<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>http://lovepowerman.com &#187; İslam Tarihin den Seçmeler</title>
	<atom:link href="http://lovepowerman.com/love/dinimizislam/islam-tarihin-den-secmeler/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://lovepowerman.com</link>
	<description>Lovepowerman.com</description>
	<lastBuildDate>Mon, 28 Jan 2013 22:05:39 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>HZ. HÂLİD B. VELÎD (r.anh)</title>
		<link>http://lovepowerman.com/hz-halid-b-velid-r-anh.html</link>
		<comments>http://lovepowerman.com/hz-halid-b-velid-r-anh.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Jun 2010 15:11:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lovepowerman</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam Tarihin den Seçmeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://lovepowerman.com/?p=766</guid>
		<description><![CDATA[ HZ. HÂLİD B. VELÎD (r.anh)
HZ. HÂLİD B. VELÎD (r.anh)
Hz. Peygamberin, hakkında &#8220;ne güzel kul&#8221; diye buyurduğu sahabî.
Nesebî, Hâlid b. Velid b.Mugire b. Abdillah b. Amr b. Mahzum. Annesinin ismi Lübâbe olur. Hz Meymune&#8217;nin yakın akrabasıdır. Hz. Hâlid&#8217;in lakabı Seyfullah (Allah&#8217;ın Kılıcı)&#8217;dır. Hz. Peygamber (s.a.s.) Mute savaşındaki başarısından ötürü onu Allah&#8217;ın kılıcı diye övmüştür. Künyesi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> HZ. HÂLİD B. VELÎD (r.anh)<br />
HZ. HÂLİD B. VELÎD (r.anh)</p>
<p>Hz. Peygamberin, hakkında &#8220;ne güzel kul&#8221; diye buyurduğu sahabî.</p>
<p>Nesebî, Hâlid b. Velid b.Mugire b. Abdillah b. Amr b. Mahzum. Annesinin ismi Lübâbe olur. Hz Meymune&#8217;nin yakın akrabasıdır. Hz. Hâlid&#8217;in lakabı Seyfullah (Allah&#8217;ın Kılıcı)&#8217;dır. Hz. Peygamber (s.a.s.) Mute savaşındaki başarısından ötürü onu Allah&#8217;ın kılıcı diye övmüştür. Künyesi Ebû Süleyman&#8217;dır. Yedinci hicrî yılında müslüman oldu (İbn Hacer, el-isâbe, I, 413)</p>
<p>Hz. Hâlid (r.a.)&#8217;in doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Mekke&#8217;nin şerefli ve itibarlı ailelerinden biri olan mahzumoğullarındandır. Ordu komutanlığı Hz. Hâlid&#8217;in ailesinin bir imtiyazıydı. Uhud savaşında ve Hudeybiye sulhu esnasında Hâlid b. Velid, Kureyş ordusunun komutanlarından birisiydi.</p>
<p>Hudeybiye anlaşmasından sonra Hz. Peygamber umre için Mekke&#8217;ye gidince Hâlid&#8217;in daha önce müslüman olan kardeşi Velid&#8217;e Hâlid&#8217;i sordu. Hz. Peygamber Halid gibi bir insanın müşriklerin içinde kalmasının şaşılacak bir durum olduğunu belirtti. Velid kardeşi Halid&#8217;e Peygamber (s.a.s)&#8217;in bu iltifatını bildiren bir mektup gönderdi. Bunun üzerine Hz. Halid müslüman olmak için Mekke&#8217;den yola çıkınca, yolda Amr b. el-Âs ile karşılaştı ve beraberce Mekke&#8217;den Medine&#8217;ye gelip müslüman oldular. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 158).</p>
<p>Hz. Hâlid hicrî sekizinci yılda yapılan Mute savaşına bir nefer olarak katıldı. Ordu komutanlarının sırayla şehîd olması üzerine Ashab istişâre ederek komutayı Hz. Hâlid&#8217;e vermiş. Hz. Peygamber Medine&#8217;de olup bitenleri haber verip komutanların şehid düşmesini anlattıktan sonra komutayı Allah&#8217;ın kılıçlarından birinin aldığını söylemiştir.</p>
<p>Bu olaydan sonra Hz. Hâlid Seyfullah (Allah&#8217;ın Kılıcı) diye anıldı. Halid (r.a.) komutasına aldığı orduyu kalabalık düşman karşısında bozguna uğratmadan Medine&#8217;ye getirmeyi başardı (İbn Hacer, el-Isâbe, I, 413).</p>
<p>Hz. Hâlid, Mekke fethinde süvarilerin komutanı idi. Ordunun sağ kanadını kontrol ediyordu. (Müslim, Sahih, II,103). Mekke fethinde müslümanlara karşı çıkan küçük gruplarla Hz. Hâlid çarpışmıştır.</p>
<p>Huneyn savaşında Hâlid büyük cesaret ve yararlılık göstermiştir. Hatta bu savaşta yaralanınca Hz. Peygamber ziyaretine geldi, dua etti. Hâlid şifa.buldu (İsdü&#8217;l-Gâbe, II, 103).</p>
<p>Mekke fethinden sonra Hz. Peygamber Nahle&#8217;deki Uzza putunu kırmaya Halid b. Velid&#8217;i gönderdi. Hâlid Uzza putunu kırıp geri döndü.</p>
<p>Taif kuşatmasına katıldı. Hz. Peygamber (s.a.s.) Dumetu&#8217;l-Cendel&#8217;in hristiyan emiri Ukeydir&#8217;in üzerine Halid&#8217;i gönderdi. Hz. Halid Ukeydir&#8217;i yaban sığırı avlarken yakaladı ve esir aldı; teslim olmayan kardeşini öldürdü. Diğer kardeşi ve Ukeydir&#8217;i esir alarak ganimetlerle birlikte Hz. Peygamber&#8217;e getirdi.</p>
<p>Hicrî onuncu yılda Necrân&#8217;a Hârisoğullarını islâm&#8217;a davet etmek için gönderildi. Onları üç gün müddetle islâm&#8217;a davet etti. Necrânlılar müslüman oldular.</p>
<p>Hz. Ebû Bekir Hâlife olunca Hz. Hâlid&#8217;i komutan olarak yalancı Peygamberlerin üzerine gönderdi. Yalancı Peygamber Tulayh b. Huvaylid&#8217;i Buzaha&#8217;da mağlup etti sonra Temimoğulları üzerine yöneldi ve Mâlik b. Nuveyra&#8217;nın komutasındakilerle karşılaştı. Mâlik&#8217;i silah bırakmasına rağmen esir etti ve öldürdü. Hz. Ömer, Hâlid&#8217;i bu olayda hatalı davrandığı gerekçesiyle kınamıştır.</p>
<p>Daha sonra Museylemetu&#8217;l-Kezzâb&#8217;a karşı sefere çıktı ve onu Yemâme sınırında Akraba denilen yerde mağlub etti ve öldürttü.</p>
<p>Yalancı Peygamberlerle olan mücadelesinden sonra zekat vermeyen kabileler üzerine gönderildi. Onları da sindirdi. Daha sonra Hicrî oniki yılında Irak&#8217;a İranlılara karşı gönderildi. İki ay zarfında İran Sâsânî, ordularını bozguna uğratarak Hire&#8217;yi zabtetti ve Fırat çevresini hâkimiyeti altına aldı.</p>
<p>Suriye sınırında Bizanslıların ordu hazırladıkları haberi gelince hilâfet merkezinden Hz. Hâlid&#8217;e Irak bölgesinin komutanlığını Müsenna&#8217;ya bırakarak Şam&#8217;a gitmesi emri verildi. Hicrî onüçüncü yılda Bizanslıları Acnadeyn&#8217;de mağlup ederek Şam&#8217;a doğru püskürttü. Hz. Hâlid şehri muhasara etti ve hicrî ondördüncü yılın receb ayında Şam (Dımaşk) şehrini zabtetti. Daha sonra Humus&#8217;u fethetti. Yermuk savaşında Bizanslıları bozguna uğrattı. Kudüs&#8217;ü kuşattı ve teslim aldı. Bütün Suriye mıntıkası müslümanların eline geçti.</p>
<p>Hicretin 17. yılında Hz. Ömer, Hâlid b. Velid&#8217;i komutanlıktan indirdi. Hz. Hâlid&#8217;in komutanlıktan almasının sebepleri ve azledildiği yıl tarihçiler arasında ihtilaflıdır. Genel kanaate göre, Hz. Ömer, hilâfet merkezine döndükten sonra Hâlid&#8217;i azletti. Ama bu rivayet gerçeği yansıtmamaktadır. Hz. Ömer hilafetinin beşinci senesi, yani hicretin 17. senesinde Hz. Hâlid&#8217;i azletmiştir.</p>
<p>Komutanlıktan alınısı ile ilgili olarak bir çok sebepler ileri sürülmektedir. Bu sebepleri şöyle sıralayabiliriz: Hz. Hâlid bir çok insana kumanda ediyordu. Ancak sert mizaçlı olup sert muamele ediyordu. Kimsenin sözünü dinlemiyor, kendi fikrinden başkasına kıymet vermiyordu. Hatta birçok işlerde hilâfet merkezinin görüşlerine de müracaat etmiyordu.</p>
<p>Irak topraklarını islâm topraklarına dönüştürdükten sonra Halife Hz. Ebû Bekir (r.a.)&#8217;in emrinin hilâfına hacca gitmiş ve bu duruma Hz. Ebû Bekir çok üzülmüştü. Kendi başına buyruk bir tavrın içinde hareket ediyordu. Bundan dolayı Hz. Ömer (r.a) zaman zaman Hz. Ebû Bekir Efendimize Hz. Hâlid&#8217;i komutanlıktan azletmesini istemişti. Hz. Ebû Bekir (r.a) daima şöyle cevaplandırmıştı: &#8220;O, Allah&#8217;ın kılıcıdır, bu kılıcı kınına sokmak doğru değildir.&#8221;</p>
<p>Hz. Ömer&#8217;in hilâfeti döneminde de Hz. Halid&#8217;in tutumunda bir değişiklik olmadı. Yine bildiği gibi devam etmekteydi. Ancak Hz. Ömer (r.a) Onu hemen azletmedi. Bir çok defalar kendisini uyardı, ve bu konuda mektuplar gönderdi. Hz. Ömer, Hz. Ebû Bekir (r.a) zamanındaki meseleleri de ona hatırlattı.</p>
