><img src="http://lovepowerman.com/wp-content/uploads/9_1281-300x89.gif" alt="" title="9_128" width="300" height="89" class="alignleft size-medium wp-image-1072" /></a></p>
<p>* 14 kere &#8216;Yâsîn&#8217; dedikten sonra 1 Yâsîn-i şerîf<br />
* İhlâs-ı şerîf (besmeleyle): 14 kere<br />
* Kul eûzu birabbil-felak&#8230;&#8217; (besmeleyle): 14 kere<br />
* Kul eûzu birabbin-nâs&#8230;&#8217; (besmeleyle): 14 kere </p>
<p>&#8220;Sübhânallâhi vel-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber. Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil-azıym.&#8221; </p>
<p>* 14 kere </p>
<p> <a href="http://lovepowerman.com/wp-content/uploads/subhanallahi1.gif"><img src="http://lovepowerman.com/wp-content/uploads/subhanallahi1-300x77.gif" alt="" title="subhanallahi" width="300" height="77" class="alignleft size-medium wp-image-1074" /></a></p>
<p>o Salevât-ı şerîfe (Salât-ı Münciye okumak efdaldir): 14 kere<br />
.<br />
&#8220;Allâahümme salli alâa seyyidinâa Muhammedin ve alâa âali seyyidinâa Muhammedin salâaten tünciinâa bihâa min cemî&#8217;ıl-ehvâali ve&#8217;l âafâat. Ve takdıy lenâa bihâa cemî&#8217;alhaacâat ve tütahhirunâa bihâa min cemî&#8217;ıs-seyyi&#8217;âat ve terfeunâa bihâa ındeke a&#8217;led-derecâat ve tübelliğunâa bihâa aksa&#8217;l gaayâat. Min cemî&#8217;ıl-hayrâti fi&#8217;l-hayâati ve ba&#8217;del-memâat. İnneke alâa külli şey&#8217;in kadiyr.&#8221; </p>
<p> <a href="http://lovepowerman.com/wp-content/uploads/salavatiserif1.gif"><img src="http://lovepowerman.com/wp-content/uploads/salavatiserif1-300x189.gif" alt="" title="salavatiserif" width="300" height="189" class="alignleft size-medium wp-image-1073" /></a></p>
<p>Mânâsı: </p>
<p>Allâh&#8217;ım, Efendimiz Muhammed&#8217;e ve ehl-i beytine bizi bütün korku ve âfetlerden kurtaracağın, bütün ihtiyaçlarımızı göndereceğin, bütün günahlarımızdan temizleyeceğin, nezdindeki derecelerin en yücesine yükselteceğin, hayatta ve ölümden sonra bütün hayırların nihâyetine ulaştıracağın şekilde râhmet eyle. Muhakkak sen her şeye kaadirsin.“ </p>
<p>Bunlardan sonra duâ yapılır.<br />
5- Berâat Gecesi, bu gecede hiç olmazsa bir Tesbih Namazı kılınır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lovepowerman.com/hayir-namazi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>CUMA NAMAZI</title>
		<link>http://lovepowerman.com/cuma-namazi.html</link>
		<comments>http://lovepowerman.com/cuma-namazi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 Jul 2010 09:20:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lovepowerman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Namaz Hakında]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://lovepowerman.com/?p=1016</guid>
		<description><![CDATA[CUMA NAMAZI
Cuma namazının önemi
Allahü teâlâ Cuma gününü müslümanlara mahsus kılmıştır. Cuma günü öğle vaktinde, Cuma namazını kılmak, Allahü teâlânın emridir.
Allahü teâlâ, Cuma sûresi sonundaki âyet-i kerîmede meâlen buyurdu ki,
(Ey îmân etmekle şereflenen kullarım! Cuma günü, öğle ezânı okunduğu vakit hutbe dinlemek ve Cuma namazı kılmak için camiye koşunuz! Alışverişi bırakınız! Cuma namazı ve hutbe, size [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>CUMA NAMAZI</p>
<p>Cuma namazının önemi</p>
<p>Allahü teâlâ Cuma gününü müslümanlara mahsus kılmıştır. Cuma günü öğle vaktinde, Cuma namazını kılmak, Allahü teâlânın emridir.</p>
<p>Allahü teâlâ, Cuma sûresi sonundaki âyet-i kerîmede meâlen buyurdu ki,</p>
<p>(Ey îmân etmekle şereflenen kullarım! Cuma günü, öğle ezânı okunduğu vakit hutbe dinlemek ve Cuma namazı kılmak için camiye koşunuz! Alışverişi bırakınız! Cuma namazı ve hutbe, size başka işlerinizden daha faydalıdır. Cuma namazını kıldıktan sonra, camiden çıkar, dünya işlerinizi yapmak için dağılabilirsiniz. Allahü teâlâdan rızık bekleyerek çalışırsınız. Allahü teâlâyı çok hâtırlayınız ki, kurtulabilesiniz!)</p>
<p>Namazdan sonra, isteyen işine gider çalışır, isteyen câmide kalıp namaz kılmak ile, Kur’ân-ı kerîm ve duâ ile meşgul olur. Cuma namazı vakti girince, alış-veriş günahtır.</p>
<p>Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” çeşitli hadîs-i şerîflerinde buyurdu ki:</p>
<p>(Bir müslüman, Cuma günü gusül abdesti alıp, Cuma namazına giderse, bir haftalık günahları affolur ve her adımı için sevâb verilir.)</p>
<p>(Cuma namazı kılmayanların kalblerini Allahü teâlâ mühürler. Gâfil olurlar).</p>
<p>(Günlerin en kıymetlisi Cumadır. Cuma günü, bayram günlerinden ve Aşûre gününden daha kıymetlidir. Cuma, dünyada ve Cennette mü’minlerin bayramıdır).</p>
<p>(Bir kimse, mâni yok iken, üç Cuma namazı kılmazsa, Allahü teâlâ, kalbini mühürler. Ya’nî iyilik yapmaz olur).</p>
<p>(Cuma namazından sonra bir an vardır ki, mü’minin o anda ettiği duâ red olmaz).</p>
<p>(Cuma namazından sonra, yedi defa İhlâs ve Mu’avvizeteyn yani Felak ve Nas surelerini okuyanı Allahü teâlâ, bir hafta kazâdan, belâdan ve kötü işlerden korur).</p>
<p>(Cumartesi günleri yahudilere, Pazar günleri nasaraya [hıristiyanlara] verildiği gibi, Cuma günü de Müslümanlara verildi. Bu gün, Müslümanlara hayır, bereket, iyilik vardır).</p>
<p>Cuma günü yapılan ibâdetlere, başka günde yapılanların, en az iki katı sevâb verilir. Cuma günü işlenen günahlar da iki kat yazılır.</p>
<p>Cuma günü, ruhlar toplanır ve birbirleriyle tanışırlar. Kabirler ziyaret edilir. Bu günde kabir azâbı durdurulur. Bazı âlimlere göre, mü’minin azâbı artık başlamaz. Kâfirin azâbı, Cuma ve Ramazanda yapılmamak üzere, kıyâmete kadar sürer. Bu gün ve gecesinde ölen mü’minler, kabir azâbı çekmez. Cehennem, Cuma günü çok sıcak olmaz. Âdem aleyhisselâm, Cuma günü yaratıldı. Cuma günü Cennetten çıkarıldı. Cennettekiler, Allahü teâlâyı Cuma günleri göreceklerdir.</p>
<p>Cuma Namazının Şartları</p>
<p>Cuma günü onaltı rek’at namaz kılınır. Bunun iki rek’atını kılmak farzdır. Öğle namazından daha kuvvetli farzdır. Cum’a namazı farz olmak için iki türlü şartı vardır:</p>
<p>1 &#8211; Edâ şartları,</p>
<p>2 &#8211; Vücub şartları.</p>
<p>Edâ şartlarından biri noksan olursa namaz kabûl olmaz. Vücub şartları bulunmazsa kabûl olur.</p>
<p>Edâ, ya’nî Cuma namazının sahîh olması için şartları yedidir:</p>
<p>1 &#8211; Namazı şehirde kılmak (Şehir: Cemâati en büyük camiye sığmayan yer demektir.)</p>
<p>2 &#8211; Devlet reisinin veya vâlinin izni ile kılmak. Bunların tayin ettiği hatib, kendi yerine başkasını vekil edebilir.</p>
<p>3 &#8211; Öğle namazının vaktinde kılmak.</p>
<p>4 &#8211; Vakit içinde hutbe okumak. Âlimler, Cum’a hutbesini okumak, namaza dururken (Allahü ekber) demek gibidir dedi.</p>
<p>Ya’nî iki hutbeyi de, yalnız Arapça okumak lâzımdır. Hatib efendi, içinden Eûzü okuyup, sonra yüksek sesle, hamd ve senâ ve kelime-i şehâdet, salât-ü selâm okur. Sonra, vaâz ya’nî sevâba, azâba sebeb olan şeyleri hatırlatır ve âyet-i kerîme okur. Oturup kalkar. İkinci hutbeyi okuyup, vaâz yerine, mü’minlere duâ eder. Dört halîfenin adını söylemesi müstehabdır. Hutbeye dünya sözü karıştırmak haramdır. Hutbeyi, nutuk ve konferans şekline sokmamalıdır. Hutbeyi kısa okumak sünnettir. Uzun okumak mekrûhdur.</p>
<p>5 &#8211; Hutbeyi namazdan önce okumak.</p>
<p>6 &#8211; Cuma namazını cemâat ile kılmak.</p>
<p>7 &#8211; Câmi kapılarını herkese açık tutmak.</p>
<p>Cuma namazının vücûb şartları dokuzdur:</p>
<p>1 &#8211; Şehirde, kasabada oturmak. Müsafirlere farz değildir.</p>
<p>2 &#8211; Sağlam olmak, hastaya, hastayı bırakamıyan bakıcıya ve ihtiyarlara farz değildir.</p>
<p>3 &#8211; Hür olmak.</p>
<p>4 &#8211; Erkek olmak. Kadınlara farz değildir.</p>
<p>5 &#8211; Âkıl ve bâliğ olmak.</p>
<p>6 &#8211; Kör olmamak. Yolda götüren olsa bile, a’mâ olana farz değildir.</p>
<p>7 &#8211; Yürüyebilmektir. Nakil vâsıtası olsa bile felçliye, ayaksıza farz değildir.</p>
<p>8 &#8211; Hapsedilmiş olmamak ve düşman korkusu, hükûmetten, zâlimden korkusu olmamak.</p>
<p>9 &#8211; Fazla yağmur, kar, fırtına, çamur ve soğuk olmamak.</p>
<p>Cuma Namazı Nasıl Kılınır</p>
<p>Cuma günü, öğle ezânı okununca, onaltı rek’at Cuma namazı kılınır. Bunlar sırası ile şöyledir:</p>
<p>1 &#8211; Önce, Cuma namazının dört rek’atlik “İlk sünneti” kılınır. Bu sünnet, öğle namazının ilk sünneti gibi kılınır. Buna niyet, “Niyet ettim. Allah rızası için, Cuma namazının ilk sünnetini kılmağa, döndüm kıbleye” diye yapılır.</p>
<p>2 &#8211; Sonra, cami içinde ikinci ezân ve hutbe okunur.</p>
<p>3 &#8211; Hutbe okunduktan sonra, kâmet okunup cemâat ile Cuma namazının iki rek’atlik “farzı” kılınır.</p>
<p>4 &#8211; Cuma namazının farzı kılındıktan sonra, dört rek’atlik “Son sünneti” kılınır. Bunun kılınışı öğle namazının ilk sünneti gibidir.</p>
<p>5 &#8211; Bundan sonra, “Üzerime farz olan kılamadığım son öğle namazının farzını kılmağa” diye niyet ederek, “Âhir zuhur” namazı kılınır. Dört rek’atlik bu namazın kılınışı öğle namazının farzının kılınışı gibidir.</p>
<p>6 &#8211; Sonra da, iki rek’at “Vaktin sünneti” kılınır. Kılınışı, sabah namazının sünnetinin kılışını gibidir.</p>
<p>7 &#8211; Bundan sonra, Âyetel-kürsî ve tesbihler okunup, duâ edilir.</p>
<p>Cuma Gününün Sünnet ve Edebleri:</p>
<p>1 &#8211; Cumayı perşembe gününden karşılamak.</p>
<p>2 &#8211; Cuma günü gusl abdesti almak.</p>
<p>3 &#8211; Başı traş etmek. Sakalın bir tutamdan fazlasını ve tırnakları kesmek. Temiz elbise giymek.</p>