<p>Komutanlıktan alınışının ikinci sebebi ise, müslümanların genelinde şöyle bir fikir oluştu, fetihlerin gerçekleştirilmesi Hz. Halid&#8217;in kabiliyet ve kahramanlığından kaynaklanmaktadır. Fetihlerin yegane sebebinin Hz. Halid olarak gösterilmesi elbette bir yanlışlıktı. Savaşların zaferlerle neticelenmesinde onun dehasını da gözardı etmek mümkün degilse de ondan ibaretmiş gibi göstermekte doğru değildir.</p>
<p>Üçüncü sebep; Hz, Halid (r.a) ordu masraflarında pek fazla israf yolunu tutmuştu. Ordu erkanına bol para dağıtması diğer mücahidlere kötü örnek oluyordu. Bu hususta şâirler mübalağalı şiirler bile yazmıştı. Es&#8217;as b. Kays&#8217;a bir defasında onbin dinar bahşiş vermişti. Olay halife Hz. Ömer (r.a)&#8217;e intikal etti. Hz. Ömer Hz. Ebu Ubeyde b. el-Cerrâh ile haber gönderdi. &#8220;Bu kadar bol parayı müslümanların malından yani ordu tahsisatından verdi ise müslümanlara hiyanet etmiştir. Kendi kişisel payından, kendi cebinden vermiş ise israf etmiştir. İkisi de câiz değildir.&#8221; Halife Hz. Ömer, Hz. Hâlid&#8217;i azlettikten sonra hilâfet merkezine çağırıp, sorguya çekti. Bol para harcadığından bahsetti. Hz. Hâlid, Ganimetten eline geçen hissesinin hesabını verdi. Hesabı temiz vermişti. Hz. Ömer Hz. Hâlid&#8217;i iltifat ve ikramla karşıladı. Gönlünü aldı. Yazdığı ve her tarafa gönderdiği fermanlarda; Hz. Hâlid&#8217;in, kusur veya herhangi bir kabahatinden dolayı azledilmediğini, ancak bütün müslümanların zihinlerinin aydınlanması için, yani bu kadar islâm futuhâtının yalnız Hz. Hâlid&#8217;in kolunun kuvvetiyle meydana gelmediğini herkesin bilmesi için azlettiğini bildirdi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lovepowerman.com/hz-halid-b-velid-r-anh.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gönlüm Râzı Olmaz</title>
		<link>http://lovepowerman.com/gonlum-razi-olmaz.html</link>
		<comments>http://lovepowerman.com/gonlum-razi-olmaz.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 May 2010 16:44:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lovepowerman</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam Tarihin den Seçmeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://lovepowerman.com/?p=658</guid>
		<description><![CDATA[Gönlüm Râzı Olmaz
Allâh Rasûlü (sav), İslâm’ı öğretmek üzere etraftaki kabîlelere muallimler gönderirdi. Adal ve Kâre Kabîleleri de Allâh Rasûlü’nden kendilerine muallim göndermesini istemişlerdi. Bu kabîleler için on kişilik bir heyet yola çıktı. Fakat bu kâfile tuzağa düşürüldü. Muallimlerin sekizi şehîd, ikisi de esir edildi. Esir düşen Zeyd bin Desine ve Hubeyb (ra) da, teslim edildikleri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gönlüm Râzı Olmaz</p>
<p>Allâh Rasûlü (sav), İslâm’ı öğretmek üzere etraftaki kabîlelere muallimler gönderirdi. Adal ve Kâre Kabîleleri de Allâh Rasûlü’nden kendilerine muallim göndermesini istemişlerdi. Bu kabîleler için on kişilik bir heyet yola çıktı. Fakat bu kâfile tuzağa düşürüldü. Muallimlerin sekizi şehîd, ikisi de esir edildi. Esir düşen Zeyd bin Desine ve Hubeyb (ra) da, teslim edildikleri Mekkeli müşrikler tarafından şehîd edildiler. Şehîd olmadan evvel Hz. Hubeyb’e:</p>
<p>“–Hayâtının kurtulmasına mukâbil, senin yerinde Peygamber’inin olmasını ister miydin?” diye soruldu.</p>
<p>Hubeyb (ra), bu suâli soran Ebû Süfyan’a acıyarak baktı ve:</p>
<p>“-Benim, çoluk-çocuğumun arasında olup Peygamber’imin burada olmasını istemek şöyle dursun, (benim ölümden kurtulmama karşılık) O’nun şu an bulunduğu yerde ayağına diken batmasına bile aslâ gönlüm râzı olmaz.” dedi.</p>
<p>Bu eşsiz muhabbet manzarası karşısında hayretten donakalan Ebû Süfyan:</p>
<p>“–Hayret doğrusu! Ben, dünyâda Muhammed’in ashâbının O’nu sevdiği kadar, birbirini seven iki kimse daha görmedim.” dedi. (Vâkıdî, I, 360; İbn-i Sa’d, II, 56)</p>
<p>Her Güne Bir Esma-ül Hüsna</p>
<p>el-Mecîd: Şanı büyük ve yüksek olan. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lovepowerman.com/gonlum-razi-olmaz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. İmam Muhammed Bakır’ın (as) Hayatı</title>
		<link>http://lovepowerman.com/hz-imam-muhammed-bakir%e2%80%99in-as-hayati.html</link>
		<comments>http://lovepowerman.com/hz-imam-muhammed-bakir%e2%80%99in-as-hayati.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 May 2010 16:35:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lovepowerman</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam Tarihin den Seçmeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://lovepowerman.com/?p=656</guid>
		<description><![CDATA[İmam Muhammed Bakır (a.s) Ehl-i Beyt İmamlarının beşincisidir. Bir rivayete göre İmam Muhammed Bakır (a.s) Medine’de Hicretin 57. yılı Recep ayının Cuma günü gözlerini dünyaya açmıştır.[1]
Ama şeyh Abbas Kummî, “Kurret’ul- Besire” risalesinde Hazretin doğumunu, Sefer ayının üçü olarak bilmektedir.
İmam Bakır (a.s)’ın değerli babasının ismi İmam Zeyn’ul-Abidin (a.s), değerli annesinin ismi ise İmam Hasan (a.s)’ın kızı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İmam Muhammed Bakır (a.s) Ehl-i Beyt İmamlarının beşincisidir. Bir rivayete göre İmam Muhammed Bakır (a.s) Medine’de Hicretin 57. yılı Recep ayının Cuma günü gözlerini dünyaya açmıştır.[1]<br />
Ama şeyh Abbas Kummî, “Kurret’ul- Besire” risalesinde Hazretin doğumunu, Sefer ayının üçü olarak bilmektedir.</p>
<p>İmam Bakır (a.s)’ın değerli babasının ismi İmam Zeyn’ul-Abidin (a.s), değerli annesinin ismi ise İmam Hasan (a.s)’ın kızı Fatıma’dır.[2] Bu yüzden İmam İmam Bakır (a.s)’a, baba ve anne tarafından, hem Haşimi, hem de Alevi demişlerdir.[3]</p>
<p>İmam Sadık (a.s), İmam Bakır (a.s)’ın annesi Fatıma hakkında şöyle buyurmuştur: “O, Sıddika (doğru konuşan) biri idi. Âl-i Hasan (İmam Hasan -a.s-) evlatları arasında onun gibi bir kadın görülmemiştir.”[4]<br />
İmam Bakır (a.s)’ın mübarek ismi “Muhammed”, künyesi “Ebu Cafer”, lakapları ise “Şakir”, “Hadi”, “Emin” ve “Bakır”dır.[5] Hazretin en meşhur lakabı, Resulullah (s.a.a) tarafından kendisine verilen “Bakır” lakabıdır.[6] Cabir b. Cufi, İmam Bakır’a bu lakabın verilmesinin sebebini şöyle açıklamıştır: “İnnehu bekar’el- ilme bakren” yani İmam Bakır (a.s) ilmi tam manasıyla yarıp açıklamıştır.[7]</p>
<p>İmam Bakır (a.s), ömrünün üç yılını İmam Hüseyin (a.s)’ın imameti döneminde, otuz dört yılını da değerli babasının yanında geçirmiştir. Hicretin 95. yılında değerli babası İmam Seccad (a.s)’ın vefat etmesiyle Hazretin İmamet dönemi başlamıştır.<br />
Bu verimli dönem, oğlu İmam Sadık (a.s)’ın tanıklığıyla 19 yıl iki ay sürmüştür.[8] Bu dönem Emevi halifelerinden olan Velid b. Abdulmelik (H.K.96), Süleyman b. Abdulmelik (H.K.101), Yezid b. Abdulmelik (H.K.105) ve Hişam b. Abdulmelik (H.K.125)’in hükümdarlıkları dönemine rastlamaktadır.[9]</p>
<p>İmam Bakır (a.s)’ın, kendi döneminin halifeleriyle genel olarak siyasi çatışmaya girişmesi bize bildirilmemiştir. Ama bununla birlikte İmam Bakır (a.s) uygun bir fırsat bulduğunda onların gasıp hükümetini reddetmiş ve halkı Ehl-i Beyt (a.s) imametine davet etmiştir. Nitekim şeyh Kuleyni şöyle rivayet etmiştir:<br />
“İmam Bakır (a.s)’ı Şam’a gönderdiklerinde İmam (a.s), Hişam b. Abdulmelik’in meclisine girince eliyle meclistekilerin hepsine selam vererek oturdular. Hişam, İmam (a.s)’ın bu tür tavrından yani ona resmi selam vermediği ve izinsiz olarak oturduğundan dolayı öfkelenerek İmam’a karşı öfkelenip; “Siz neden halkı kendi imametinize davet ediyorsunuz” diyerek Hazreti kınadı.<br />
Mecliste bulunanlar da, daha önce aldıkları karara göre İmam (a.s)’ı kınamaya başladılar.</p>
<p>İmam Bakır (a.s) onlara cevap olarak şöyle buyurdu:</p>
<p>“Ey millet! Nereye gidiyorsunuz?! Nereye yönelmişsiniz?! ALLAH Teala bizim vasıtamızla sizin geçmişlerinizi (atalarınızı) hidayet etti ve sizin nesillerinizi de bizimle hidayete erdirecektir. O halde eğer geçici saltanat sizin içinse, kalıcı saltanat da bizim içindir; bizim saltanatımızdan sonra (artık) bir saltanat yoktur. Çünkü biz akıbet ehliyiz (iyi bir sona sahibiz). Zira Allah Teala şöyle buyuruyor: “Sonuç muttakiler içindir.”[10]<br />
Hişam ilk önce İmam Bakır (a.s)’ı hapse attı; ama hapistekilerin O Hazrete yönelmesinden ve halkın halifeye karşı kıyamının teşekkül bulması korkusundan dolayı İmam (a.s)’ı serbest bırakarak Medine’ye geri döndürmek zorunda kaldı.[11]</p>
<p>* * *</p>
<p>İmam Bakır (a.s), “Medine” şehrinde, Emevilerin fikri ve ameli sapıklıklarına karşılık olarak asil diyaneti diriltme yolunda çok önemli çaba ve teşebbüslerde bulundu. O çabalardan bazıları, İslamî toplumda Ehl-i Beyt (a.s)’ın fikir ve görüşlerini savunup açıklayabilecek bazı fakih ve bilginler yetiştirmek olmuştur. Örneğin: Cabir b. Yezid-i Cufi, İmam Bakır (a.s)’dan yetmiş bin hadis öğrenmiştir.[12] Zurara b. A’yen, Ebu Besir-i Muradi, Muhammed b. Muslim ve Bureyd b. Muaviye, İmam Zeyn’ul- Abidin ve İmam Bakır (a.s)’dan pek çok hadis öğrenip onları halka öğretmişlerdir.<br />
İmam Bakır (a.s) onların hakkında şöyle buyurmuştur:</p>
<p>“Eğer bunlar olmasaydı, kimse hidayet yolunu bulamazdı. Bunlar dinin koruyucuları ve babamın, Allah’ın helal ve haramına olan eminleridir. Yine onlar dünya ve ahirette bize doğru yarışanlardır.”[13]</p>
<p>şahıs ve diğer kimselerin İmam Bakır (a.s)’dan naklettikleri rivayetler, Şia fıkhının büyük bir bölümünü oluşturmaktadır.<br />
İmam Bakır (a.s), bu siyasi teşebbüslere ilaveten Kur’ân ve İtreti (Hz. Peygamber’in Ehl-i Beyt’ini) savunmak ve onların varlığını korumak için, çeşitli din, mezhep ve fırkaların alimleriyle tartışıp münazaralar yapmıştır.</p>
<p>Örneğin: Şam Hıristiyanlarının rehberleri, Kîsaniyye büyükleri, Basra fakihi Katade, Kadı Ömer b. Zer, Hasan-i Basri, Tavus-u Yemani, Muhammed b. Münkedir, Ebu Hanife ve Havaricin savunucularından olan Abdullah b. Nafi b. Ezrak ile bir takım ihticaç ve münazaralar yapmıştır.[14]</p>
<p>İmam Bakır (a.s), Abdullah b. Nafi ile yaptığı münazarada ona şöyle sordu: Resulullah (s.a.a)’in buyurmuş olduğu şu Hayber Hadisi hakkında ne diyorsun:</p>
<p>“Yarın bayrağı öyle bir kimsenin eline vereceğim ki O, Allah ve resulünü seviyor; Allah ve resulü de O’nu seviyorlar.”</p>
<p>Nafi cevaben şöyle dedi: “Bu hadis hakkında bir şüphe yoktur. Ama Ali ondan sonra “Sıffîn” vakıasında hakemeyni sağlamlaştırmada kafir oldu!”</p>
<p>İmam Bakır (a.s), onun bu sözüne karşılık şöyle buyurdular:</p>
<p>“Söyle bakalım, acaba Allah Teala sevdiği Ali’nin ve Nehrevanlıları öldüreceğini biliyor muydu? Eğer bilmiyordu der isen kafir olursun.”</p>
<p>İbn-i Nafi: “Biliyordu.”</p>
<p>İmam Bakır (a.s): “Allah Teala onu, kendisine itaat edeceğinden dolayı mı seviyordu, yoksa isyan edeceğinden dolayı mı?”</p>
<p>İbn-i Nafi: “İtaat edeceğinden dolayı seviyordu.”</p>
<p>İmam Bakır (a.s): “Mağlup oldun, kalk git.”[15]</p>
<p>Zahit ve dünyayı terk edenlerden olan Muhammed b. Münkedir şöyle diyor:<br />
“Ben Muhammed b. Ali’ye (İmam Bakır’a) öğüt vermek için O’nun yanına vararak bazı sözler dedim. Ben O’na öğüt vermek isterken O bana öğüt verdi.”<br />
Arkadaşları; “O sana nasıl öğüt verdi?” diye sorduklarında şöyle dedi: “Günün tam sıcak bir vaktinde Medine’den dışarı çıktım. Bu sırada, iki zenci kölesinin omzuna yaslanan ve kendisi de iri ve şişman bir kişi olan Muhammed b. Ali’yle (a.s) karşılaştım. Kendi kendime şöyle dedim: Subhanellah! Kureyş’in şeyhlerinden biri bu saatte ve bu haliyle dünya peşindedir! And olsun ki, O’na öğüt ve nasihat edeceğim. Daha sonra O’na selam verdim; O da soluklanarak ve ter döktüğü bir halde selamımın cevabını verdi.</p>
<p>Sonra dedim ki: Allah seni doğru yola iletsin, Kureyş şeyhlerinden biri olduğun halde, günün bu saatinde ve bu halin ile dünya peşinde misin?! Eğer bu esnada ve bu vaziyette ölümün yetişirse ne yaparsın?!</p>
<p>O Hazret şöyle buyurdu: “Eğer bu hal ve vaziyette ölümüm yetişirse, Allah’a itaat etme yolunda ölmüş olurum. Çünkü bu işimle kendimi ve ailemi, senden ve halktan müstağni kılmış oluyorum. Ama Allah’a karşı yapılan isyanların birinde olduğum halde ölümümün yetişmesinden korkuyorum.”</p>
<p>Bu sırada şöyle dedim: “Doğru buyurdun, Allah sana merhamet etsin; sana öğüt vermek isterken sen bana öğüt verdin.”[16]<br />
İşte böylece İmam Bakır (a.s), diyanet esaslarını sağlamlaştırmak ve ilmi alanlarda muhalifleri mağlup ederek Teşeyyü (Şia) toplumunun gelişmesine sebep oldu; onu yayıp tebliğ etmeye çaba gösterenleri ise takdir ve teşvik ediyordu.</p>
<p>İmam Bakır (a.s), Kumeyl b. Zeyd-i Esedi ismindeki bir şahıs huzurlarına geldiklerinde şöyle buyurdular:</p>
<p>“Ey Kumeyl! Allah’a and olsun ki, eğer bizim yanımızda bir mal olursa, ondan sana da veririz; ama Resulullah (s.a.a)’in Hassan b. Sabit’e buyurduğu şu söz senin için de (geçerli) olsun:<br />
“Ruh’ul- Kudus, bizi savunduğun sürece seninle birlikte olsun.”[17]</p>
<p>* * *</p>
<p>Nihayet O mazlum İmam, Hişam b. Abdulmelik’in komplosuyla zehirlendi ve Hicretin 114. yılında Zilhicce ayının yedinci günü[18] 58 yaşında iken gözlerini dünyaya kapattı.[19] Mübarek naaşı ise, Baki mezarlığında, babası İmam Seccad (a.s) ve babasının amcası ve annesinin ceddi olan İmam Hasan (a.s)’ın kenarında toprağa verildi.[20]</p>
<p>İmam Sadık (a.s), babası İmam Bakır (a.s)’ın evinde bir lamba yakarak[21] şöyle buyurdu: “Babam buyurdu ki; “Ey Cafer! On yıl boyunca Hac mevsiminde Mina’da bana ağlamaları ve ağıt okumaları için, ağıt ve mersiye okuyanlara malımdan şu kadarını vakfet.” [22]</p>
<p>Şeyh Mufid, İmam Bakır (a.s)’ın yedi çocuğu olduğunu zikretmiştir; onların isimleri şöyledir: Sadık (a.s), Abdullah, İbrahim, Ubeydullah, Ali, Zeynep ve Ümm-ü Seleme.[23] Bunların birincisi yani İmam Sadık (a.s) şiaların altıncı İmamıdır. Ali b. Bakır (a.s)’ın mezarı da Kaşan’ın “Erdehal” ilçesinde “Meşhed-i Sultan Ali” (a.s) ismiyle meşhurdur. Eski bir sünnete göre her yıl, Mihr ayının ikinci Cuma gününde O değerli seyyidi tazim ve teclil etmeleri (büyütmek ve yüceltmek) için “Halı Yıkayanlar” ismiyle bir merasim düzenlenmektedir.[24] Onun Ahmed b. Ali b. Bakır (a.s) ismindeki bir oğlunun kubbeli kabri ise İsfahan şehrindedir.[25] </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lovepowerman.com/hz-imam-muhammed-bakir%e2%80%99in-as-hayati.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HZ. ABDULLAH BİN AMR BİN EL-ÂS (r.anh)</title>
		<link>http://lovepowerman.com/hz-abdullah-bin-amr-bin-el-as-r-anh.html</link>
		<comments>http://lovepowerman.com/hz-abdullah-bin-amr-bin-el-as-r-anh.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 May 2010 16:32:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lovepowerman</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam Tarihin den Seçmeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://lovepowerman.com/?p=654</guid>
		<description><![CDATA[HZ. ABDULLAH BİN AMR BİN EL-ÂS (r.anh)
Ashâbın ileri gelen fâkihlerinden ve aynı zamanda Abâdile*den olan sahâbi. Ebu Muhammed veya Ebu Abdurrahman künyesiyle tanınan Abdullah, Amr b. As&#8217;ın oğlu idi. Annesi de Râita (Reyta) binti Münebbih&#8217;tir. Abdullah, babası Amr b. el-As&#8217;dan önce müslüman oldu ve onunla birlikte Hicri yedinci yılda Medîne&#8217;ye hicret etti.