<p>4 &#8211; Cuma namazına mümkün olduğu kadar erken gitmek.</p>
<p>5 &#8211; Ön safa geçmek için, cemâatin omuzlarından aşmamalıdır.</p>
<p>6 &#8211; Câmide namaz kılanın önünden geçmemek.</p>
<p>7 &#8211; Hatib efendi minbere çıktıktan sonra hiç bir şey söylememek, konuşana işaretle bile cevap vermemek ve ezânı tekrarlamamak.</p>
<p>8 &#8211; Cuma namazından sonra Fâtiha, Kâfirûn, İhlâs, Felak ve Nâs sûrelerini yedi kere okumak.</p>
<p>9 &#8211; Ehl-i sünnet âlimlerinin kitablarından anlatan âlimlerin dersinde, va’zında bulunmak.</p>
<p>10 &#8211; Cuma gününü, hep ibâdetle geçirmek.</p>
<p>11 &#8211; Cuma günü salevât-ı şerîfe getirmek.</p>
<p>12 &#8211; Kur’ân-ı kerîm okumak, (Kehf) sûresini okumalıdır.</p>
<p>13 &#8211; Sadaka vermek.</p>
<p>14 &#8211; Ana-babayı veya kabirlerini ziyâret etmek.</p>
<p>15 &#8211; Evin yemeklerini bol ve tatlı yapmak.</p>
<p>16 &#8211; Çok namaz kılmak. Kazâya kalmış namazı olanlar, kazâ namazı kılmalıdır.</p>
<p>17 &#8211; Cuma gününü hep âhıret işleriyle geçirmek.</p>
<p>I&#8217;ve seen so far is in perfect</p>
<p><a href="http://www.lovepowerman.net">http://www.lovepowerman.net</a></p>
<p><a href="http://www.lovepowerman.com">http://www.lovepowerman.com</a></p>
<p>ibrahim uzun web site admin</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lovepowerman.com/cuma-namazi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Abdestin Fazileti</title>
		<link>http://lovepowerman.com/abdestin-fazileti.html</link>
		<comments>http://lovepowerman.com/abdestin-fazileti.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 24 May 2010 21:16:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lovepowerman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Namaz Hakında]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://lovepowerman.com/?p=734</guid>
		<description><![CDATA[Ukbe İbnu Âmir (R.a) anlatıyor: &#8220;Üzerimizde develeri gütme işi vardı, (bunu sırayla yapıyorduk.) (Bir gün) gütme nöbeti bana gelmişti. Günün sonunda develeri kıra ben çıkarıyordum. (Birgün, nöbetimden dönüşte) Resülullah aleyhissalâtu vesselâm&#8217;a geldim, ayakta halka hitabediyordu. Söylediklerinden şu sözlere yetiştim:
&#8220;Güzelce abdest alıp, sonra iki rek&#8217;at namaz kılan ve namaza bütün ruhu ve benliği ile yönelen hiç [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ukbe İbnu Âmir (R.a) anlatıyor: &#8220;Üzerimizde develeri gütme işi vardı, (bunu sırayla yapıyorduk.) (Bir gün) gütme nöbeti bana gelmişti. Günün sonunda develeri kıra ben çıkarıyordum. (Birgün, nöbetimden dönüşte) Resülullah aleyhissalâtu vesselâm&#8217;a geldim, ayakta halka hitabediyordu. Söylediklerinden şu sözlere yetiştim:</p>
<p>&#8220;Güzelce abdest alıp, sonra iki rek&#8217;at namaz kılan ve namaza bütün ruhu ve benliği ile yönelen hiç kimse yoktur ki kendisine cennet vâcib olmasın!&#8221;</p>
<p>(Bunları işitince kendimi tutamayıp:) &#8220;Bu ne güzel!&#8221; dedim. (Bu sözüm üzerine) önümde duran birisi:</p>
<p>&#8220;Az önce söylediği daha da güzeldi!&#8221; dedi. (Bu da kim? diye) baktım. Meğer Ömer İbnu&#8217;I-Hattâb&#8217;mış. O, sözüne devam etti:</p>
<p>&#8220;Seni gördüm, daha yeni geldin. Sen gelmezden önce şöyle demişti:</p>
<p>&#8220;Sizden kim abdestini alır ve bunu en güzel şekilde yapar, sonra da: &#8220;Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve Resûlühü. (Şehâdet ederim ki Allah&#8217;tan başka ilah yoktur ve yine şehadet ederim ki Muhammed Allah&#8217;ın kulu ve Resûlüdür)&#8221; derse, kendisine cennetin sekiz kapısı da açılır; hangisinden isterse oradan cennete girer.&#8221;</p>
<p>Ebu Davud&#8217;un rivayetinde &#8220;&#8230;abdesti güzel yaparsa&#8230;&#8221; denmiştir.</p>
<p>Tirmizi&#8217;nin rivayetinde &#8220;&#8230;.resûlühü (Allah&#8217;ın &#8230;Resûlü)&#8221; kelimesinden sonra &#8220;Allah&#8217;ım, beni tevbe edenlerden kıl, temizlenenlerden kıl&#8221; duası da vardır.</p>
<p>Ebu Davud, Taharet 65, (169); Tirmizi, Taharet, 41, (55).</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lovepowerman.com/abdestin-fazileti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Namazın Âdâbı-1</title>
		<link>http://lovepowerman.com/namazin-adabi-1.html</link>
		<comments>http://lovepowerman.com/namazin-adabi-1.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 May 2010 20:01:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lovepowerman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Namaz Hakında]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://lovepowerman.com/?p=672</guid>
		<description><![CDATA[Gizli okunan namazlarda cemaat imamın vele&#8217;d-dâllîn dediğini duyarsa artık «âmin» demelerine gerek kalmaz, diyenler olmuşsa da, Fâkih Ebû Cafer El-Hendevânî, «âmin» demeleri sünnete uygundur, sonucuna varmıştır. (El-Muhit / Serahsi.)
Bayram ve cuma namazlarında cemaat birbirinden âmîn sesini duyacak olursa, susmayıp kendileri de belirtilen ölçüde söylerler, sahih olan da budur. (Siracül&#8217;-Vehhac &#8211; Fetâvâ-yi Hindiyye.)
Fatihadan sonra ya bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gizli okunan namazlarda cemaat imamın vele&#8217;d-dâllîn dediğini duyarsa artık «âmin» demelerine gerek kalmaz, diyenler olmuşsa da, Fâkih Ebû Cafer El-Hendevânî, «âmin» demeleri sünnete uygundur, sonucuna varmıştır. (El-Muhit / Serahsi.)<br />
Bayram ve cuma namazlarında cemaat birbirinden âmîn sesini duyacak olursa, susmayıp kendileri de belirtilen ölçüde söylerler, sahih olan da budur. (Siracül&#8217;-Vehhac &#8211; Fetâvâ-yi Hindiyye.)<br />
Fatihadan sonra ya bir sûre, ya da üç âyet okunur. Üç âyet uzunluğunda bir âyet okumak da kâfidir. (Et-Tebyîn &#8211; Şerh-i Münye / îbn Emir Hâcc.)<br />
Kıraatten sonra rükû&#8217;a varılır. Ancak eğilirken Tekbir getirilir. Nitekim Resûlullah (A.S.) Efendimiz:<br />
«İmam Allahu ekber deyince siz de söyleyin, imam rükû&#8217;a gidince siz de gidin. İmam rükû&#8217;dan semiallahu limen hamidehu deyip kalkınca siz rabbena ve-leke&#8217;l-hamd deyin.» buyurmuştur. Sahih olan da budur. Ancak tekbir’de şuna dikkat etmek efdaldir: Tam belini eğeceği sırada başlanır, eller diz kapaklarına dokunacağı sırada bitirilir. (EI-Muhit &#8211; Tahavi – Tatarhaniyye.)<br />
Rükû&#8217;da ellerini iyice diz kapaklarına dayamak ve beli mümkün olduğu nispette düz tutmak sünnettir. (El-Hidâye &#8211; En-Nihâye.) Burada başı da ne yukarı kaldırır, ne de aşağıya doğru eğer, bel ile aynı seviyede tutmaya çalışır. (El-Hulâsa &#8211; Fetâvâ-yi Hindiyye.)<br />
F) Rükû&#8217;da dizler de dik tutulur, mafsal bükük tutulmaz. Kalınlar ise dizlerini hafif kırarlar, kollarını açık tutmazlar. Erkekler kollarnı hafif açık tutarlar. Sonra subhane rabbiye&#8217;l-azîm tesbihini üç defa söyler. Böylece rükû&#8217; tamamlanmış olur. Ne var ki bir tek defa bile bu tesbihi söylemek caizdir. Ancak tenzihi kerahet vardır. Çünkü Resûlullah (A.S.) Efendimizin bunu hem üç defa söylediği, hem tavsiyede bulunduğu sahih rivayetle sabit olmuştur.<br />
G) Rükû&#8217;dan kalkıldığında ayakta durup beli iyice doğrultmak sünnete uygundur. Hatta Ebû Yusuf a göre, böyle yapmazsa namazı bozulur veya kerahetle namaz kılmış olur.<br />
Namazda her zikir ve tesbih kendi yerinde getirilir. Aksi halde söylenmez terk edilir. Meselâ: Rükû’a varıldığında söylenecek tesbih, rükû&#8217;dan kalkıldığında söylenirse, sünnet yerine getirilmemiş olacağından artık söylenmez. Rükû&#8217;dan kalkıldığında semiallahu limen hamideh&#8217;i beli tam doğrulttuğu zaman söylemek de sünnete uygun olmadığı için terk edilmesi daha iyi olur. Çünkü yerinin dışında kalmıştır. (Tatarhanyiye &#8211; Fetâvâ-yi Hindiyye.)<br />
Semiallahu limen hamideh, derken sonundaki (H) harfini sakin okumak daha uygundur.<br />
Rükû&#8217;dan kalkılıp bel doğrultulduktan sonra tekbir getirilerek secdeye varılır. Secdede üç defa subhane rabbiyel-a&#8217;lâ denilir. Bu sayı, rükû ve secdede yapılan tesbihlerin en azıdır. Tek olmak üzere beşe ya da yediye çıkarmak müstehabdır. Ancak imam bunu üçten fazla yapmamalıdır. (El-Hidâye &#8211; El-Muhit / Serahsî.)<br />
Bunun için söz sahibi fakihler, tesbihin en azı üç, ortalaması beş, mükemmeli yedi defadır, demişlerdir.<br />
H) Secdeye varıldığında önce dizler, sonra eller, sonra burun, sonra da alın yere konulur. Kalkıldığında ise önce alın, sonra burun, sonra eller, sonra da dizler kaldırılır. Tabii bu tertip sıhhati yerinde bulunan kimseler içindir. Ayağı ya da kolları romatizma ya da benzeri bir hastalıktan muzdarip bulunan kimsenin kolayına nasıl geliyorsa öyle hareket eder. Meselâ:<br />
Rükû&#8217;a varırken belini tam doğrultamıyorsa, tutabildiği ölçüde bir durum alır, kendini zorlamaz. Secdeye vardığında önce dizlerini yere koyamıyorsa, Önce ellerini koyup öylece secdeye varmayı sağlar. (Et-Tebyîn &#8211; El-Bedayi.)<br />
Secdede eller tam kulak hizasına konulur, parmaklar kıbleye doğru tutulur. Ayakların parmakları da aynı hükme girer. Erkekler bu sırada karınlarını uyluklarından biraz ayırıp yüksekçe tutarken kadınların bunun aksine karınlarını uyluklarıyla bitiştirirler. Erkekler yine bu durumda kollarını yere sermeyip biraz yüksekçe tutarken kadınlar bunun aksini yapar. (El-Hulasa &#8211; Fetâvâ-yi Hindiyye.)<br />