Abdullah b. Amr (r.a.), [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>HZ. ABDULLAH BİN AMR BİN EL-ÂS (r.anh)</p>
<p>Ashâbın ileri gelen fâkihlerinden ve aynı zamanda Abâdile*den olan sahâbi. Ebu Muhammed veya Ebu Abdurrahman künyesiyle tanınan Abdullah, Amr b. As&#8217;ın oğlu idi. Annesi de Râita (Reyta) binti Münebbih&#8217;tir. Abdullah, babası Amr b. el-As&#8217;dan önce müslüman oldu ve onunla birlikte Hicri yedinci yılda Medîne&#8217;ye hicret etti.</p>
<p>Abdullah b. Amr (r.a.), Hz. Peygamber (s.a.s.)&#8217;in meclislerine devam ederdi. Onun tanındığı özelliklerden biri, Rasûlullah&#8217;ın sözlerini ezberlemek ve kaydetmekti. Ashâb, Abdullah&#8217;ın her şeyi yazdığını görerek, onu, bundan vazgeçirmek istemişler ve ona şöyle demişlerdir: &#8220;Sen Rasûlullah&#8217;tan işittiğin her şeyi yazıyorsun. Halbuki Allah Resûlü, gazap ve hoşnutluk hallerinde de söz söylemektedir. &#8220;Bunun üzerine tereddüde düşen Abdullah, durumu Hz. Peygambere anlatınca Rasûlullah, onu dinledikten sonra şöyle buyurdu: &#8220;Yaz, çünkü canımı kudret elinde tutan yüce Allah&#8217;a yemin ederim ki, ağzımdan haktan başka bir şey çıkmamıştır.&#8221; (Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 158).</p>
<p>Abdullah b. Amr, gece ve gündüzünü Allah yoluna vakfeden sahâbelerdendi. Bütün vaktini oruç ve namaza adamıştı. Abdullah bu hâliyle ilgili olarak şunları anlatır:</p>
<p>&#8220;Babam, beni Abdullah b. Abbâs&#8217;ın kızı Umre ile evlendirdi. Fakat ben hep namaz ve oruçla vakit geçirdiğimden eşimle ilgilenememiştim. Bir gün babam, gelinini ziyarete geldi. Beni nasıl bulduğunu sormuş, eşim ona şu cevabı vermişti: &#8220;Kocam, erkeklerin en şereflilerindendir, fakat bizi arayıp sorduğu yok&#8230;&#8221; Babam, zevcemin bu sözlerinden üzülerek, beni arayıp sordu ve şöyle dedi: &#8220;Oğlum, sana, Kureyş&#8217;in en şereflilerinden bir kadın aldım. Sen ise şöyle yaptın, böyle yaptın!..&#8221; Daha sonra da, Rasûlullah&#8217;a giderek beni şikâyet etti. Rasûlullah, babamı dinledikten sonra beni çağırdı. Hemen yüce huzurlarına vardım. Hz. Peygamber (s.a.s.):</p>
<p>- Sen gündüzleri oruç mu tutarsın?</p>
<p>- Evet, ya Rasûlullah!</p>
<p>- Geceleri namaz mı kılarsın?</p>
<p>- Evet, ya Rasûlullah!</p>
<p>Bunun üzerine Rasûlullah şunları söyledi:</p>
<p>&#8220;- Fakat ben, oruç tutar ve yerim; namaz kılar ve uyurum, zevcelerimle de ilgilenirim. Benim sünnetim budur. Benim sünnetimden ayrılan benden değildir.&#8221;</p>
<p>Rasûlullah bana:</p>
<p>- Sen Kur&#8217;an&#8217;ı ayda bir kere hatmet!&#8230; dedi. Ben de:</p>
<p>&#8220;Fakat ben kendimi daha kuvvetli hissediyorum&#8221; dedim.</p>
<p>&#8220;O halde on günde bir kere hatmet&#8221; buyurdular.</p>
<p>&#8220;Fakat ben daha fazla da okuyabilirim&#8221; dedim.</p>
<p>&#8220;O halde üç günde bir hatmet&#8221;, buyurdular.</p>
<p>Sonra oruca değinen Hz. Peygamber:</p>
<p>&#8220;Ayda üç gün oruç tut!&#8221; dedi.</p>
<p>Ben, &#8220;Daha fazla tutmaya gücüm yeter.&#8221; dedim.</p>
<p>Ancak Rasûlullah, daha fazlasına müsâade etmedi. Ben ise daha fazlasını rica ettim. O zaman müsâade buyurdu. Ne var ki ben daha fazla tutmakta ısrar ettim. Sonunda Allah Resûlü şöyle buyurdular:</p>
<p>&#8220;Orucun en faziletlisi, kardeşim Davud (a.s.)&#8217;ın orucudur. O, bir gün oruç tutar, bir gün yerdi.&#8221;</p>
<p>Bunu da ilâve ettiler &#8220;Her abîdin, ibadet için atılımlar duyduğu anlar vardır. Fakat bunu bir bezginlik takip eder. O zaman insan ya sünnete doğru gider, ya bid&#8217;ate. Bezginlik anında sünnete doğru giden hidayete ermiş demektir. Başka bir yola giden ise helâk olur.&#8221; (Buhâri, Savm, 55, Nikâh, 89, Teheccüd, 20; Müslim, Sıyâm, 192; Nesâi, Sıyâm, 76; İbn Hanbel, II, 194, 198)</p>
<p>Bu hadis-i şerîfin râvisi der ki: Abdullah b. Amr, bütün hayatını Rasûlullah&#8217;ın bu tavsiyeleri çerçevesinde geçirdi. İhtiyarlığında bile, aynı şekilde hareket etti. Bazen de günlerce oruç tutar, sonra orucunu bozar ve şöyle derdi: &#8220;Rasûlullah&#8217;dan bu hâl üzere ayrıldım. Bu hâli bırakıp başka bir hâle girmek istemem.&#8221;</p>
<p>Abdullah b. Amr, Hz. Peygamber (s.a.s.) devrinde birçok gazaya katıldı. Genellikle süvarilerle birlikte hareket ederdi. Son derece cömert, eli açık bir adam olduğundan, eline geçen her şeyi dağıtır ve herkesi memnun ederdi. Onun cihada katıldığını gösteren hadîsler pek çoktur. Bunlardan, onun, gazaya çıkan mücahidleri hazırlama görevini yürüttüğünü de anlıyoruz.</p>
<p>Amr b. Hâris ez-Zebîdi diyor ki: Bir gün Abdullah b. Amr b. el-Âs&#8217;a sordum:</p>
<p>- Ya Eba Muhammed! Biz öyle bir yerdeyiz ki, burada bir dirhem ve dinar namına para yoktur. Bütün malımız davarlarımızdan ibarettir. Bunları değiştirerek alış-veriş yapıyoruz.</p>
<p>Bir ineği, bir müddet için koyun karşılığında alıyoruz. Yahut bir deveyi birkaç inek karşılığında veriyoruz. Deve karşılığında at ve kısrak alıyoruz. Fakat bunların hepsi zamanla kayıtlıdır. Bunda bir zarar var mı?</p>
<p>-Tam adamını buldun, dedi. &#8220;Rasûlullah bir gün yanımda bulunan develere askerleri bindirerek, bir tarafa sevketmemi emir buyurdu. Develerin askerlere yetmeyeceğini gördüm. Rasûlullah&#8217;a vararak, bazı askerlerin bineksiz kaldıklarını söyledim. O zaman Rasûlullah, bana şu cevabı verdi: &#8220;Sadakalardan gelen erkek develer karşılığında dişi develer satın al ve askerlere binek temin et!.. &#8221; Ben de bir erkek deve karşılığında üç dişi deve satın alarak, bütün askere binek sağlamış oldum. Daha sonra Rasûlullah, sadakalara ait olan develerin bedelini ödedi.&#8221;</p>
<p>Asr-ı Saadet&#8217;ten sonra, Abdullah b. Amr&#8217;ın katıldığı en önemli cihad Yermük&#8217;tür. Abdullah&#8217;ın babası Amr b. el-Âs, bu cihad hareketinin kumandanlarından biriydi. Abdullah bu savaşta büyük yararlıklar göstermişti. (İbnü&#8217;l-Esîr, Üsdü&#8217;l-Câbe, 111, 234).</p>
<p>Kendisi Amr b. As&#8217;ın oğlu olduğundan, tabii olarak babasının hareket çizgisini takip etmişti. Ne var ki, Abdullah&#8217;ın babasının yanında bulunması, Muâviye&#8217;yi körü körüne desteklediği anlamına gelmez. Çünkü o, sonuna kadar tarafsızlığını koruyan büyüklerdendi. Kendisi babasıyla birlikte Muâviye&#8217;nin tarafında bulunmasına rağmen, Sıffın&#8217;da savaşa katılmadı. Hiçbir müslümanın kanını dökmedi ve hiçbir zaman bir müslümana karşı silah çekmedi.</p>
<p>Sıffın&#8217;da Ammâr b. Yâsir&#8217;in şehîd olması üzerine, Hz. Abdullah&#8217;dan gelen şu rivayet her şeyi açıklamaktadır:</p>
<p>Hanzala b. Huveylid şöyle anlatır: &#8220;Muaviye&#8217;nin yanındaydım. Ammâr&#8217;ın kesik başı için birbiriyle tartışan iki adam geldi. Bunlar, birbirleriyle Ammâr&#8217;ı ben öldürdüm, diye çekişiyorlardı. Abdullah, onlara şu sözleri söyledi: İçinizde onu öldüren kimse sevinsin! Çünkü Rasûlullah: &#8220;Ammâr&#8217;ı azgın bir topluluk öldürecektir. &#8221; buyurmuştur. (İbn Sa&#8217;d, Tabakat, 111, 252). Abdullah&#8217;ın bu hadisi rivayet etmesi Muâviye&#8217;yi endişelendirmiş ve Abdullah&#8217;a şöyle demişti:</p>
<p>-O halde, sen niçin bizimle berabersin? Abdullah:</p>
<p>- Babam beni, bir gün Rasûlullah&#8217;a şikâyet etti. Rasûlullah da bana şöyle emretti: &#8220;Baban hayatta oldukça ona itaat et ve onu dinlememezlik etme.&#8221; İşte bunun için sizinle beraberim. Fakat asla savaşa katılmam! (Ahmed b. Hanbel, II, 166).</p>
<p>Aynı olayı, Abdullah b. Hâris de naklediyor ve diyor ki: &#8220;Ben, Abdullah b. Amr ve Muâviye ile birlikte yürüyordum. Abdullah, babası Amr b. el-As&#8217;a bakarak dedi ki: Rasûlullah&#8217;ın şu sözleri söylediğini duydum: &#8220;Ammâr&#8217;ı azgın bir topluluk katledecektir!.. &#8221; Bunun üzerine Amr b. el Âs Muâviye&#8217;ye bakarak: &#8220;Duydun mu ne dediğini?&#8221; dedi. Muâviye hemen durumu kurtarmak için: &#8220;Ammâr&#8217;ı biz mi öldürdük ya? Onu buralara getirenler öldürdü!&#8221; dedi. (İbn Sa&#8217;d, Tabakat, 111, 252, İbnü&#8217;l-Esîr, el-Kâmil, 111, 311).</p>
<p>Bütün bu sahih rivâyetlerden anlıyoruz ki, Abdullah b. Amr fitneye karışmayıp, müslüman kanı dökmedi. Hattâ müslümanların birbiriyle uğraşmasını, birbirlerine saldırmalarını daima üzüntüyle karşılayıp bu hareketleri kötülemekten geri durmadı. (İbnü&#8217;l-Esîr, 111, 234).</p>