Bu hususlarda cariyeler de hür kadınlar gibidir. Ancak namaza başlama Tekbirinde erkekler gibidirler. Gerçi bugün câriye diye bir konu mevcut değildir. İslâmiyet çok sistemli bir tutumla kölelik ve cariyeliği kaldırmıştır. Ama bazı konularda yine yer yer onlarla ilgili hükümleri anlatmakta yarar görülmektedir.<br />
Secdeden Tekbir getirilerek baş kaldırılır, bel dimdik tutularak oturulur. Bu oturuşta sünnet bir zikir yoktur. (El-Ceheretü&#8217;n-Neyyire / Şerh-iKudurî.)<br />
Secdeden kalktığında belini doğrultmadan ikinci secdeye varacak olursa, İmam Ebû Hanîfe ile İmam Muhammed&#8217;e göre bu da kâfi gelir. İmam Ebû Yusuf bu görüş ve ictihadda değildir. Ta&#8217;dil-i Erkân ona göre vâcibdir. Kasten terkinden dolayı namazın iadesi gerekir. (El-Hidâye &#8211; Fetavâ-yi Hindiyye.) Ancak İmam A&#8217;zam&#8217;a göre de secdeden başı kaldırdıktan sonra duruş vaziyetine bakılır:<br />
Başı secdeye daha yakınsa farz yerine gelmediğinden caiz değildir. Oturma haline daha yakınsa, caizdir. En sahih olan da budur. Fetva buna göredir. (Et-Tebyin &#8211; El-Hidâye &#8211; El-Bedayi.)<br />
Ebû Yusuf&#8217;a göre de, «başını kaldırdı» denilecek ölçüde bir doğrulma meydana gelirse caizdir. Bunun aksi caiz değildir. Sahih olan rivayet budur. (El-Muhit &#8211; El-Bedayi&#8217;.)<br />
Sonra Tekbir getirilip ikinci secdeye varılır. Birincide olduğu gibi üç defa tesbih getirir.<br />
İkinci secdeden kalkıldığında mümkünse eller yere konulmadan kıbleye yönelik bulunan ayak parmakları üzerine doğrulup ayağa kalkılır. Ancak bu arada dizlere dayanmakta hiçbir sakınca yoktur. Sıhhati ve gücü yerinde olanların bunu da terk edip hiç bir şeye dayanmaksızın kalkması müstehabdır. (El-Muhit &#8211; Bahr-i Râik / Ibn Nüceym.)<br />
İkinci secdeden kalkıldığında &#8211; Şâfiîlerin yaptığı gibi &#8211; hafif bir oturuştan sonra ellerini yere dayayarak kalkacak olursa, bunda da bir sakınca görülmemiştir. Ancak yukarıda Hanefî imamlarının belirttiği biçimde kalkmak müstehabdır.<br />
İkinci rekâtta, birinci rekâtta yapılanların aynısı tekrarlanır; ancak İftitah Tekbiri getirilmez, “Euzü” söylenmez. Besmele ile kıraate başlanır. (El-Kuduri &#8211; Fetâvâ-yi Hindiyye.)<br />
İkinci rekâtta ikinci secdeyi tamamlayıp kalktığında, sol ayak yere serilerek üzerinde oturulur; sağ ayak parmakları kıbleye gelecek biçimde tutulur. Eller dizlere yakın ölçüde parmaklar açık bir vaziyette konulur. Dizler tutulmaz, parmaklar da birbirine iyice bitiştirilmez, rahat bir tutuşa dikkat edilir. (El-Hidâye / El-Merğinâni.) En sahih olan da budur.<br />
Kadın bu durumda sol kalçası üzerine oturup sol ayağını sağ ayağının bileğinin altına gelecek biçimde bir vaziyet alır. (İbn Âbidin &#8211; El-Hidâye / El-Merğinanî.)<br />
Belirtilen biçimde gerek erkek, gerek kadın, gerek imam ve gerekse cemaat ve yalnız başına namaz kılan İbn Mes&#8217;ud Hazretlerinin naklettiği Et-Tahiyyatı okur. Namaz iki rekâtlı değilse, Et-Tahiyyat’tan sonra bir şey okunmayıp Tekbir getirilerek ayağa üçüncü rekâta kalkılır. İki rekâtlı bir namaz ise Salâvat, dua ve belli zikirler yapılır. (El-Muhit / Radıyüddin Serahsi &#8211; El-Hidaye / Merğinâni.)<br />
İ) Et-Tahiyatta, “eşhedü ellâ ilahe illallah” bölümüne gelince şehadet parmağıyla işarette bulunulur. Ama bu konuda seçilen kavle göre işaret yapılmaz denilmiştir. Fetva da bu kavle göredir. (El-Hulâsa &#8211; El-Muhit &#8211; Fetâvâ-yi Hindiyye.)<br />
Münyetü&#8217;l-Müftî&#8217;de parmakla işaretin mekruh olduğu kaydedilmişse de Meşayih-i Kiram bunda bir kerahet olmadığını söylemiştir. Uygun olan da meşayihin görüşüdür.<br />
Et-Tahiyyat’tan sonra birinci rekâtta belirtilen ölçü ve biçimde ayağa kalkılır. Ancak Tahavî, kalkılırken elleriyle yere dayanmakta bir sakınca yoktur, demiştir. Birinci rekâtta yaptıklarının tamamını bu rekâtta aynen yerine getirir. Üçüncü rekâtta sadece Fâtiha&#8217;yı okur. Fazla bir şey okuması mekruhtur. (El-Muhit / SerahsI &#8211; El-Ihtiyar Şerh-i Muhtar.)<br />
J) Üçüncü rekâtta kıraati tamamen terk edip sadece tesbihle yetinir ya da hem kıraati hem tesbihi terk ederse bir şey gerekmez. Ne var ki Fâtiha&#8217;yı okumak efdaldir. Rivayetler arasında bu konuda en sahih olanı da belirttiğimiz husustur. (Zahire / Burhanettin Mahmud &#8211; Fetâvâ-yi Kaadıhan.) Çünkü fetva buna göredir. El-Muhit bunu en sahih &#8216;kavi olarak kabul etmiştir.<br />
O halde üçüncü ve dördüncü rekâtlarda kıraat efdaldir. Fatiha ile yetinilir. Hiçbir şey okumayıp susmak ise mekruhtur. (El-Bedayi&#8217; / Kasanı &#8211; El~Hulasa.)<br />
Dördüncü rekâtın sonunda, ikinci rekâtın sonunda oturduğu gibi oturur; Et-Tahiyyat&#8217;ı belirtilen biçimde okur, sonra Resûlullah (A.S.) Efendimize Salâvat-i Şerife getirir.<br />
K) Salâvat&#8217;ın nasıl getirilmesi gerektiği: İmam Muhammed&#8217;den sözü edilen Salâvat&#8217;ın nasıl getirilmesi gerektiği sorulduğunda şu cevabı vermiştir:<br />
«allahümme sallî alâ Muhammed&#8217;in ve alâ âlî Muhammed&#8217;in kemâ salleyte alâ İbrahime ve alâ âli İbrahîm&#8217;e ve barik alâ Muhammed’in ve alâ âl-i Muhammed&#8217;in kema barekte âla İbrahîme ve alâ âl-i İbrahîme inneke hamîdün mecîd.»<br />
Bunun dışında bir de “allahümme irhem Muhammed&#8217;en” demek bazılarına göre mekruhsa da, sahih olan tespite göre mekruh değildir, (Fetâvâ-yi Hindiyye.) denilebilir.<br />
Salâvat-ı şerîfeden sonra önce kendine, sonra ana-babasına, sonra da bütün mü&#8217;minlere duâ eder. Sünnet olan duâ bu tertip üzere olanıdır. Kur’ân’da bunun örneği mevcuttur:<br />
“Rabbena îğfir lî veli vâlideyye veli’l mü’minîne yevme yekumu&#8217;l-hisâb.”<br />
Türkçe anlamı:<br />
«Ey Rabbimiz! Beni, anamı babamı ve mü&#8217;minleri, insanların kalkıp hesaba çekileceği gün bağışla, günahlardan temizle.» (Et-Tebyin / Zeylaî.)<br />
Bu duadan sonra:<br />
L) “Rabbena âtinâ fi&#8217;d-dünya haseneten ve fi&#8217;l-âhireti haseneten ve kına azabe&#8217;n-nar” duası yapılır.<br />
Bunun Türkçe anlamı:<br />
«Rabbimiz! Dünyada da bize iyilik ver, âhirette de iyilik ver ve bizi Cehennem ateşi azabından koru.»<br />
Dualarda efdal olanları bunlardır. Bu bakımdan halkın sözlerine benzer tarzda dua yapmak veya halktan istenilmesi her zaman için mümkün olan şeyleri arzulayarak bazı sözlerle duada bulunmak uygun değildir. Buna bir örnek verelim:<br />
«Allahım! beni falan kızla evlendir..», «Benim tarla bahçeme su indir..» gibi. İşte bu tür sözlerle duâ etmek doğru değildir. Hatta caiz olmadığını söyleyenler var ki sahih olan da budur. (El-Ayni Şerh-i Hidâye &#8211; Fetavâ-yi Hindiyye.)<br />
Duada bu ölçüyü dikkate alanlara göre, «Allahım! Bana çok mal ver» derse, namazı bozulur. «Allahım! Bana ilim ve hac nasîb eyle» derse, namazı bozulmaz. Çünkü birincisi halk sözlerinden birdir.<br />
Bunun için Sünnete uygun duaları ezberleyip okumak daha uygundur. Dilin başka bir söze kaymasını önler. (El-Velvaliciyye / Abdürreşid – Tatarhaniyye.)<br />
Ancak bu konuda genel kaideyi unutmamak gerekir:<br />
Teşehhüde oturduktan sonra, yani «Et-Tahiyyat’ı» okuduktan veya onu okuyacak miktar oturduktan sonra halkın sözüne benzer anlam ve ölçüde yapılan dualar namazı bozmaz, ancak kişi böyle yapmakla namazdan çıkmış olur. Son farz olan Teşehhüd Miktarı oturmak gerçekleştiği için namazın bozulması söz konusu değildir. Bu miktar oturmadan belirtilen anlam ve ölçüde duâ yapacak olursa, o takdirde namazı bozulmuş sayılır. (Et-Tebyin / Zeylaî &#8211; Fetava-yi Hindiyye.)<br />
M) Rivayet yoluyla sabit olan dualardan biri de, Ebu Bekir Sıddîk (R.A.)&#8217;den nakledilenidir:<br />
Resûlullah (A.S.) Efendimiz, namazda okumam için bana şu duayı öğretti:<br />
«allahümme, innî zalemtu nefsî zulmen kesîren ve innehu lâ yağfîru&#8217;z-zünube illâ ente, fağfir lî mağfireten min indike verhamnî inneke ente&#8217;l-ğafuru&#8217;r-rahîm.»<br />
Türkçe anlamı:<br />
«Allahım! Ben kendime çok haksızlık ettim. Doğrusu günahları ancak Sen bağışlarsın; beni bağışla, kendi katından bir bağışlamayla beni mağfiretine erdir. Bana merhamet et. Çünkü ancak Sen hem Ğafur&#8217;sun, hem Rahîm&#8217;sin,»<br />
Büyük sahabi İbn Mes&#8217;ud (R.A.) de daha çok şu duayı tavsiye etmiştir:<br />
«allahümme innî eselüke mine&#8217;l-hayrî küllihî, ma alimtü minhu vema lâ a&#8217;lemu ve euzu bike mine&#8217;ş-şerrî küllihî ma alimtu mînhu vema lâ a&#8217;lemu. »<br />
Türkçe anlamı:<br />
«Allahım! Bildiğim, bilmediğim bütün hayırları Senden dilerim.<br />
Bildiğim ve bilmediğim bütün şer ve kötülüklerden Sana sığınırım.»<br />
Et-Tahiyyat ve bazı dualardan sonra şu duayı da yapmak müstehabdır:<br />
«rabbî&#8217;c'alnî mukîme&#8217;s-salâtî ve mîn zürriyyetî rabbenâ ve tekabbel duaî rabbanâ, iğfir lî veli valideyye ve lil mü&#8217;minîne yevme yekumu&#8217;l-hisab.»<br />
Türkçe anlamı:<br />
«Rabbimiz! Beni de, soyumu da namaz kılanlardan eyle. Rabbimiz! Duamızı kabul buyur. Rabbimiz! Beni, anamı-babamı ve bütün mü&#8217;minleri -insanların hesaba kalkacakları gün bağışla.»<br />
Duadan sonra önce sağa, sonra sola selâm verilip namazdan çıkılır&#8217; Birinci selâmda yüz sağ tarafa, ikinci selâmda sol tarafa çevrilir; yanağının beyazı arkadan görülebilecek biçimde bu çevirmeyi gerçekleştirir. En sahih olan da budur. (El-Kınye &#8211; Şerh-i Nukaaye &#8211; Şeyh Ebûlmekârim.)<br />
N) Selâm hangi sözlerle yerine getirilir?<br />
«Es-Selâmu aleyküm ve rahmetu&#8217;llahi» denilir. Muhtar olan burdur. Selâm kelimesinin başına (Elif-Lâm) koymak daha uygundur. (El-Muhit &#8211; Serahsî &#8211; Fetâvâ-yi Hindiyye.)<br />