<p>Bu iki olay, Abdullah&#8217;ın yalnız bir mecliste değil, birçok topluluklarda bildiğini söylemekte tereddüt etmediğini göstermektedir. Nitekim bir gün Abdullah ile Ebu Saîd el-Hudrî ve Hz. Hüseyin (r.a.) Mescid-i Nebevî&#8217;de bulundukları sırada, Sıffîn olayı hatırlanmış ve söz konusu edilmişti. Ebu Saîd Abdullahta, &#8220;Sıffin harbinde Şamlılarla bulunmasının ne gibi bir hikmete dayandığını&#8221; sordu. Abdullah&#8217;ın verdiği cevap şuydu: Ben Sıffin savaşına katılmadım. Çünkü böyle bir savaşa katılmak bizim Allah Resûlü&#8217;nden aldığımız terbiye ve hidayete aykırıydı. Fakat Rasûlullah bana, &#8220;Babana itaatsizlik etme!&#8221; buyurmuştu. İşte bunun için babamın yanından ayrılmadım. Ancak asla savaşa katılmadım ve hiçbir müslümana silah çekmedim.&#8221;<br />
<span id="more-654"></span><br />
Abdullah b. Amr hicrî altmışbeş&#8217;inci yılda yetmişiki yaşındayken Mısır&#8217;ın Füstat şehrinde vefat etti ve oraya defnolundu.</p>
<p>Abdullah (r.a.) ashâb arasında ilim ve fazîletiyle tanınırdı. Arapça&#8217;nın yanı sıra İbrâni&#8217;ce ve Süryânice bilirdi. Böylece Tevrat ve İncil&#8217;i de okuyup, tetkik etme imkânı bulmuştu. Hz. Ebu Hûreyre (r.a.) Abdullah&#8217;tan bahsederken; Abdullah&#8217;ın daha fazla hadis bildiğini, zira onun hadisleri yazdığını, fakat kendisinin yazmadığını söylemektedir. (Buhâfi, Ilim, 39).</p>
<p>Abdullah Rasûlullah&#8217;dan duyduklarını yazarak bu hadisleri bir arada toplayan bir kitap meydana getirmişti. Bu kitaba &#8220;es-Sahifetü&#8217;s-Sadıka&#8221; adı verilirdi. Kendisine bir şey sorulduğunda buna bakarak cevap verirdi.</p>
<p>Ebu Kubeyl şunu rivâyet ediyor: Abdullah&#8217;ın yanında bulunuyorduk. Kendisine bir soru soruldu: &#8220;Hangi şehir daha önce fetholunacaktır? Kostantiniyye mi, Roma mı?..&#8221; Abdullah, soruyu dinledikten sonra bir sandık getirdi, içinden bir kitap çıkarttı ve ona bakarak şu cevabı verdi: &#8220;Bir gün Rasûlullah&#8217;ın çevresinde oturmuş yazı yazıyorduk. Derken Rasûlullah&#8217;a bir soru soruldu: &#8220;Şu iki şehirden hangisi daha evvel fetholunacak; Kostantiniyye mi, Roma mı?&#8221; Allah Rasûlü, şu cevabı verdiler: &#8220;Önce Herakl&#8217;in şehri (Kostantiniyye yani İstanbul) feth olunacaktır.&#8221; (Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 176).</p>
<p>Abdullah b. Amr Rasûlullah&#8217;tan yediyüzyirmiiki hadis rivâyet etmiştir. Bunlardan on yedisini Buhârî ve Müslim müştereken rivâyet ederler. Ayrıca ondan Buhâri&#8217;de sekiz, Müslim&#8217;de yirmi kadar hadîs kaydedilmiştir. Çok hadîs rivayet ettiği için Muksirundan sayılmaktadır.</p>
<p>Abdullah b. Amr bizzat işiterek Rasûlullah&#8217;tan hadis-i şerif rivayet ettiği gibi, Hz. Ömer&#8217;den, Abdurrahman b. Avf&#8217;dan, Muaz b. Cebel&#8217;den, Ebû&#8217;d-Derdâ, gibi birçok sahâbeden hadis rivâyet etmiştir. Kendisinden de, Enes b. Mâlik, Ebû Umâme, Sehl b. Hanif, Abdurrahman b. Hâris b. Nevfel, Mesrûk b. Ecdâ, Sâid b. elMüsevveb, Cübeyr b. Nüfeyr, Sâbit b. İyâd el-Ahnef, Kayseme b. Abdurrahman el-Ca&#8217;fi, Humeyd b. Abdurrahman b. Avf, Zîr b. Hubeys, kendi oğlu Muhammed, Tâvus, Salih b. Keysân, Âmir b. Surâhil, Sa&#8217;bî, İbn Ebi Müleyka, Urve b. Zübeyr, Abdurrahman b. Cübeyr, İkrime, Ebû Seleme b. Abdurrahman, Ebû Zur&#8217;a b. Amr b. Cerir, Ebu&#8217;z-Zübeyr el Mekki, Amr b. Dinâr Hasan-ı Basri ve daha pek çok âlim hadis rivâyet etmiştir.</p>
<p>Abdullah&#8217;ın ders halkaları son derece genişti. Hadis öğrenimi görmek isteyenler uzak ve yakın diyarlardan gelerek ondan ders okurlardı.</p>
<p>Naha âlimlerinden biri der ki: İlya mescidine giderek, bir cemaatle birlikte iki rekât namaz kıldım. Derken adamın biri geldi. Bana yakın bir yerde namaza durdu. Herkes bu adamın yanına koştu. Meğer bu zat, Abdullah b. Amr b. el-Âs&#8217;mış. O, namazdan sonra oturup, halka ders vermek istedi. Fakat Muâviye&#8217;nin oğlu Yezid&#8217;in elçisi gelerek onu çağırdı. Bunun üzerine Hz. Abdullah, cemaate bakarak: &#8220;Bu adam (Yezid) benim size Allah Rasûlünün hadislerini öğretmemi istemiyor. Onun babası da bunu istemezdi. Halbuki ben Allah Rasûlünden şunu işittim: &#8220;Ya Rabbi şu dört husustan sana sığınırım: Fayda vermeyen ilimden, huşua varmayan kalpten, doymayan nefisten ve kabul olunmayan duadan&#8230;&#8221;(Nesâi, İstiâze, 18, 21, Tirmizî, Deavât, 68; İbn Mâce, Dua, 2; Ahmed b. Hanbel II, 167, 198, 340).</p>
<p>Abdullah&#8217;ın talebeleri, onu son derece sever, etrafında oturup ders dinlerlerken, birisinin gelip, bu dersi bozmasını istemezlerdi. Bir gün adamın biri, Abdullah&#8217;ı görmek istedi. Bunun için de safları yararak ilerlemesi gerekti. Talebeleri hemen bu adamı durdurmak istemişlerse de, Abdullah: &#8220;Bırakınız gelsin&#8221; deyince adam safları yara yara Hz. Abdullah&#8217;ın yanına varıp;</p>
<p>- Bana, Rasûlullah&#8217;dan dinleyerek ezberlediğin bir söz söyle! dedi. Abdullah b. Amr bu adama şunları söyledi:</p>
<p>- Rasûlullah&#8217; (s.a.s.)&#8217;ın şöyle buyurduğunu ondan dinledim: &#8220;Müslüman, müslümanların, onun dilinden ve elinden emin olduğu kimsedir. Muhâcir, Allah&#8217;ın yasakladığı her şeyden uzak olan kişidir.&#8221; Abdullah (r.a.)&#8217;ın ilminden en çok istifade eden şehirlerden biri de Basra idi. Basra&#8217;da, herkesten önce oranın valileri derslerine koşarlardı. Onun rivâyetlerinden ümmet istifâde etmiştir.</p>
<p>Abdullah b. Amr b. el-Âs&#8217;tan Rivâyet Edilen Hadisler</p>
<p>&#8220;Dünyada adâlet tevzi edenler, kıyamette bu davranışlarının mükâfatı olarak inciden minberler üzerinde dururlar.&#8221;</p>
<p>&#8220;Merhamet edenlere, Allah rahmetini esirgemez. Yerdekilere acıyınız ki, göktekiler de size acısınlar.&#8221;</p>
<p>&#8220;Cebrâil, bana, komşu hakkını gözetmeyi o kadar tavsiye etti ki, komşunun komşuya mirasçı olacağını sandım.&#8221;</p>
<p>&#8220;Allah, ilmi, insanlardan çekerek kaldırmaz. İlmi, alimlerin ölümüyle çeker. Ortada âlim kalmayınca, câhiller başa geçerler; sorulanlara ilimsiz cevaplar verirler, hem kendileri sapar, hem başkalarını saptırırlar.&#8221;</p>
<p>&#8220;Ümmetimin zâlimden korktuğunu ve ona &#8217;sen zâlimsin&#8217; denmekten çekindiğini görürseniz, onda bir hayır kalmamıştır.&#8221;</p>
<p>&#8220;Kalbinde bir hardal tanesi kadar kibir olan cennete giremez.&#8221;</p>
<p>&#8220;Rüşvet alanla veren mel&#8217;undur.&#8221;</p>
<p>&#8220;Azı sarhoş edenin, çoğu da haramdır.&#8221;</p>
<p>Rasûlullah&#8217;a sordum: Bazı kâfirlerin cenazeleri geçiyor, onlara ayağa kalkalım mı? Allah Rasûlü buyurdular: &#8220;Evet, kalkınız, çünkü siz ona değil, ruhları kabzedene ta&#8217;zimen kalkıyorsunuz.&#8221;</p>
<p>&#8220;Namazına devam edenlerin namazı, kıyâmet günü, onlara nur, burhan ve kurtuluş olur. Ona devam etmeyenler, kıyâmet günü, nursuz, burhansız ve kurtuluşsuz kalırlar.&#8221;</p>
<p>Rasûlullah&#8217;a soruldu: Amellerin hangisi hayırlıdır? Buyurdular: &#8220;Yemek yedirmek, tanıdığına ve tanımadığına selâm vermek.&#8221;</p>
<p>&#8220;Camiye cemaate gidenin attığı her adım günahlarından birini giderir; her adımda onun amel defterine bir iyilik yazılır.&#8221;</p>
<p>Rasûlullah şöyle dua ederdi: &#8220;Ya Rabbi! Borç galebesinden, düşman galebesinden ve düşman sevinmesinden sana sığınırım!&#8221;</p>
<p>&#8220;Allah&#8217;a ve âhirete iman eden, misafirine ikramda bulunsun. Allah&#8217;a ve âhirete inanan, komşusuna hürmet etsin. Allah&#8217;a ve âhirete inanan, ya hayrı söylesin ya da sussun!..&#8221;</p>
<p>Rasûlullah&#8217;a sordular: Cennete götüren amel nedir? Buyurdular: &#8220;Doğruluk!. İnsan doğru olursa itaatli olur, itaatli olunca mü&#8217;min olur, mü&#8217;min olunca da Cennete girer. Rasûlullah&#8217;a tekrar sordular: Cehennem ameli nedir? Buyurdular: &#8220;Yalan!. İnsan, yalan söylerse fâcir olur, fâcir olursa kâfir olur, kâfir olunca da Cehenneme gider.&#8221;</p>
<p>Bir gün Rasûlullah&#8217;ın yanındaydım. &#8220;Gariplere ne mutlu!..&#8221; buyurdular. Bunlar kimlerdir? diye sorduk. Buyurdular ki: &#8220;Bunlar, sürü sürü fena adamlar arasında bir takım iyi adamlardır. Onları dinlemeyenler, dinleyenlerden kat kat fazladır.&#8221;</p>
<p>&#8220;Dört sıfatla muttasıf olduktan sonra, dünyadan başka bir şey kazanmadığına önem verme. Bunlar: Emâneti koruma, doğru konuşma, güzel huy ve iffet&#8230;&#8221;<br />
Yiyiniz, içiniz, sadaka veriniz, israfsız ve tekebbürsüz giyininiz Allah, nimetlerinin kulları üzerinde görünmesini ister.&#8221;</p>
<p>&#8220;Bize karşı silah taşıyan, bizden değildir.&#8221;</p>
<p>&#8220;Küçüğümüze acımayan, büyüğümüze hürmet etmeyen bizden değildir.&#8221;</p>
<p>&#8220;Sizin, kıyâmet günü bana en yakınınız ve en sevgili olanınızın kim olduğunu haber vereyim mi? En iyi huylu olanlarınızdır&#8230;&#8221;</p>
<p>&#8220;Zimmet ehlinden birini öldüren cennet kokusunu alamaz. Cennet kokusu ise kırk yıllık mesafeden duyulur.&#8221;</p>