Biz Hanefilere göre, selâmın sonunda “Ve berekâtühü” denilmez. Aynı zamanda ikinci selâmı birincisine oranla biraz daha alçak sesle söylemek sünnettir. En uygun olan da budur. (El-Muhit / Serahsİ &#8211; Et-Tebyin / Zeylaî.)<br />
O) Sağ tarafa selâm verdikten sonra sol tarafa vermeden kalkıp namaz kıldığı yerden ayrılacak olursa, dünya sözü etmeden ve dışarı çıkmadan hatırlar da geri dönüp oturarak sol tarafa selâm verirse, kâfi gelirse de fukahanın çoğuna göre arkasını kıbleye çevirdikten sonra artık dönüp selâm için oturmasına gerek kalmaz.<br />
Sahih olan da budur. (Tatarhaniyye &#8211; El-Kınye.)<br />
Sağa selâm vermeden sol tarafa selâm verirse, konuşmamışsa sağ tarafa da selâm verir ve sol tarafa verdiği selâmı iade etmez.<br />
Önce başım sağa çevirmeden selâm verirse, bu da kâfi görülmüştür; ancak sol tarafa selâm vermesi gerekir. Ne var ki bu, sünnete uygun bir selâm biçimi değildir.<br />
P) İmamın arkasındakiler ne zaman selâm vermelidirler?<br />
İmam sağ tarafa selâm verip bitirince onlar hemen sağa selâm verirler, İmam sol tarafa selâmı bitirince onlar başlarlar. (Fetâvâ-yi Kaadıhan &#8211; Fetâvâ-yi Hindiyye.)<br />
R) Selâm verilirken Hafeze Melekleri ve o yönde bulunan Müslümanlar niyet edilir. Namaza katılmayanlara niyet etmez. Sahih olan da budur. Çünkü selâmdan maksat, namazın bitiminde cami&#8217; ve cemaate katılan mü&#8217;minlere, bir de sağ ve sol omuzlarda yer alan Hafeze ve diğer meleklere Allah&#8217;ın Selâmını vermektir. (El-Hidâye &#8211; Merğinani.)<br />
Bu konuda imama uyanlar ise hem sözü edilenlere, hem imama niyet ederek selâm verir. Çünkü lider durumunda İslâm Birliğini temsil eden imamı selâmetle anmak, ona olan bağlılığı ve vahdetin anlamını belirler. İmam Ebû Hanîfe de bu görüştedir. (El-Kâfi / Mervezi.)<br />
Yalnız başına namaz kılan kimse selâmda sadece Hafeze Meleklerini kasteder. Melekleri kastederken de belli bir sayı düşünmeye gerek yoktur. Sahih olan da budur. (El-Bedâyi&#8217; / Kâsâni.)<br />
İmamın öğle, akşam ve yatsı namazını kıldırıp selâm verdikten sonra oturması mekruhtur. Hemen ayağa kalkıp Sünnet namazları kılması ve bunu da farzı kıldırdığı yerin dışında yerine getirmesi sünnettir. Bulunduğu yer, yer değiştirmeye uygun değilse, sadece biraz sağa ya da sola, ya da ileri ve geriye kayması kâfidir.<br />
S) İmam farz namazı kıldıktan sonra dilerse evine dönüp sünnet namazı orada kılar. Nitekim Resûlullah (A.S.) Efendimiz de çoğu kez böyle yapardı. Cemaat halinde dualar ve tesbihler, yapılmaz, herkes kendi haline bırakılırdı. (Fetâvâ-yi Hindiyye.)<br />
T) İmama uyanlara gelince,<br />
Onların farz namazdan sonra sünneti kılıp cami&#8217;de oturarak tesbihleri yapması caizdir. Yalnız başına namaz kılan kimse için de hüküm aynıdır.<br />
Gerek imama uyanlar, gerekse yalnız başına namaz kılanlar farzdan sonra sünnete kalktıklarında serbesttirler: İsterlerse bulundukları yerde, isterlerse sağa, sola, ileri ve geriye kaymak suretiyle yer değiştirip sünneti kılarlar.<br />
U) Farzdan sonra Sünnet namaz olmayan vakitlerde ise:<br />
Sabah ve ikindi namazı gibi farzdan sonra sünnet olmayan vakitlerde selâm verdikten sonra bulunduğu yerde oturmak mekruhtur. Resûlullah (A.S.) Efendimiz böyle yapmayı bid&#8217;at saymıştır. O halde selâm verdikten sonra musalli dilerse kalkıp gider, dilerse, güneş doğuncaya kadar mescidde oturur. Efdal olan da budur. Bu daha çok imamı ilgilendirir. Yani onun böyle yapması efdaldir.<br />
İmam arkasında namaz kılan varsa, yüzünü hemen cemaate çevirmez, belki hafif sağa ya da sola meyleder. (Fetâvâ-yi Hindiyye : C. 1, S. 77.)<br />
Bu meselede yaz, kış, bahar, sonbahar gibi değişik mevsim ve zaman farklı ölçü getirmez. Sahih olan da budur. (El-Hulâsa.)<br />
El-Hüccetü&#8217;l -İmam adlı eserde de şöyle deniliyor:<br />
«Musallî (namaz kılan) öğle, akşam ve yatsı namazlarının farzını kılınca kalkıp sünnete başlar, uzun bir süre oturup duâ ile meşgul olmaz. (Tatarhaniyye &#8211; Fetâvâ-yi Hindiyye.)Sünnet olan da budur.<br />
Ü) Farz Namazı Kıldıktan ya da Kıldırdıktan Sonra Ne Yapılır?<br />
a) Kılınan farz namaz sabah ve ikindi namazı ise, bulunduğu yerden ayrılıp ya evine gider, ya da mescidde oturup duâ ve tesbihlerini yapar. Farzı kıldıktan sonra bulunduğu yerde oturup kıbleye yönelik beklemek mekruhtur.<br />
b) Öğle, akşam ve yatsı farzlarını kıldıktan sonra, «Allahümme Ente&#8217;s-Selâm ve minke&#8217;s-Selâm, Tebarekte ya zel-Celâli ve&#8217;l-ikrâm.» denildikten sonra sünnet namaza kalkılır. İmamın yer değişmesi sünnettir. Cemaat ya da yalnız başına namaz kılan bu konu serbesttir.<br />
c) Camilerde farz ya da sünnetten sonra cemaat halinde tesbih ve duâ yapmak sünnet değildir. İmam Selâm verdikten sonra serbesttir: Dilerse gidip evinde sünneti kılar, dilerse bulunduğu camide kılar.<br />
d) Cemaat de farzdan sonraki sünnet namaz, duâ ve tesbihler konusunda serbesttir: Dilerlerse herkes kendi başına duâ ve tesbihlerini yapar; dilerlerse evlerine gidip sünneti orada kılarak bu konudaki sünnete uymuş olurlar.<br />
(Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/254-268)</p>
<p>Selam ve dua ile&#8230; </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lovepowerman.com/namazin-adabi-1.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Namazın Âdâbı</title>
		<link>http://lovepowerman.com/namazin-adabi-2.html</link>
		<comments>http://lovepowerman.com/namazin-adabi-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 May 2010 19:40:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lovepowerman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Namaz Hakında]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://lovepowerman.com/?p=670</guid>
		<description><![CDATA[Sünnetlerin dışında, namazın edeblerine de riâyet etmek gerekir. Zira âdâbını yerine getirmemek namazı bozmasa da, sevab ve fazîletini azaltır.Namazın belli başlı edebleri şunlardır:
1 &#8211; Namazda, bedenen ve rûhen huzur, sükûnet ve haşyet içinde bulunmak. Şuurlu bir Müslüman, namazın ne büyük bir ibâdet olduğunu bilir, namaz sâyesinde Hâlik-ı Zülcelâlinin mânevî huzurunda olduğunu anlar, O`nun her an [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sünnetlerin dışında, namazın edeblerine de riâyet etmek gerekir. Zira âdâbını yerine getirmemek namazı bozmasa da, sevab ve fazîletini azaltır.Namazın belli başlı edebleri şunlardır:<br />
1 &#8211; Namazda, bedenen ve rûhen huzur, sükûnet ve haşyet içinde bulunmak. Şuurlu bir Müslüman, namazın ne büyük bir ibâdet olduğunu bilir, namaz sâyesinde Hâlik-ı Zülcelâlinin mânevî huzurunda olduğunu anlar, O`nun her an kendisini görüp bildiğini düşünerek mütevâzi bir vaziyet alır. Kalbini mümkün mertebe bâtıl ve kötü düşüncelerden, mâsivâdan, dünyevî alâkalardan korumaya çalışır. Bunun içindir ki:<br />
&#8220;Namazın kemâli, ancak kalb huzuruyladır&#8221; buyurulmuştur.<br />
Namazda böyle huşû` ve huzûr içinde bulunan bir mü`minin, ebedî saadete ve kurtuluşa ereceği, Kur`ân-ı Kerîm`de şu şekilde müjdelenmiştir:<br />
&#8220;Mü`minler felâh bulmuştur, ki onlar, namazlarında haşyet içinde bulunurlar.&#8221; (el-Mü`minûn, 1,2).<br />
Zeyne`l-âbidîn Hazretlerinin ev iyanıyordu. Bağırışanların çığlıkları ise mahalleyi altüst ediyordu. Fakat Zeyne`l-âbidîn`de hareket yoktu. Yangını söndürdükten sonra içeriye girenler onu namazda buldular. Selâm verip de namazı bitirince hayretle sordular:<br />
- Evin bir köşesi tutuştu, yanıyordun, feryadlarımızı duymadın mı? O da şöyle cevab verdi:<br />
- Duydum duymasına da, öteki tarafın ateşi, bu ateşin heyecanını bastırdı. Onun için mühimsemedim&#8230; Ashab-ı Kirâm`dan Said bin Hayseme`nin atını çalıyorlardı. Görenler atın çalındığını bağırarak duyurdular. Ama Said bin Hayseme`de bir hareket yoktu. Ona:<br />
- Neden atının peşinden gitmedin, dediler. Şöyle karşılık verdi:<br />
- Namazdaki hazzım ve zevkım, bana atımdan çok daha değerli geldi de ondan&#8230; Evet mâneviyat büyüklerinin ve şuurlu dindarların namazları böyledir. Burada şu mühim hususa da temas edelim:<br />
İnsan &#8220;benim namazım nerede, şu mâneviyat büyüklerinin kıldıkları namaz nerede? Benim kıldığım namazlarda feyiz ve hayır yok,&#8221; gibi bir hisse kapılmamalıdır.<br />
Zira, bizim gibi âmilerin namazının da -şuûrumuz taallûk etmese bile- büyük bir velinin ibâdeti gibi, namazın bu yüksek feyiz ve nuranî hakikatinden bir hissesi vardır. Ancak kişilerin ruhî tekâmül ve kalbî saffet derecelerine göre, o feyiz ve nûrun inkişâfı farklı olur.<br />
Bir çekirdekten ağaca kadar nasıl pek çok mertebe ve inkişaflar varsa, öyle de kılınan namazlarda da ondan daha fazla dereceler ve mertebeler bulunabilir. Fakat en alttan, en üst mertebeye kadar her mertebede namazdaki nuranî hakikatın ve yüksek kemâlâtın esası mevcuttur. Tıpkı çekirdekte ağacın esası mevcut olduğu gibi&#8230;<br />
Onun için üzüntüye ve ümidsizliğe kapılmaya hiç gerek yoktur. Bununla beraber, ruhen daha fazla inkişâf etmeye, kılınan namazlardan daha çok feyiz ve huzûr almaya çalışmak da lâzımdır. Namazda huşû ve huzûr içinde olmak kadar, şuurlu olmak da mühimdir. Bu yüzden uykulu vaziyette namaz kılmayı Peygamber Efendimiz hoş karşılamamıştır. Bu hususta şöyle buyurur:<br />
&#8220;Birinize namazda uyku gelirse uykusu geçene kadar uyusun. Zira uykulu uykulu namaz kılarsa, tevbe edeceği yerde bilmeden sövmüş olabilir.&#8221; &#8220;Biriniz namazda uyuklarsa, okuduğunu iyice bilinceye kadar uyusun.&#8221; Resûlüllah Efendimiz uykulu halde namaz kılmayı hoş karşılamadığı gibi, yorulmuş, usanmış halde namaz kılmayı da hoş görmemiştir.<br />
2 &#8211; Üste giyilmiş elbiseyi önü açık bulundurmamak, varsa düğmelerini iliklemek. Normal olarak insanlar arasına çıkılamayacak elbiselerle namaza durmamalıdır. Namazda giyilen elbiselerin kirli olmamasına dikkat etmelidir. İşçi kimseler iş elbisesiyle namaz kılabilirler. Yeter ki elbise kirli paslı olmasın.<br />
3 &#8211; Namaz kılarken kıyamda, secde yerine; rükû`da ayakların üzerine; secdede burnun ucuna; oturuşlarda kucağa ve selâmda da sağ ve sol omuz başlarına bakılmalıdır.<br />
4 &#8211; Namazda iken öksürük ve geğirme gibi davranışları mümkün mertebe gidermeye çalışmalıdır.<br />
5 &#8211; Namazda esnerken ağzını tutmak da âdâbdandır. Ağzını tutmak, dişleri dudakları arasında sıkmakla olur. Bu şekilde esnemeyi engellemek mümkün değilse kıyamda sağ elin tersini, sair rükünlerde de sol elini ağzına kor. Esnemeyi gizlemeğe çalışır. Hadîs-i şerîfte: &#8220;Cenâb-ı Hak aksırmayı sever, esnemeyi ise kerih görür. Esneyen kimse elinden geldiğince ona mâni olmaya çalışsın, hah hah diye ses çıkarmasın.&#8221; Diğer bir rivayette de: &#8220;Elini ağzına koysun&#8221; buyurulmuştur.<br />
6 &#8211; Rükû` ve secdede okunan tesbihleri, tek başına namaz kılan kimsenin 3`ten fazla söylemesi.<br />
7 &#8211; Kâmet getirilirken hayye ale`l-felâh denilince imam ile birlikte ayağa kalkmak. İmam-ı Züfer`e göre, hayye ale`s-salâh`da ayağa kalkılır.<br />
8 &#8211; İmamın, kad kâmeti`s-salâh denirken namaza başlaması. İmam bu hareketiyle müezzini tasdik etmiş olur. Bununla beraber kâmet bittikten sonra namaza durmakta da, bir beis yoktur. İmam Ebû Yûsuf ile diğer üç mezheb imamına göre, böylesi daha muvafıktır.<br />
9 &#8211; Bir namazdan sonra öbürünü beklemek, kollamak.<br />
10 &#8211; Namazdan sonra tesbihlere, cemaatle yapılan duaya devam etmek, bunları terketmemek.<br />
11 &#8211; Her namazdan sonra Kur`ân-ı Kerîm okumak.<br />
12 &#8211; Evde, işyerinde namazı kolayca edâ edecek tedbirleri önceden almak. (Bk.Mehmet Dikmen, İslam İlmihali)<br />
Peygamberimiz (a.s.) nasıl namaz kılardı, namazın kılınış şeklini nasıl tarif etmiştir?<br />
Resûlullah (A.S.) Efendimizin nasıl namaz kıldığını Müslüman halka tarif edip anlatan büyük sahabi Ebû Mâlik El-Eş&#8217;ari’yi (R.A.) dinleyelim; Abdullah bin Ganem naklediyor:<br />
Bir gün Ebû Mâlik El-Eş&#8217;ari (R.A.), Eş&#8217;ari kabilesine şöyle seslendi:<br />
“Ey Eş&#8217;arî kabilesi! Toplanınız, kadınlarınızı ve çocuklarınızı da toplayın, tâ ki size. Resûlullah (A.S.) Efendimizin bize Medine&#8217;de kıldırdığı namazı tarif edip anlatayım.”<br />
Bunun üzerine kabile halkı erkeğiyle, kadın ve çocuklarıyla toplanıp bir araya geldiler. Ebû Mâlik, önce güzel bir abdest aldı, Resûlullah (A.S.)&#8217;ın yaptığı gibi her azayı yeterince yıkadı. Sonra güneş gök kubbe ortasına geldi, her şeyin gölgesi titreşip kaldı. Biraz daha beklediler, netice cisimlerin gölgesi doğuya doğru kendini gösterince, yani öğle vakti girince, kalkıp ezan okudu. Önce erkekleri öne alıp saf bağlamalarını, sonra çocukların, sonra da en geride kadınların saf bağlamasını sağladı. Sonra ikamet okuyup öne geçti, ellerini kaldırarak Tekbir getirdi. Fâtiha-i şerifeyi ve kendisine kolay gelen bir sureyi okuduktan sonra tekbir getirip rüku’a gitti; üç kere Sübhane&#8217;llahi ve bi-hamdihi (veya Sübhanellahi&#8217;l-Azîm) dedikten sonra «Semiallahu limen hamidehu» diyerek belini doğrulttu. Sonra tekbir getirerek secdeye vardı, sonra tekbir getirip başını secdeden kaldırdı, sonra tekrar tekbir getirip ikinci secdeye vardı, sonra tekbir getirip ayağa kalktı. Böylece rekâtta tam altı tekbir getirmiş oldu. Tabii ikinci rekâta kalkarken de tekbir getirerek kalktı. Böylece namazı kıldırıp tamamladıktan sonra cemaate dönerek şöyle dedi:<br />
Benim getirdiğim tekbirleri iyice muhafaza edin, rükû&#8217; ve secdeleri nasıl yaptığımı iyice öğrenin. Çünkü bu, gündüzün şu saatlerinde Medine&#8217;de Resûlullah (A.S.) Efendimizin bize kıldırdığı namazın kendisi (bir benzeri) dir. Resûlullah (A.S.) farzı kıldırınca O da cemaatine dönerek şöyle buyurmuştu : «Ey insanlar! İşitin ve anlayın; biliniz ki Allah&#8217;ın öyle kulları var ki onlar ne peygamberdir, ne de şehittirler, fakat peygamberler ve şehitler onların makamlarına ve Allah&#8217;a olan yakınlıklarına gıpta ederler.»<br />
Bunun üzerine Bedevilerden biri kalkıp Resûlullah&#8217;a yaklaştı ve elini göğsüne doğru kıvırıp dedi ki:<br />
- “Ya Resûlullah! Şu sözünü ettiğin Allah (C.C.) kulları kimlerdir, onları bize tanıtır mısın?”<br />
Bedevinin bu sorusuna fazlasıyla memnun kalan Efendimiz (A. S.) şöyle cevap verdi:<br />
- «Onlar insanlardan ayrılıp (Hakk&#8217;a) dönenler ve kabilelerin garipleridir. Aralarında yakın bir akrabalık da yoktur, fakat onlar Allah için birbirini severler ve saf bağlayıp dururlar. Kıyamet günü Allah, çıkıp oturmaları için onlara nurdan minberler hazırlar. Böylece onların hem yüzlerini, hem elbiselerini nur kılar. Kıyamet günü insanlar o günün dehşetinden korkarken onlar korkmaz. Evet, onlar, üzerlerinde hiç bir korku<br />
olmayan ve üzülmeyen Allah dostlarıdır.» (Ahmed bin Hanbel &#8211; Ebû Ya&#8217;lâ : İsnad-i Hasen ile.. El-Hâkim : Sahih isnad ile.. )<br />
Diğer Bir Rivayet:<br />
Bir adam Mescid-i Saadete girip namaz kıldıktan sonra Resûlullah (A.S.) Efendimize gelerek selâm verdi. Efendimiz onun selâmını alıp karşılık verdi ve buyurdu ki:<br />
«Dön yeniden namaz kıl, çünkü sen namaz kılmadın!» Adam bu emir üzerine dönüp yeniden namaz kıldı ve Peygamber&#8217;e (A.S.) dönüp geldiğinde, Efendimiz yine ona:<br />
«Dön yeniden namaz kıl, çünkü sen namaz kılmadın!» buyurdu ve bu hal üç defa tekrarlandı. Adam çaresiz kalıp dedi ki:<br />
«Seni hak peygamber olarak gönderen Allah&#8217;a and olsun ki bundan daha iyisini bilmiyorum, siz bana öğretin.» Resûlullah (AS.) da ona şöyle tarif etti:<br />
«Namaza durunca önce tekbir getir. Sonra Kur&#8217;ân&#8217;dan sana kolay gelenini oku. Sonra rükû&#8217;a var, bütün organların sakinleşinceye kadar bekle, sonra başını kaldırıp belini iyice doğrult. Sonra secdeye var, yine azan sakinleşinceye kadar bekle ve secdeden kalktığında yine oturuşun ölçüsünü alıncaya kadar bekle. Yine secdeye var ve âzan sakinleşinceye kadar bekle ve her rekâtta bunları aynen yerine getir.» (Buharı &#8211; Müslim &#8211; Ahmed bin Hanbel : Ebû Hüreyre (R.A.)&#8217;den.) (Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/230-232)<br />
Rükû’ ve secdeleri yaparken nelere dikkat etmek gerekir, rükû’ ve secdelerin arasında ne kadar beklenmelidir?<br />
Rükû&#8217; ve secdeleri yaparken bazı hususlara çok dikkat etmek gerekir. Rükû&#8217;da azalar sakinleşinceye kadar beklemek, kalkınca da beli iyice doğrultmak gerekir.<br />
Secdelerdeki durum da böyle, yani gerek secdede, gerekse iki secde arasında aza sakinleşinceye kadar beklemek ve iki secde arasında otururken beli iyice doğrultmak vâcibdir.<br />
Bu konuda Resûlullah (A.S.) Efendimizin birkaç hadîsini nakletmek yerinde olur:<br />
«Namazında hırsızlık yapan kimse, insanların en fena hırsızıdır.»<br />
Buyurduğun da Ashab-ı Kiram sordu:<br />
ükû’ ve secdeleri yaparken nelere dikkat etmek gerekir, rükû’ ve secdelerin arasında ne kadar beklenmelidir?<br />
Rükû&#8217; ve secdeleri yaparken bazı hususlara çok dikkat etmek gerekir. Rükû&#8217;da azalar sakinleşinceye kadar beklemek, kalkınca da beli iyice doğrultmak gerekir.<br />
Secdelerdeki durum da böyle, yani gerek secdede, gerekse iki secde arasında aza sakinleşinceye kadar beklemek ve iki secde arasında otururken beli iyice doğrultmak vâcibdir.<br />
Bu konuda Resûlullah (A.S.) Efendimizin birkaç hadîsini nakletmek yerinde olur:<br />
«Namazında hırsızlık yapan kimse, insanların en fena hırsızıdır.»<br />
Buyurduğun da Ashab-ı Kiram sordu:<br />
— Ey Allah&#8217;ın Peygamberi! İnsan kendi namazından nasıl çalabilir?<br />
Buyurdu ki:<br />
— «Rükû&#8217; ve secdelerini tamam yapmaz, rükû&#8217; ve secdelerde belini iyice doğrultamaz.» da ondan. (Ahmed bin Hanbel &#8211; Tabarânî &#8211; İbni Huzayme &#8211; Hâkim : Sahih isnadla vâyet edilmiştir.)<br />
Rükû&#8217; ve secdelerini yerine getirirken belini doğrultmayan kimsenin namazı yeterli değildir.» (Kütüb-i Sitte&#8217;den beşi rivayet etmiştir : îsnadı sahihtir.)<br />
Büyük sahabi Hz. Huzayfe (R.A.), namaz kılarken rükû&#8217; ve secdelerde belini doğrultmayan bir kimse gördü, ona şöyle dedi : «Sen namaz kılmadın. Eğer bu vaziyette ölecek olursan, fıtrat üzere ölmüş olmazsın.» Fıtrattan maksat, «din»dir. Bundan maksat, Hazret-i Muhammed&#8217;in (A.S.) getirdiği dinin anlam ve ölçülerini noksan bırakarak ölürsün, demektir. (Rivayetin bir bölümünü Buhari nakletmiştir.) (Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/245-246.)<br />
Namazın şartları, farz ve vacipleri, sünnet ve adabları gibi hususlara bağlı kalınarak namaz nasıl kılınır?<br />