<p>Rasûlullah bana buyurdular: &#8220;Senin gündüzlerini oruç, gecelerini namaz ile geçirdiğini haber aldım. Böyle yapma. Çünkü cesedinin senin üzerinde hakkı vardır, gözlerinin hakkı vardır, zevcenin hakkı vardır. Ayda üç gün oruç tut kâfi&#8230;&#8221;</p>
<p>Adamın biri, Allah Rasûlüne gelmiş ve ona: Sana bey&#8217;at için geldim. Geride anne ve babamı ağlar-bıraktım, dedi. Rasûlullah buyurdular: &#8220;Geri dön, onları ağlattığın gibi güldür.&#8221;</p>
<p>Adamın biri, Rasûlullah&#8217;a gelmiş ve ondan cihâd için müsaade istemişti. Rasûlullah sordu: Senin ebeveynin hayatta mı? Adam, evet, dedi. Rasûlullah emretti: &#8220;Dön ve onlara bak!..&#8221;</p>
<p>Bir gün Allah Rasûlü, cemaate sordular:</p>
<p>&#8220;- Müslim kime derler, biliyor musunuz?&#8221;</p>
<p>&#8220;- Allah ve Rasûlü daha iyi bilir.&#8221;</p>
<p>&#8220;- Müslim, müslümanların elinden ve dilinden emin oldukları kimsedir.&#8221;</p>
<p>&#8220;- Mü&#8217;min kime denir biliyor musunuz?&#8221;</p>
<p>&#8220;- Allah ve Rasûlü daha iyi bilir.&#8221;</p>
<p>&#8220;- Mü&#8217;min, mü&#8217;minlerin malları ve canları konusunda kendisinden emin oldukları kimsedir. Muhacir, fenalığı terkedendir.&#8221;</p>
<p>&#8220;Şehit olanın bütün günahları affolunur. Borç hariç&#8230;&#8221;</p>
<p>Bir gün Allah Rasûlü, Hz. Sa&#8217;d'ı abdest alırken gördü ve ona şöyle dedi: &#8220;Sa&#8217;d, bu ne israf!..&#8221; Hz. Sa&#8217;d: Ya Rasûlullah, abdestte de mi israftan sakınacağız? dedi. Rasûlullah buyurdular: &#8220;Akan bir nehir önünde olsanız bile suyu israftan sakınınız.&#8221;</p>
<p>Bir gece rüyamda, parmağımın birinde yağ, birinde bal gördüm. İkisini de yalıyordum. Sabah rüyamı Allah Rasûlüne arzettim. Buyurdular: &#8220;Sen iki kitabı; Kur&#8217;an-ı da Tevrat&#8217;ı da okursun. &#8221; Ben, her ikisini de okudum.</p>
<p>Rasûlullah&#8217;a sordular: Hicret nedir? Allah Rasûlü cevap verdiler: &#8220;Hicret, gizli ve açık her fenâlığı terketmektir, namazı kılmak ve zekatı vermektir. Böyle yaparsanız, her nerede olursanız olun muhacirsinizdir&#8230;&#8221;</p>
<p>(Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 158-226 arasında yer alan Abdullah b. Amr b. el- Ass&#8217;ın Müsnedi). </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lovepowerman.com/hz-abdullah-bin-amr-bin-el-as-r-anh.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kadın Sahabelerımız</title>
		<link>http://lovepowerman.com/kadin-sahabelerimiz.html</link>
		<comments>http://lovepowerman.com/kadin-sahabelerimiz.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 08 May 2010 14:03:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lovepowerman</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam Tarihin den Seçmeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://lovepowerman.com/?p=542</guid>
		<description><![CDATA[kadın sahabelerımız
Afra Hatun (r.a.)
Âtike Binti Zeyd (r.a)
Cemile Binti Sabit (r.a)
Dürre Bint-i Ebi Leheb (r.a)
Erva Binti Abdülmüttalib (r.a)
Esma Bint-i Umeys (r.a)
Esma Binti Yezid (r.a.)
Fatima Bin Esed (r.a.)
Fatime- Bint-i Hattab (r.a)
Fatime Bint-i Kays (r.a.)
Hâlime Hatun (r.a)
Hind Binti Amr (r.a)
Hamne Binti Cahş (r.a)
Havle Binti Hakim (r.a)
Havle Binti Kays (r.a)
Havle Binti Salebe (r.a)
Hind Binti Utbe (r.a)
Hünsa Amr İbni eş-Şerid [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>kadın sahabelerımız</p>
<p>Afra Hatun (r.a.)<br />
Âtike Binti Zeyd (r.a)<br />
Cemile Binti Sabit (r.a)<br />
Dürre Bint-i Ebi Leheb (r.a)<br />
Erva Binti Abdülmüttalib (r.a)<br />
Esma Bint-i Umeys (r.a)<br />
Esma Binti Yezid (r.a.)<br />
Fatima Bin Esed (r.a.)<br />
Fatime- Bint-i Hattab (r.a)<br />
Fatime Bint-i Kays (r.a.)<br />
Hâlime Hatun (r.a)<br />
Hind Binti Amr (r.a)<br />
Hamne Binti Cahş (r.a)<br />
Havle Binti Hakim (r.a)<br />
Havle Binti Kays (r.a)<br />
Havle Binti Salebe (r.a)<br />
Hind Binti Utbe (r.a)<br />
Hünsa Amr İbni eş-Şerid (r.a)<br />
Leyla bint-i Ebi Hasme (r.a)<br />
Rubeyyi Binti Muavviz (r.a)<br />
Seffane Binti Hatim (r.a)<br />
Safiyye Binti Abdülmuttalib (r.a)<br />
Sümeyye Binti Habbat (r.a)<br />
Sümeyra Binti Kays (r.a)<br />
Şeyma Binti Hâris (r.a)<br />
Tümadır Binti Amr (r.a)<br />
Ümmü Atıyye (r.a.)<br />
Ümmü Eymen (r.a)<br />
Ümmü Fadl (r.a)<br />
Ümmü Hâni (r.a)<br />
Ümmü Haram (r.a)<br />
Ümmü Şerik (r.a)<br />
Ümmü Gülsüm Binti Ukbe (r.a)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lovepowerman.com/kadin-sahabelerimiz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YEMENLİ MÜ’MİNLER</title>
		<link>http://lovepowerman.com/yemenli-mu%e2%80%99minler.html</link>
		<comments>http://lovepowerman.com/yemenli-mu%e2%80%99minler.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Apr 2010 22:17:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lovepowerman</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam Tarihin den Seçmeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://lovepowerman.com/?p=209</guid>
		<description><![CDATA[YEMENLİ MÜ’MİNLER 
Huzeyfe el-Yeman ile babası Huseyl Hz. Peygamber’in Medine’ye hicretini duyup Medine’ye gelmek üzere yola koyulduklarında, gün, Bedir savaşı öncesiydi. Medine yolundaki Huzeyfe ve babası, Bedir kuyusu yakınlarına geldiklerinde, Hz. Peygamber ve ashabıyla savaşmak üzere kamp kurmuş Kureyş müşriklerince yakalanmışlardı. 
Kureyş müşrikleri: 
“Herhalde siz Muhammed’in yanına gitmek istiyorsunuzdur?” diyerek, onları esir olarak yanlarında tutmak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>YEMENLİ MÜ’MİNLER </p>
<p>Huzeyfe el-Yeman ile babası Huseyl Hz. Peygamber’in Medine’ye hicretini duyup Medine’ye gelmek üzere yola koyulduklarında, gün, Bedir savaşı öncesiydi. Medine yolundaki Huzeyfe ve babası, Bedir kuyusu yakınlarına geldiklerinde, Hz. Peygamber ve ashabıyla savaşmak üzere kamp kurmuş Kureyş müşriklerince yakalanmışlardı. </p>
<p>Kureyş müşrikleri: </p>
<p>“Herhalde siz Muhammed’in yanına gitmek istiyorsunuzdur?” diyerek, onları esir olarak yanlarında tutmak istediler. </p>
<p>Onlar ise: </p>
<p>“Hayır!” dediler. “Bizim Medine’ye gitmekten başka bir maksadımız yok!” </p>
<p>Bunun üzerine, Kureyş müşrikleri onları ‘Medine’ye gitmek, Peygamber Efendimizle birlikte bulunmamak ve çarpışmaya katılmamak’ üzere kendilerinden kesin söz alarak onları salıverdiler. </p>
<p>Fakat, Huzeyfe ile babası, kuyunun beri tarafında mü’minler ordusunun kampına gitmekten geri durmadılar. Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına geldiler ve başlarından geçeni Peygamberimiz Aleyhisselama anlattılar. </p>
<p>Bu arada, iki orduyu da yakından gördükleri için, aradaki eşitsizliğin de farkına varmışlardı. İyi silahlı dokuzelli kişilik müşrik ordusuna karşı, silahça zayıf üçyüz kişilik İslâm ordusunu görünce, verdikleri söze rağmen, Bedir’de kalıp müşriklerle savaşmak istediler. </p>
<p>Fakat, Hz. Peygamber, iki ordu arasındaki bu bariz eşitsizliğe rağmen, onların verdikleri sözü çiğneyerek orduya katılmalarına izin vermedi. </p>
<p>Huzeyfe ile babasına: </p>
<p>“Medine’ye dönün! Onlara vermiş olduğunuz sözü yerine getirin!” diye emretti ve ekledi: </p>
<p>“Biz de, müşriklere karşı, Allah’ın yardımını dileriz!” </p>
<p>Huzeyfe’nin hayatının sonraki safhasında bir doğruluk timsali olarak temayüz etmesinde, öyle ki bu yolda ‘Peygamber’e sırdaşlık’ seviyesine yükselmesinde, Hz. Peygamber’le ilk karşılaşmada aldığı bu dersin kesin bir payı vardı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lovepowerman.com/yemenli-mu%e2%80%99minler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yavuz Sultan Selim Han-Cariye</title>
		<link>http://lovepowerman.com/yavuz-sultan-selim-han-cariye.html</link>
		<comments>http://lovepowerman.com/yavuz-sultan-selim-han-cariye.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Apr 2010 17:40:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lovepowerman</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam Tarihin den Seçmeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://lovepowerman.com/?p=153</guid>
		<description><![CDATA[Yavuz Sultan Selim Han, Mısır’ı fethettiğinde, idareyi eline alıp kendi hakimiyetini yerleştirmek için bir süre orada kalmış. Bu sırada bir çadırda kalıyormuş. Çadırı süpürüp temizleyen, yemeği yapan Mısırlı bir cariye varmış ki, Yavuz Selim Han sabah çıkınca, cariye geliyor, akşama kadar çadırı temizleyip yemekleri hazırlayıp gidiyor, akşam olunca da Yavuz Selim Han çadırına dönüyormuş.