Namaz kılmaya kalkıldığında niyet getirerek ellerini kaldırıp tekbir getirir. Başparmaklar kulak yumuşağı seviyesinde tutulur. Tekbir getirilirken baş öne doğru eğilmez, elin iç kısmı kıbleye gelecek şekilde tutularak tekbir getirilir. Eller tam kulak hizasına kaldırıldığında Allahu Ekber denilir. En sahih olan da budur. Kunut ve Bayram tekbirleri bu ölçü ve biçimde getirilir. Ancak Bayram Tekbirleriyle İftitah Tekbiri ve bir de Kunut Tekbirinde eller kaldırılır; bunun dışındaki tekbirlerde eller kaldırılmaz. Ancak kaldırıldığı takdirde namaz bozulmaz.<br />
Kadına gelince, o İftitah Tekbiri getirirken ellerini sadece omuzları hizasına kadar kaldırır. Sahih olan da budur. Tekbirde ellerin parmakları birbirine yapıştırarak değil, normal bir biçimde araları hafif açık bir vaziyette tutulur. Ellerini kaldırmadan Tekbir getirmek sünnete uygun değildir. Ancak bir illet ya da hastalıktan dolayı ellerini kaldıramayanlar müstesna. Ellerinden sadece birini kaldırabilen onunla yetinir.<br />
Allahu Ekber derken lafz-ı celâl&#8217;in elifi uzatılmaz. Ekber kelimesinin de elif veya ba harfini uzatmak da böyledir. Hattâ çoğu ilim adamlarına göre, böyle teleffuz eden kimse namaza başlamamış sayılır. Lafza-ı Celâl&#8217;in sonundaki (ha) harfini uzatmak mânayı bozmaz, ama kurala aykırıdır. O halde gerek Allah, gerekse Ekber kelimelerinin başındaki elif&#8217;i uzatan kimsenin namazı bozulur. çünkü bu tarz okumak, mana yönünden çok hatalıdır. kasten yapılırsa küfre kadar götürür. (Et-Tebyin &#8211; El-Hulasa &#8211; El-Hidâye &#8211; El-lhtiyar Şerhi Muhtar.)<br />
Tekbir getirildikten sonra sağ el sol el üzerine konularak göbek altında bağlanır. Kadınlar ise bu durumda ellerini göğüsleri üzerine korlar. Ayrıca baş ve serçe parmakla sol elin bileği hafifçe tutulur, geriye kalan parmaklar bilek üzerine uzatılır.<br />
Rükû&#8217;a gidilirken eller konulduğu yerden kaldırılır, rükû&#8217;da elerin içi diz kapakları üzerine konulur. Meşayihten bir kısmına göre, sadece koymakla kalmaz bir de diz kapaklarını kavrar şekilde tutar. Bu ikisi arasında bir tutuş daha uygundur. (Siracü&#8217;l-Vehhac &#8211; Et-Tebyîn &#8211; El-Muhit &#8211; Fetâvâ-yi Hindiyye.)<br />
A) Ayakta Dururken Ayakların Arasının Açık Tutulması:<br />
Namazda ayakta durulurken ayaklar arasını dört parmak kadar açık tutmak adâbdandır. Bunu müstehâb kabul edenler de olmuştur. Birinci görüş daha sahihtir. (Et-Tencis / Hâherzade &#8211; En-Nihaye &#8211; El-Hidâye.)<br />
Eller belirtilen biçimde bağlandıktan sonra,<br />
“Sübhâneke&#8217;llahümme ve bi-hamdike ve tebareke&#8217;s-muke ve teâlâ ceddüke velâ ilahe gayruke” okunur. (El-Hidaye &#8211; El-Bedayi&#8217; / Kâsânî.) Bunu ister imam, ister münferid kılan, ister cemaat halinde kılanlar olsun, her namaz kılanın okuması sünnettir. (Tatarhaniyye.)<br />
B) Sübhaneke&#8217;de «ve celle senâüke» okunur mu?<br />
El-Asıl, En-Nevadir gibi kaynak kitaplarda Cenaze namazının dışında bu cümlenin okunmaması oradaki duâ makamına ve onun esrar ve hikmetine daha uygundur, sonucuna işaret edilmektedir. Allah&#8217;ı lâyıkıyla övmek ne mümkün. O kendisini övdüğü gibi uludur. Cenaze namazında mü&#8217;min kardeşimiz için duâ ederken, namazın başlangıcında yine Sübhaneke&#8217;yi okuyoruz. Ne var ki ve celle senâuke&#8217;ye burada yer veriyoruz. Bunun birçok nedeni vardır:<br />
a) Her duanın ve duada yer alan kelime ve cümlenin bir makamı vardır ki, onun başka bir yerde okunması aynı feyiz ve rahmete kapı açmaz.<br />
O halde ve celle senâuke&#8217;nin feyiz ve rahmet makamı, cenaze namazındadır.<br />
b) Ölen kardeşimiz için Allah&#8217;ın rahmet ve mağfiretini dilerken O&#8217;nun yüceliğini, azamet ve kudretini, rahmet ve inayetini önce sübhaneke ile anlatmaya ya da dile getirmeye çalışıyoruz. Bu açıdan O&#8217;nun geniş rahmet ve mağfiretini diliyoruz. “Ve celle senâüke” diyerek O&#8217;nun rahmet ve mağfiretinin, azamet ve kibriyasının yüceliğine erişmenin mümkün olmadığını, en üstün övgüye ancak O&#8217;nun lâyık bulunduğunu kalbimizden dilimize getirmeye çalışıyor ve «ve celle senâuke» cümlesiyle bunu ifâde ediyoruz.<br />
c) Bu cümlenin Cenaze Namazında okunduğunda kalbe verdiği şifâyı başka yerde okunmasıyla elde etmek o ölçüde te&#8217;sirli değildir. Bu bakımdan dualarda rivayet edilen şekle bağlı kalmakta büyük yarar vardır. “Ve celle senauke” cümlesinin vereceği şifâyı biraz da bu açıdan değerlendirmek gerekir.<br />
Sübhaneke&#8217;den sonra Euzü-besmele söylenir. Bunların kelime olarak şekli şudur:<br />
Euzü billahi mine&#8217;ş-şeytani&#8217;r-racîm &#8211; bismillahi&#8217;r-rahmâni&#8217;r-rahim&#8230; fetva buna göre verilmiştir.<br />
Türkçe anlamı:<br />
«Kovulup rahmetten uzak tutulan şeytandan Allah&#8217;a sığınırım. Rahman ve Rahim olan Allah adıyla başlarım… (El-Hulasa &#8211; EI-Bedayi&#8217; / Kâsâni.)<br />
Tabii bu ikisi de gizli okunur. Bu, hem imam, hem cemaat, hem de münferid için sünnet midir?<br />
İmama uyanlar sadece Sübhaneke ile yetinirler. İmam ve bir de yalnız başına namaz kılanın Euzü-Besmele&#8217;yi hem okumaları, hem de bunu gizli söylemeleri sünnettir.<br />
Muhtar olan görüş budur. (Ez-Zahire / Burhaneddin Taceddin.) Çünkü imam Ebû Hanîfe ile imam Muhammed’e göre teavvuz kıraate tabi&#8217;dir, sübhaneke&#8217;ye değil. Mesbuk yetişemediği rekâtları tamamlamaya kalktığında Euzü-besmele söyler. Çünkü kıraati yerine getirmesi gerekiyor. Muktedi (imama ilk rekâtta uyup onunla birlikte namazı tamamlayan) ise böyle değildir. O teavvuz (eûzü-besmele) okumaz, çünkü kıraati imam yerine getiriyor. Sadece imamın Euzü-besmele okuması yeterlidir. Bayram namazında ise Euzü besmele bayram tekbirlerinden sonra okunur. (El-Hidaye / Merğinanî.)<br />
C) Her Rekâtta Teavvuz (Eûzü-besmele) Okunur Mu?<br />
Meşayih-i Fukahaya göre, sadece birinci rekâtta kıraate başlarken okunması kâfidir. Fetva buna göredir. Sahih olan da budur. Kıraate başlarken teavvuz okumayı unutur, Fâtiha&#8217;dan sonra hatırlarsa, artık buna gerek kalmaz. (El-Hulâsa &#8211; Mecmau&#8217;l-Enhur.)<br />
D) Besmele:<br />
Euzü&#8217;den sonra Besmele okunur. Bu gizli söylenir. Besmele Kur&#8217;ân&#8217;dan bir âyettir, surelerin arasını ayırmak için konulmuştur. Namazda sadece Besmeleyle yetinip kıraatte bulunmamak caiz değildir. Çünkü kıraat Besmele dışındaki sure ya da üç kısa âyet okumakla gerçekleşmektedir. (El-Cevheretü&#8217;n-Neyyire / Şerhi – Kuduri.)<br />
İmam Ebû Yusuf&#8217;a göre her rekâtta kıraate başlarken besmele okunur. Fetva buna göredir, İmam Ebû Hanîfe ile İmam Muhammed bu görüşte değillerdir. (El-Muhit / Serahsî – Tatarhaniyye.)<br />
Fatiha ile Sure arasında besmele okumaya gerek yoktur. (El-Vikaaye / Tacü&#8217;ş-Şeria &#8211; En-Nukaaye / Sadruşşeria.) Sahih olan da budur. Okunmasını tavsiye edenler de olmuştur. Ama fukahanın çoğu, okunmaması üzerinde durmuştur. (El-Bedayi / Kâsânî &#8211; El-Cevheretü&#8217;n-Neyyire / Şerh-i Kudurî.)<br />
Besmele&#8217;den sonra Fâtiha-ı şerife okunur. Fâtiha&#8217;nın sonunda kendisi işitecek kadar «âmîn» denilir. Sünnet olan budur. (El-Muhit / Serahsi.) Âmîn deme hususunda imam, cemaat ve münferid (yalnız bastına kılan) eşittir. Yani hepsinin de kendisi işitecek, ölçüde söylemesi sünnettir.<br />
E) Âmin kelimesi hem med, hem kasırla okunmuştur. Şeddeyle okunması hatadır. Manası, «Duamızı kabul buyur» demektir. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lovepowerman.com/namazin-adabi-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>NAMAZIN ADABI</title>
		<link>http://lovepowerman.com/namazin-adabi.html</link>
		<comments>http://lovepowerman.com/namazin-adabi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 24 Apr 2010 16:28:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lovepowerman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Namaz Hakında]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://lovepowerman.com/?p=435</guid>
		<description><![CDATA[Her şeyin bir alâmeti vardır; Müslümanlığın alâmeti de namazdır&#8221; hâdis-i şerifin bize bildirdiği, İslâm ve iman nimetinin zahirdeki tezahürü ve onun kökleşip yerleşmesinde en büyük amil olan namazdan, istenileni alabilmemiz ve tadına erebilmemiz, bu ilâhî emrin niceliklerine vâkıf olabilmekle kabildir. İnsanın, namaza durup bitirinceye kadar, Huzur-u İlâhî&#8217;de münâcaatta bulunduğunu bilip, huşu, hudû (gönül alçaklığı), haşyet [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Her şeyin bir alâmeti vardır; Müslümanlığın alâmeti de namazdır&#8221; hâdis-i şerifin bize bildirdiği, İslâm ve iman nimetinin zahirdeki tezahürü ve onun kökleşip yerleşmesinde en büyük amil olan namazdan, istenileni alabilmemiz ve tadına erebilmemiz, bu ilâhî emrin niceliklerine vâkıf olabilmekle kabildir. İnsanın, namaza durup bitirinceye kadar, Huzur-u İlâhî&#8217;de münâcaatta bulunduğunu bilip, huşu, hudû (gönül alçaklığı), haşyet (korku) ve kemâl-i mahviyyet üzere, hafif bir sesle kırâatta bulunarak namazını edâ etmesi gerekir. Cenâb-ı Hakk (CC), namazını böylece eda eden Müslüman’ın, &#8220;Kad eflehal mü&#8217;mi-nun, ellezinehüm fi salâtihim hâşiun&#8221; âyet-i celîlesiyle, felaha (kurtuluşa) ve saâdet-i sermediyyeye kavuşacağını tebşir buyurmuştur. Fahr-i Âlem (sav) Efendimiz de &#8220;Lâ yezallullahi Teâlâ mukbilen alel abdı madaem fi salâtihi malen yeltefit izel tefete eğdada anhü &#8211; Cenâb-ı Hakk kuluna, o kul namazda etrafına bakmadığı müddetçe, ihsan mertebesi ile ilti¬fattan uzak kalmaz; etrafına bakarsa uzak kalır&#8221; buyurmuşlardır. Bir kimse, namazda sakalıyla oynuyordu. Efendimiz (sav) onu görünce: &#8220;Lev haşaa kalbü fülânin le haşaat cevarihuhu &#8211; Şu kimsenin kalbinde huşu olsaydı, sâir azalarında da huşu olurdu&#8221; buyurmuştur. Bu hadîs-i şerifin ışığı altında şunu anlıyoruz ki; en şerefli âzâmız olan kalp, namazda mâsivâdan olan şeylerle meşgul olursa, sâir azalarımız da itidalden çıkar, onlar da başka şeylerle meşgul olur. Namaza durmadan ceket düğmelerini iliklemek, âdâbdandır; zira her yatıp kalkışta bizi meşgul eder, içimizden onu kavuşturmak gelir. Namazımızı, Cenâb-ı Hakk bizi görüyormuş gibi edâ etmemiz lâzımdır; zira biz O&#8217;nu görmüyorsak da, O&#8217;nun bizi görüyor olduğu, hâdis-i şerif ile sabittir. Namazı kendi başımıza kıldığımızda, hudû ve huşu ile Huzur-u İlâhî&#8217;de bulunduğumuzu bilmemiz lâzım olduğu gibi, cemaatle edada da aynı hal üzere, imamı takip ederek ne okuduğumuzu bilmemiz ve farkında olmamız gerekir. Fahr-i Alem (sav) Efendimiz, namazdan çıktıklarında: &#8220;Hel tedune mâ kare&#8217;tü &#8211; Benim namazda ne okuduğumu bilir misiniz?&#8221; buyurdular. Eshâb-ı Kiram sükût buyurdu; içlerinden yalnız Ubeyyibni Kâab (r.a.), uygun olan cevabı verdi. Aleyhisselâtü Vesselam Efendimiz (sav) onu methetti. Huşu ve hudû; rükû, secde ve namaz içindeki sâir erkânı (esasları), ağır ağır edâ etmekle olur. Nitekim hadîs-i şerifte: &#8220;Esveünnisiserikaten elleziyesriku min salâtihi &#8211; Hırsızlık cihetinden insanların en fenası, kendi namazından çalan kimsedir&#8221; buyrulmuştur. Eshâb-ı Kiram Peygamber Efendimize, &#8220;Namazdan bir kimse nasıl çalar?&#8221; diye sual ettiklerinde, Hz. Peygamber (sav): &#8220;Lâ tütimmü rükûaha velâ sücûdeha velâ huşûaha &#8211; Rükû ve secdenin huşudan uzak olup, namazın lâyıkıyla ikmal olunmamasıdır&#8221; buyurmuşlardır. Namazı eda ederken, &#8220;bu benim son namazımdır&#8221; mülahazasıyla eda etmek, rükû ve secde tesbihlerini, üç adetten fazla söylemek ve sayılarının tek olmasına dikkat etmek (5, 7, 9) gibi gerekir. Namaz esnasında esneme hali gelirse; gidermeye çalışmalı, mümkün olmazsa sağ elin arkası ile ağzı örtmelidir. Bu halin şeytandan olduğunu bilmeli; esneme devam ederse, Peygamber Efendimiz hatıra getirilmelidir. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v) hayatında hiç esnememiştir. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lovepowerman.com/namazin-adabi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir günlük namazın kazandırdıkları</title>
		<link>http://lovepowerman.com/bir-gunluk-namazin-kazandirdiklari.html</link>
		<comments>http://lovepowerman.com/bir-gunluk-namazin-kazandirdiklari.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Apr 2010 19:52:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lovepowerman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Namaz Hakında]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://lovepowerman.com/?p=346</guid>
		<description><![CDATA[Bir günlük namazınkazandırdıkları
Namazın bütün ibâdetleri içine alan bir ibâdet olduğunu bilmem biliyormusunuz?
Konuyla ilgili bâzı teknik rakamlar vermek istiyorum:&#8221;
Günde 40 rekat namaz kılıyoruz
Bu 40rek-atın 17-si farz, 3-üvâcib, 20-si sünnettir&#8221;
Bir senede 14600 rekat namaz kılıyoruz&#8221;
Ramazan-da 600 rekat teravih namazıkılıyoruz&#8221; Toplam bir yılda 15200 rekat namaz kılmış oluyoruz&#8221;
Akşam namazından sonra kılınan evvabin namazı, kuşluk vaktindekılınan
duha namazı, gece kılınan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir günlük namazınkazandırdıkları<br />
Namazın bütün ibâdetleri içine alan bir ibâdet olduğunu bilmem biliyormusunuz?<br />
Konuyla ilgili bâzı teknik rakamlar vermek istiyorum:&#8221;<br />
Günde 40 rekat namaz kılıyoruz<br />
Bu 40rek-atın 17-si farz, 3-üvâcib, 20-si sünnettir&#8221;<br />
Bir senede 14600 rekat namaz kılıyoruz&#8221;<br />
Ramazan-da 600 rekat teravih namazıkılıyoruz&#8221; Toplam bir yılda 15200 rekat namaz kılmış oluyoruz&#8221;<br />
Akşam namazından sonra kılınan evvabin namazı, kuşluk vaktindekılınan<br />
duha namazı, gece kılınan teheccüt namazı gibi nâfile namazlar15200<br />
rekat sayısı dışındadır*Namaz kılan bir mümin bir günlük<br />
namazında neyi ne kadar zikrediyor; hiçdüşündünüz mü? Gelin ortalama<br />
bir rakam çıkaralım:Namaz kılan bir mümin bir günde en az 40<br />
def a Besmele çekiyor40 def a Fatiha sûresini okuyor80<br />
def a Rabb imizin er-Rahman ismini söylüyor80 def a er-Rahim<br />
ismini söylüyor213 def a ALLAH-u Ekber diyor120 def a<br />
Sübhane Rabb iye l-Azim, diyor240 def a Sübhane Rabbiye l-Âlâ,<br />
diyor15 def a Sübhaneke duâsını okuyor40 def a Semi<br />
ALLAHu limen hamideh diyor40 def a Rabbena ve leke l-hamd diyor40<br />
def a Âmin (Ya Rabbî! Duâlarımı kabul buyur) diyor33 def a<br />
Zamm-ı Sûre okuyor21 def a Ettahiyyatü yü okuyarak<br />
Peygamberimize selâm gönderiyor21 def a Kelime-i Şehadet i<br />
söylüyor26 def a omuzundaki meleklere ve yanlarındaki<br />
Müslümanlara Selâmveriyor13 def a ALLAHümme ente s-Selâmü ve<br />
Minke s-Selâmu Tebârekte yaZelcelâli ve l-ikrâm, diyor13<br />
def a Rabbenâ Âtina, duâsını okuyor13 def a Rabbenâğfirli,<br />
duâsını okuyor15 def a ALLAHümme Salli selâvatını okuyor15<br />
def a ALLAHümme bârik selavatını okuyor15 def a<br />
Euzübillâhimineşşeytânirrâcîym diyerek şeytanın şerrindenALLAH a<br />
sığınıyorBu zikrettiklerimiz sâdece namazın içinde okunanlardır<br />
Namazdan önce vesonra okunanlar ve tesbihatlar bu rakamların<br />
dışındadır60 yıl yaşayıp da kulluğunun gereklerini yerine<br />
getiren bir mü mininyaptıklarını ve söylediklerini bu kadar yıl<br />
hesabıyla hesaplayınbakalım, ne çıkacak karşınızaYa kulluk<br />
şuurundan uzak, ibâdetlerden mahrum ömrünü zilletle geçirmişbedenini<br />
ibâdetsizlik illeti (hastalığı) istila etmiş olanlara nediyeceksiniz<br />
Gerçekten çok büyük kayıp içindeler değil mi? ALLAHşerlerinden<br />
korusun ve kurtarsın&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lovepowerman.com/bir-gunluk-namazin-kazandirdiklari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cuma&#8217;nın fazileti</title>
		<link>http://lovepowerman.com/cumanin-fazileti.html</link>
		<comments>http://lovepowerman.com/cumanin-fazileti.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Apr 2010 21:32:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lovepowerman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Namaz Hakında]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://lovepowerman.com/?p=301</guid>
		<description><![CDATA[Buhârî&#8217;de Cuma&#8217;nın faziletiyle ilgili şöyle bir hadis vardır: &#8220;Her kim Cuma günü cünüblükten guslederek yıkanır gelirse bir deve kurban etmiş gibi, ikinci saatte gelen bir sığır kurban etmiş gibi, üçüncü saatte gelen boynuzlu bir koç kurban etmiş gibi, dördüncü saatte gelen bir tavuk kurban etmiş gibi, beşinci saatte gelen bir yumurta kurban etmiş gibi olur. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Buhârî&#8217;de Cuma&#8217;nın faziletiyle ilgili şöyle bir hadis vardır: &#8220;Her kim Cuma günü cünüblükten guslederek yıkanır gelirse bir deve kurban etmiş gibi, ikinci saatte gelen bir sığır kurban etmiş gibi, üçüncü saatte gelen boynuzlu bir koç kurban etmiş gibi, dördüncü saatte gelen bir tavuk kurban etmiş gibi, beşinci saatte gelen bir yumurta kurban etmiş gibi olur. İmam (hutbeye) çıkınca melekler hazır olur, zikri (hutbeyi) dinlerler.&#8221;</p>
<p>Diğer bir rivâyette de şöyle denilmektedir: Cuma günü melekler Mescidin kapısı önünde durur, gelenleri sırasıyla yazarlar. Erken gelenler kurbanlık bir deve hediye etmiş gibi, sonraki bir sığır hediye etmiş gibi, sonraki bir koç, sonraki bir tavuk, sonraki de bir yumurta hediye etmiş gibi (sevab alır.) İmam (hutbeye) çıkınca, melekler sahifelerini dürüp zikri (hutbeyi) dinlerler.&#8221; İlk Cuma:</p>
<p>Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd ve İbnü Münzir, İbnü Sirin&#8217;den şu rivâyeti nakletmişlerdir: &#8220;Hz. Peygamber Medine&#8217;ye gelmeden ve Cuma âyeti nazil olmadan Medine&#8217;deki müslümanlar Cuma namazı kılmışlardı. Ensâr, &#8220;Yahudilerin bir günü var, her yedi günde bir onda toplanıyorlar. Hıristiyanların da öyle bir toplantı günleri var, gelin biz de bir toplantı günü yapıp Allah Teâlâ&#8217;yı zikredelim ve O&#8217;na şükürde bulunalım.&#8221; demişler ve bunun üzerine cumartesi günü yahudilerin, pazar günü, hıristiyanların o halde biz de bunu arube günü yapalım diye teklif etmişlerdi ki onlar, Cuma gününe arube diyorlardı. Böylece Es&#8217;ad b. Zürare&#8217;nin yanına toplandılar. Es&#8217;ad onlarla iki rekat namaz kıldı ve va&#8217;z etti. İşte bu toplantıya Cuma adını verdiler. Es&#8217;ad da onlara bir koyun kesti. Bunu, kuşluk ve akşam vakti yediler. Bu, onların hepsi içindi. Sonra da Allah Teâlâ konuyla ilgili olarak âyetini indirdi.&#8221; Peygamber&#8217;in kıldırdığı ilk Cuma</p>
<p>Şurası bir gerçektir ki, Resulullah (s.a.v) Medine&#8217;ye hicret ettiği zaman ilk defa Kuba&#8217;da Amr b. Avf oğullarına indi ve orada Pazartesi, Salı, Çarşamba ve Perşembe günleri kalıp Kuba Mescidi&#8217;nin temelini attı. Sonra Cuma günü Medine&#8217;ye doğru yola çıktı, Salim b. Avf oğullarına ait bir vadiye geldiğinde Cuma namazı vakti girmişti; Resulullah orada hutbe okuyup Cuma&#8217;yı kıldırdı ki işte Hz. Peygamber&#8217;in ilk kıldırdığı Cuma budurMinberin Konulması.</p>