Cariye nasıl [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yavuz Sultan Selim Han, Mısır’ı fethettiğinde, idareyi eline alıp kendi hakimiyetini yerleştirmek için bir süre orada kalmış. Bu sırada bir çadırda kalıyormuş. Çadırı süpürüp temizleyen, yemeği yapan Mısırlı bir cariye varmış ki, Yavuz Selim Han sabah çıkınca, cariye geliyor, akşama kadar çadırı temizleyip yemekleri hazırlayıp gidiyor, akşam olunca da Yavuz Selim Han çadırına dönüyormuş.</p>
<p>Cariye nasıl olduysa bir kaç defa Yavuz Sultan Selim Hanı görmüş ve Ona âşık olmuş. Ama ümitsiz bir aşk. Zira bir tarafta koskoca cihan padişahı Halife-i Rûy-i Zemîn, diğer tarafta basit bir cariye&#8230;<br />
Fakat cariyenin aşkı dayanılmaz boyutlara ulaşıp da kalbine sığmaz hâle gelince, ne yapacağını bilmez hâlde Halife’ye açılmaya karar vermiş. Lâkin aradaki uçurum cariyeyi iyice çıkmaza sokuyor, kararsız hale getiriyormuş. Bir yandan aşkının dayanılmaz baskısı, diğer yandan aradaki devasa farkın kendini engellemesi arasında bocalayan cariye, Halife’nin karşısına çıkma cesaretini kendinde bulamadığından, yazıyla ilanı aşk etmeye karar vermiş. Ve 3 kelimelik bir not yazarak Halife hazretlerinin yatağına bırakmış. Notta şöyle yazıyormuş:</p>
<p>DERDİ OLAN NEYLESİN</p>
<p>Akşam çadırına gelip de yatağının üzerinde küçük bir kağıt parçası bulan Yavuz Sultan Selim Han, kağıdı okuyunca bu notu yazanın, çadırını süpüren cariye olduğunu anlamış. Ve kağıdın arkasına cevabını yazmış:</p>
<p>DERDİ NEYSE SÖYLESİN</p>
<p>Kağıdı, sabah aynı yere bırakmış ve çıkıp gitmiş. Bir müddet sonra Cariye, temizlik için çadıra geldiğinde ilk iş olarak kağıdı aramış. Kağıt bıraktığı yerde duruyormuş. Kaparcasına kağıdı alıp okuduğunda heyecanı bir kat daha artmış. Halife’nin cevabından cesaretlenen cariye, kağıdı çevirip dünkü notunun altına şu cümleyi eklemiş:</p>
<p>KORKUYORSA NEYLESİN</p>
<p>Akşam olmuş. Halife çadıra dönmüş. Kağıdı okumuş. Cevabı yazmış:</p>
<p>HİÇ KORKMASIN SÖYLESİN</p>
<p>Sabah bu cevabı okuyan cariye artık kararını vermiş: Aşkını bu akşam halifeye söyleyecek. Ne olacaksa olsun artık. Ve o gün temizliği bitirdiği halde gitmeyip Halife’yi beklemeye başlamış.<br />
Yavuz Sultan Selim Han akşam çadıra dönünce cariyeyi kendisini bekler bulmuş. Cariye, Halife’yi görünce hemen ayağa kalkıp temenna durmuş. Yavuz Selim Han &#8220;Buyurunuz, sizi dinliyorum&#8221; deyince, cariye bütün cesaretini toplamaya çalışırken, titreyen ellerini gizlemek için elleriyle dirseklerini tutarak kollarını kavuşturmuş. Heyecandan yüzü kıpkırmızı olmuş. Kalbi yerinden fırlarcasına atarken, titrek ve mahçup bir sesle: &#8220;Efendim!” demiş. Cariyeniz&#8230; Size&#8230;&#8221; ve cümlesini tamamlayamadan yığılıp kalmış.</p>
<p>Kalbine sığmayan aşkını söyleyemeden ruhunu teslim eden cariyenin, bu tertemiz aşkı karşısında koca halife etrafındakilere dönerek gözyaşları içinde şu irade-i kelamda bulunmuş: “Gerçek aşkı şu cariyeden öğrenin. Zira âşık, mâşukunun yolunda olur ve o yolda ölür.”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lovepowerman.com/yavuz-sultan-selim-han-cariye.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hifa hatun &#8211; Hazret-i Suheyb</title>
		<link>http://lovepowerman.com/hifa-hatun-hazret-i-suheyb.html</link>
		<comments>http://lovepowerman.com/hifa-hatun-hazret-i-suheyb.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 27 Mar 2010 23:51:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lovepowerman</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam Tarihin den Seçmeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://lovepowerman.com/?p=86</guid>
		<description><![CDATA[Medine’nin kadınları hem güler yüzlü, hem de güzeldirler
Ancak Hifa Hatun başka güzeldir ve bambaşka gülümser Öylesine sıcakkanlı ve öylesine samimidir ki kadınlar onu canları gibi severler Oğlu, abisi, erkek kardeşi olanlar akraba olmaya kalkar, hatta bazıları beylerine ister Onu ciddi ciddi sıkıştırır, araya hatırlıl&#8230;arı koyup, izdivaç teklif ederler 
Hifa Hatun’un methi hızla yayılır ve çoook [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Medine’nin kadınları hem güler yüzlü, hem de güzeldirler<br />
Ancak Hifa Hatun başka güzeldir ve bambaşka gülümser Öylesine sıcakkanlı ve öylesine samimidir ki kadınlar onu canları gibi severler Oğlu, abisi, erkek kardeşi olanlar akraba olmaya kalkar, hatta bazıları beylerine ister Onu ciddi ciddi sıkıştırır, araya hatırlıl&#8230;arı koyup, izdivaç teklif ederler </p>
<p>Hifa Hatun’un methi hızla yayılır ve çoook uzaklara gider Bırakın hekimleri, tüccarları, vezirler, sultanlar sıraya girer Ancak o Necaşi gibi bir İmparatoru bile reddeder sadece ve sadece Allah’ın rızasını diler </p>
<p>Ama taliplerin ardı arkası kesilmez Kimi ayaklarına halılar serer… Kimi cevahirler döker… Yüz kızıl tüylü deveyi getirip kapısına bağlayanları mı sorarsınız, yoksa saray anahtarlarını önüne atanları mı?<br />
Hifa Hatun bütün bunlara dönüp bakmaz bile, </p>
<p>Efendimiz(sas) ‘in huzuruna çıkıp “Ey Allah’ın Rasûlü” der, “bana cennete götürecek bir şeyler öğretsene” Doğrusu o, Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) ‘gündüzleri oruç tut’ ya da ‘geceleri namaz kıl’ gibi bir tavsiyede bulunacağını sanır ama Server-i Kâinat “Önce evlenmen lâzım” buyururlar “zira bununla dininin yarısını emniyete alırsın!” Hifa, büyük bir teslimiyetle boynunu büker ve “siz kimi münasip görürseniz ben ona razıyım” der </p>
<p>Mâlum, o sıradan bir hanım değildir ve onu nikahına alacak erkeğin de “özel” olması gerekir Lâkin Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ne kimseye ümid verir, ne de kimsenin ümidini kırar Her zamanki gibi basit ve pratik bir çare bulur “yarın sabah mescide ilk gelenle evlen” buyururlar Bu teklifi herkesin hoşuna gider, talipler erken kalkmak için tedbirler düşünür, kendilerince hazırlık yaparlar<br />
Bu haberi elbette Hazret-i Suheyb de duyar ama dikkate almaz Zira o fakir ve kimsesiz biridir Evi yurdu yoktur ve karnını zor doyurur Kah ağaç altlarına uzanır, kâh mescid gölgelerine kıvrılır Uzun boyuna rağmen o kadar zayıftır ki, rüzgar sert esse ayaklarını yerden kaldırır </p>
<p>Ama bakın şu işe ki o gece Allahü teâlâ bütün sahabelere derin bir uyku verir, Hifa Hatun’un talipleri gözlerine çöken ağırlığa yenilirler Rasulullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) her zamanki gibi imsak sökerken mescide gelir ve büyük bir merakla talihli sahabeyi bekler<br />
Nitekim mescidin eşiğinde bir gölge uzar ve Süheyb içeri girerRasulullah Efendimiz(sas) namazdan sonra Hifa Hatunu çağırtıp neticeyi bildirir </p>
<p>Hazret-i Hifa büyük bir teslimiyetle kabul eder<br />
Efendimiz(sas) güzel bir hutbe okur ve nikah akidlerini yaparlar Sonra şanslı sahabeye döner “Ey Süheyb” buyururlar, “şimdi hanımına bir hediye al ve tut elinden evine götür”Suheyb (R anh) ellerini çaresizlikle iki yana açar “İyi ama” diye mırıldanır, “benim ne bir dirhem gümüşüm, ne de sığınacak evim var”<br />
Hifa Hatun kocasının boynunu büktürmez, ona içinde on bin dirhem gümüş olan süslü bir heybe gönderir ve “filanca yerdeki köşkümü sana hediye ettim” der Alemlerin Efendisi(sas) çok hislenir onlara hayır dualar ederler<br />
Süheyb, o gün Medine sokaklarında dolanır durur, akşama doğru utana sıkıla konağa sokulur Kendisi için hazırlanan muhteşem sofradan ya bir, ya iki hurma alır ve “Ya Hifa” der, “biliyorum sen benim için bulunmaz bir nimetsin, ben ise senin için sadece mihnetim Ben şükretsem gerek, sen sabretsen gerek İster misin şu geceyi taat ve ibadetle geçirelim zira Efendimiz (Sallallahü aleyhi ve sellem) “Cennette yüksek bir çardak vardır </p>
<p>Orada yalnız şükredenlerle sabredenler otururlar” buyurdular<br />
Ve öyle de yaparlar Seccadelerini gözyaşları ile ıslatır, kalplerini zikr ile aydınlatırlar Cebrail Aleyhisselam olup biteni Resulullah Efendimiz(sas) ‘e anlatır ve onları Allahü teâlânın cenneti ve cemaliyle müjdeler<br />