<p>Buharî ve diğer kaynaklarda rivayet edildiği üzere bir takım kimseler Hz. Peygamber&#8217;in minberinin ağacı hususunda ihtilafa düştüler. Sehl b. Sa&#8217;d es-Saidi (r.a)&#8217;den bunu sordular. O da şöyle dedi. &#8220;Vallahi ben onun hangi ağaçtan yapıldığını bilirim. Hem onu, ilk yerine konulduğu ve Hz. Peygamber&#8217;in üzerine ilk oturduğu günü gördüm. Resulullah (s.a.v) falanca kadına -ki Selh bu kadının ismini de söylemişti- haber gönderip, &#8220;Marangoz kölene emret de benim için ağaçtan bir kaç basamaklı birşey yapsın, insanlara hitab ettiğim zaman üzerine oturayım.&#8221; dedi. Kadın da kölesine emretti, o da ğabe tarfasından yapıp kadına verdi. Kadın da onu Resulullah&#8217;a gönderdi. Resulullah da emretti, buraya konuldu. Sonra Resulullah&#8217;ı onun üzerinde namaz kılarken gördüm. Üzerinde tekbir aldı, rükua vardı, sonra gerisin geri inip minberin dibinde secde etti. Sonra yine döndü ve tekrar etti. Bitirdiğinde insanlara karşı döndü ve &#8220;Ey insanlar ben bunu şunun için yaptım ki, bana uyasınız ve benim namazımı belleyesiniz.&#8221; dedi.&#8221;</p>
<p>Yine Buharî&#8217;de Cabir b. Abdullah (r.a)&#8217;dan gelen bir rivâyette söz konusu sahabi şöyle demiştir: &#8220;Bir ciz&#8217; yani bir ağaç kütüğü vardı. Resulullah ona doğru dikilirdi. Minber (yapılıp) yerine konulduğu zaman o kütüğün yeni yavrulu develerin inlediği gibi sesini işittik, tâ ki Resulullah inip de üzerine elini koyuncaya kadar.&#8221;</p>
<p>Resulullah ilk defa minbere çıktığı zaman terkedilmiş olan o kütüğün böyle ses çıkarıp, Resulullah&#8217;ın mübarek elini koymasıyla susması &#8220;Hanin-i Ciz&#8221; (ağaç kütüğünün iniltisi) mucizesi adıyla bilinmektedirMedine&#8217;den sonra ilk Cuma</p>
<p>Resulullah (s.a.v)&#8217;ın mescidindeki Cuma&#8217;dan sonra Medine dışında ilk Cuma namazı kılınan yer de, Bahreyn&#8217;de &#8220;Cevasa&#8221;da bulunan Abd-i Kays Mescidi&#8217;dir. (Buhârî ve diğer kaynaklara bkz.Buhari, Kitabu&#8217;l- Cuma&#8217;da âyeti ile Cuma&#8217;nın farziyeti hakkında şu hadisi de rivayet eder.</p>
<p>&#8220;Resulullah (s.a.v) buyurdu ki: &#8220;Bizler (burada) sonuncu, kıyamette ise öncüleriz. Yani (dünyaya) sonra geldik, kıyamet günü müsabakayı kazanıp ileri geçeceğiz. Şu kadar var ki onlara kitap bizden evvel verildi. Sonra da, onlara farz kılınan günler idi. Fakat onlar o günde ihtilâf ettiler. ( Nahl, 16/124 âyetine bkz.) Allah bize hidayet buyurdu. Binaenaleyh insanlar bunda bize tabi olacaktır. Yahudiler yarın, hıristiyanlar yarından sonra<br />
.İbnü Mâce, İbnü Abbas&#8217;tan şu sözü nakleder: &#8220;Hz. Peygamber (s.a.v) Cuma&#8217;dan önce dört rekat kılar ve bunlardan hiçbirini ayırmazdı.&#8221; İbnü Mâce bu konuda Abdullah b. Ömer&#8217;den de bir nakilde bulunmaktadır. &#8220;Abdullah b. Ömer, Cuma&#8217;yı kıldıktan sonra gider evinde iki rekat daha kılardı ve derdi ki: &#8220;Resulullah böyle yapardı&#8221;. İbnü Mâce&#8217;de nakledilen rivâyetlerden biri de Salim&#8217;in babasından gelmektedir: O şöyle demiştir: &#8220;Hz. Peygamber (s.a.v) Cuma&#8217;dan sonra iki rekat kılardı. &#8221; Bu konuda İbn Mâce&#8217;de yer alan diğer bir rivayet de Ebu Hureyre&#8217;dendir: &#8220;Resulullah buyurdu ki: &#8220;Cuma&#8217;dan sonra kıldığınızda dört rekat kılınız.&#8221; Demek ki, evvela Cuma&#8217;nın dört rekat ilk sünneti vardır ki, hatib hutbeye çıkmadan kılınır. Farzdan sonra da iki veya dört rekat son sünneti vardır ki bu sünneti de evde kılmak efdaldır.</p>
<p>Allah&#8217;ı çok zikredin, yani dağılıp çıktığınızda da Allah&#8217;ı unutuvermeyiniz de gerek dağılma ve talepte bulunma esnasında, gerek bundan sonra ve önce Allah Teâlâ&#8217;yı güzel isimleriyle çok anın. Emirlerinin yerine getirilmesine muvaffak kıldığından dolayı hamd ve şükretmek, Kur&#8217;ân okumak, nafile namaz kılmak, diğer ibadetlerde bulunmak, nimet ve lütuflarını düşünmek gibi vesilelerle ilâhî ismini gerek kalbiniz ve gerek dilinizle yâd edin ki felah bulabilesiniz. Büyük murada eresiniz</p>
<p>Ve Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır. Asıl rızık O&#8217;ndan istenmelidir. O nasib etmeyince sebeplerden hiç birisinin faydası olmaz. Ticaretlerin üstünde Allah&#8217;ın öyle rızık kapıları vardır ki, onlar kapanınca bütün ticaretler de kapanır. Onun için ticaret sevdasıyla her şeyi unutan yahudileri Allah Teâlâ bu sûrede kınadıktan sonra müminleri yükseltmek üzere bu emirlerle Cumaya hidayet ve irşad buyurmuştur.</p>
<p>Bu emirlerden sonra Cuma&#8217;yı mazeretsiz terk etmek ve Cuma&#8217;yı bırakıp da lehiv ve eğlenceye koşuşmanın nifaka varacağına işaret olmak üzere bu sûrenin peşinden münafıkların hallerini anlatan sûre gelecek ve o da, yine müminleri Allah&#8217;ı zikre teşvik eden bir hitab ile son bulacaktır.<br />
CUMANIZ HAYIRLARA VESİLE OLSUN.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lovepowerman.com/cumanin-fazileti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tesbih namazı</title>
		<link>http://lovepowerman.com/tesbih-namazi.html</link>
		<comments>http://lovepowerman.com/tesbih-namazi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Mar 2010 14:31:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lovepowerman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Namaz Hakında]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://lovepowerman.com/?p=34</guid>
		<description><![CDATA[Tesbih edilerek kılınan nafile namazlardan biri. Tesbih namazı, mendup (sevabı çok) olan namazlardan biridir. Arapça bir kelime olan tesbih, Allah’ı noksan sıfatlardan tenzih etme ve ululama manasına gelir. Dört rekat olan bu namazda üçyüz defa “Suhhânallahi velhamdü lillâhi ve la ilâhe illallahu vallâhu ekber” dendiği için bu adı almıştır.
Tesbih namazının belli bir vakti yoktur. Kerahet [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tesbih edilerek kılınan nafile namazlardan biri. Tesbih namazı, mendup (sevabı çok) olan namazlardan biridir. Arapça bir kelime olan tesbih, Allah’ı noksan sıfatlardan tenzih etme ve ululama manasına gelir. Dört rekat olan bu namazda üçyüz defa “Suhhânallahi velhamdü lillâhi ve la ilâhe illallahu vallâhu ekber” dendiği için bu adı almıştır.</p>
<p>Tesbih namazının belli bir vakti yoktur. Kerahet vakitlerinin dışında her zaman kılınabilir. Bu namazı dört rekat olarak kılmak mümkün olduğu gibi, iki rekatın sonunda selam vermek suretiyle, ayrı ayrı ikişer rekat halinde kılmak da mümkündür (Vehbe ez-Zuhavlî, el-Fıkhu’l-İslâmî ve Edilletühü, Dımaşk, 1984, II, 49).</p>
<p>Tesbih namazı hakkında Kur’an’da geçen herhangi bir ayet yoktur. Ancak bu namaz hakkında hadis rivâyet edilmiştir. Resulullah (s.a.s) amcası Hz. Abbas’a tesbih namazı hakkında bu tavsiyede bulunmuştur:</p>
<p>Ey Abbas! Amcacığım! Sana bir şey vereyim mi, sana bir bağışta bulunayım mı? Sana bir özellik tanıyayım mı? Sana on haslet ölçüsü vereyim mi? Sen bu on hasleti yerine getirdiğin zaman, Allah senin geçmiş ve gelecek, eski ve yeni, bilerek veya bilmeyerek yaptığın, gizli veya aşikâr yapılan, küçük büyük bütün günahlarını affeder, bağışlar. Bu on haslet şunlardır:</p>
<p>Dört rekat namaz kılarsın, her rekatında Fatiha suresini ve başka bir sure okursun. Birinci rekatta kıraatı bitirdikten sonra, ayakta iken on beş defa: “Sübhanellâhi velhamdu lillâhi ve lâ ilahe illallahu vellâhu ekber” dedikten sonra rükua varırsın ve aynı tesbihi on defa rükûda söylersin. Sonra başını kaldırıp, ayakta on defa söylersin. Sonra secdeye gider on defa orada söylersin. Birinci secdeden sonra iki secde arasındaki oturuşta on defa söylersin. İkinci secdeye vardığında yine on defa ve basını secdeden kaldırınca da on defa söylersin. Böylece bir rekatta yetmiş beş defayı tamamlamış olursun.</p>
<p>Ey amcacığım! Eğer güç getirebilirsen, her gün bu namazı bir defa kılarsın. Buna güç getiremediğin takdirde, her cuma bir defa kılmaya çalışırsın. Bunu da yapamazsan, her sene bir defa kılmaya çalış. Bunu da yapamazsan hiç olmazsa ömründe bir defa olsun kıl” (Tirmizî, Vitir, 19; İbn Mace, ikâme, 190; Ebû Dâvud, Tatavvu, 14; et-Tergib ve’t-Terhib, I, 467, 469).</p>
<p>Tesbih namazının kılınışı:</p>
<p>Kalben tesbih namazı kılmaya niyet edilir. “Allâhü Ekber” diyerek namaza başlanır.</p>
<p>Yukarıdaki tesbih:<br />
• Sübhânekeden sonra 15 kere<br />
• Zamm-ı sureden sonra 10 kere,<br />
• Rükûda rüku tesbihinden sonra 10 kere,<br />
• Rükûdan doğrulunca 10 kere,<br />
• Secdede secde tesbihinden sonra 10 kere,<br />
• Secdeden doğrulunca 10 kere,<br />
• İkinci secde de secde tesbihinden sonra 10 kere, okunur.</p>
<p>Böylece birinci rek’at kılınmış olur.</p>
<p>İkinci rek’ate kalkılınca Fâtiha-i şerîfe‘den önce yine 15 kere, diğer yerlerde de, tarif edildiği gibi 10‘ar kere okunarak 4 rek’at tamamlanır.</p>
<p>Tesbih namazının diğer tarafları aynen diğer namazlarda olduğu gibidir. Fark sadece okunan tesbihlerdir. İkinci rek’atte oturulduğunda, “Et-tehiyyâtü…”‘den sonra, “Allâhümme salli…“ ve “Allâhümme bârik…“, üçüncü rek’at için ayağa kalkıldığında da “Sübhâneke…” okunacaktır. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lovepowerman.com/tesbih-namazi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