Ertesi sabah, namazdan sonra Efendimiz(sas) , Suheyb’i yanlarına oturtur “Ey Süheyb” buyururlar “geceki halini sen mi anlatırsın ben mi anlatayım?” </p>
<p>Süheyl gözlerini kucağına indirir, zor duyulan bir sesle “Allah’ın Rasulü en iyisini bilir” cevabını verir<br />
Efendimiz(sas) onlara “ne mutlu size” gibilerinden bakar, “İkiniz de cennetliksiniz” buyururlar, “… ve Allahü teâlâyı göreceksiniz! ” Süheyb derhal secdeye kapanır ve “Ya Rabbi!” diye yalvarır, “o ki beni mağfiret ettin, günahlara bulaşmadan canımı al!”<br />
Allahü teâlâ bu yanık duayı kabul eder, Suheyb, secdede kalakalır Mescidde bulunanlar ağlamaklı olurlar Rasulullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) “Size daha şaşılacak bir şey söyliyeyim mi? </p>
<p>Şu anda Hifa Hatun da ruhunu Hakka teslim etti” buyururlar<br />
Namazlarını, yüzü suyu hürmetine yaratıldığımız o Yüce Server kıldırır İkisini yanyana toprağa bırakırlar Baş uçlarına küçük bir tahta çakarBirine “Şükredenlerden Suheyb” yazarlar, öbürüne “Sabredenlerden Hifa!”…<br />
gayrısına aşk demeye utanıyor insan! </p>
<p>ALLAH C.C razı olsun Bu yazı için Ayfer Aspir (Ayfer Bostancı Aspir) hanım efendiden</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lovepowerman.com/hifa-hatun-hazret-i-suheyb.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Lût -aleyhisselâm Sodom halkı</title>
		<link>http://lovepowerman.com/lut-aleyhisselam-sodom-halki.html</link>
		<comments>http://lovepowerman.com/lut-aleyhisselam-sodom-halki.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 27 Mar 2010 23:03:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lovepowerman</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam Tarihin den Seçmeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://lovepowerman.com/?p=76</guid>
		<description><![CDATA[Lût -aleyhisselâm-, çok ağır şartlar altında, -bir nakle göre- 40 sene mücâdele verdi. Fakat kavminin yaptığı zulüm ve ahlâksızlıklar artık dayanılmaz bir noktaya ulaşmıştı. Sodom halkı azâb-ı ilâhî tehdîdini dahî umursamayıp, üstelik bir de onu istemekle, şiddetli bir azâba müstahak olmuşlardı. Lût -aleyhisselâm- bu perişan vaziyet karşısında Rabbine sığındı ve O’ndan yardım istedi. Allâh Teâlâ’ya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Lût -aleyhisselâm-, çok ağır şartlar altında, -bir nakle göre- 40 sene mücâdele verdi. Fakat kavminin yaptığı zulüm ve ahlâksızlıklar artık dayanılmaz bir noktaya ulaşmıştı. Sodom halkı azâb-ı ilâhî tehdîdini dahî umursamayıp, üstelik bir de onu istemekle, şiddetli bir azâba müstahak olmuşlardı. Lût -aleyhisselâm- bu perişan vaziyet karşısında Rabbine sığındı ve O’ndan yardım istedi. Allâh Teâlâ’ya yalvararak:</p>
<p>رَبِّ نَجِّنِي وَأَهْلِي مِمَّا يَعْمَلُونَ<br />
“Rabbim! Beni ve âilemi, onların yapageldiklerinden kurtar!” (eş-Şuarâ, 169)</p>
<p>قَالَ رَبِّ انصُرْنِي عَلَى الْقَوْمِ الْمُفْسِدِينَ<br />
“«Şu fesatçılar gürûhuna karşı bana yardım eyle Rabbim!» dedi.” (el-Ankebût, 30)</p>
<p>Yıllarca kavminin saâdet ve hidâyeti için çalışmış fakat kendisine iki kızıyla birlikte çok az kimse îmân etmişti. Hanımı dahî, azgın kavmin tarafını tutmuştu. Dolayısıyla bu duâ, Lût -aleyhisselâm- için son çâre idi. Allâh -celle celâlühû- Lût kavmini helâk etmek için melekleri gönderdi. Genç erkekler sûretinde gelen bu melekler bile azgın kavmin eşcinsellikten doğan kötü arzularını uyandırmıştı. Nitekim onlara sarkıntılığa yeltendiler. Bu hâdise Kur’ân-ı Kerîm’de şu şekilde anlatılır:</p>
<p>وَلَمَّا جَاءتْ رُسُلُنَا لُوطًا سِيءَ بِهِمْ وَضَاقَ بِهِمْ ذَرْعًا وَقَالَ هَـذَا يَوْمٌ عَصِيبٌ<br />
“Elçilerimiz Lût’a gelince, (Lût), onlar(a sapık kavminin musallat olmasın)dan endişeye düştü, onlar adına içi daraldı ve: «Bu, çetin bir gündür.» dedi.” (Hûd, 77)</p>
<p>Meleklerin genç delikanlılar şeklinde geldiğini gören Lût -aleyhisselâm- onları insan sanmış ve kavminin onlara tecâvüz etmesinden korkmuştu. Çünkü A’râf Sûresi’nin 80 ve 81. âyetlerinde bildirildiğine göre Lût’un inkârcı kavminde cinsî sapıklık çok yaygın idi.</p>
<p>وَجَاءهُ قَوْمُهُ يُهْرَعُونَ إِلَيْهِ وَمِن قَبْلُ كَانُواْ يَعْمَلُونَ السَّيِّئَاتِ قَالَ يَا قَوْمِ هَـؤُلاء بَنَاتِي هُنَّ أَطْهَرُ لَكُمْ فَاتَّقُواْ اللّهَ وَلاَ تُخْزُونِ فِي ضَيْفِي أَلَيْسَ مِنكُمْ رَجُلٌ رَّشِيدٌ<br />
“Lût’un kavmi, koşarak onun yanına geldiler. Daha önce de o kötü işleri yapmaktaydılar. (Lût:) «Ey kavmim! İşte şunlar kızlarımdır (onlarla evlenin); sizin için onlar daha temizdir. Allâh’tan korkun ve misâfirlerimin önünde beni rezil etmeyin! İçinizde aklı başında bir adam yok mu?!» dedi.” (Hûd, 78)</p>
<p>Bâzı tefsircilere göre Hazret-i Lût’un halkına evlenmelerini tavsiye ettiği kızlarından maksat, kendi öz kızları değil, kavminin kızlarıdır. Çünkü O’nun sadece iki kızı vardı. Her peygamber kendi kavminin büyüğü ve mânevî babası sayıldığından Hazret-i Lût: «İşte bunlar kızlarımdır.» demiştir. Fakat gözü dönmüş olan Sodomlular:</p>
<p>(79)قَالُواْ لَقَدْ عَلِمْتَ مَا لَنَا فِي بَنَاتِكَ مِنْ حَقٍّ وَإِنَّكَ لَتَعْلَمُ مَا نُرِيدُ<br />
(80)قَالَ لَوْ أَنَّ لِي بِكُمْ قُوَّةً أَوْ آوِي إِلَى رُكْنٍ شَدِيدٍ<br />
“Dediler ki: «Senin kızlarında bizim bir hakkımız olmadığını biliyorsun. Ve sen bizim ne istediğimizi de elbette bilirsin.» (Lût:) «Keşke benim size karşı (koyacak) bir gücüm olsaydı veya güçlü bir kaleye sığınabilseydim!» dedi.” (Hûd, 79-80)</p>
<p>Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Hazret-i Lût’un kavmine karşı söylediği bu sözünden bahsettikten sonra şöyle bir îzahta bulunmuştur:</p>
<p>“Allâh Lût’a rahmet etsin. O çok sağlam bir yere (Rabbine) sığınıyordu… Allâh Lût’un bu duâsı bereketiyle O’ndan sonra gelen bütün peygamberlere, kendisine destek verecek hısım ve akrabâlar ihsân etmiştir.” (İbn-i Hibbân, XIV, 86)</p>
<p>قَالُواْ يَا لُوطُ إِنَّا رُسُلُ رَبِّكَ لَن يَصِلُواْ إِلَيْكَ فَأَسْرِ بِأَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِّنَ اللَّيْلِ وَلاَ يَلْتَفِتْ مِنكُمْ أَحَدٌ إِلاَّ امْرَأَتَكَ إِنَّهُ مُصِيبُهَا مَا أَصَابَهُمْ إِنَّ مَوْعِدَهُمُ الصُّبْحُ أَلَيْسَ الصُّبْحُ بِقَرِيبٍ<br />
“(Melekler) dediler ki: «Ey Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana aslâ dokunamazlar. Sen gecenin bir kısmında âilenle (yola çıkıp) yürü! Hanımından başka, sizden hiçbiri geride kalmasın! Çünkü onlara gelecek olan (azâb) şüphesiz ona da isâbet edecektir. Onlara va’dolunan (helâk) zamanı, sabah vaktidir. Sabah vakti de yakın değil mi?” (Hûd, 81)</p>
<p>Sapık güruh son bir kez Lût -aleyhisselâm-’ın kapısına yüklendilerse de bir anda hepsinin gözleri kör ediliverdi. Âyet-i kerîmede bu hakîkat şöyle haber verilmektedir:</p>
<p>وَلَقَدْ رَاوَدُوهُ عَن ضَيْفِهِ فَطَمَسْنَا أَعْيُنَهُمْ فَذُوقُوا عَذَابِي وَنُذُرِ<br />
“Celâlime yemin olsun ki (kavmi) Lût’tan, misâfirlerinden (murâd almak üzere) talepte bulundular; bunun üzerine Biz de onların gözlerini silme kör ettik. «Haydi azâbımı ve îkazlarımı (mühimsememenin cezâsını) tadın!» dedik.” (el-Kamer, 37)</p>
<p>Kadı Beydavî ve Fahreddîn-i Râzî’nin beyânlarına göre meleklerden birisi Cebrâîl -aleyhisselâm- idi. Topluluk kapıyı kırıp içeri girdiklerinde, bir hareketle hepsinin gözünü kör etti. Panik içerisinde kapıyı dahî bulup kaçamadılar. Hattâ, Lût -aleyhisselâm- onları kollarından tutarak dışarı çıkarmıştı.</p>
<p>(82)فَلَمَّا جَاء أَمْرُنَا جَعَلْنَا عَالِيَهَا سَافِلَهَا وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهَا حِجَارَةً مِّن سِجِّيلٍ مَّنضُودٍ<br />
(83)مُّسَوَّمَةً عِندَ رَبِّكَ وَمَا هِيَ مِنَ الظَّالِمِينَ بِبَعِيدٍ<br />
“Emrimiz gelince, oranın altını üstüne getirdik ve üzerlerine (balçıktan) pişirilip istif edilmiş taşlar yağdırdık. (O taşlar) Rabbin katında işâretlenerek (yağdırılmıştır). Onlar zâlimlerden uzak değildir.” (Hûd, 82-83)</p>
<p>Lût kavmine azâb-ı ilâhînin gelişi ve helâk oluşları Hicr Sûresi’nin 58-77. âyet-i kerîmelerinde de farklı bir üslupla anlatılmaktadır.</p>
<p>Kur’ân-ı Kerîm’de, bu topluluğun yaşadığı beldeden; altüst olan anlamında “el-mü’tefike” diye bahsedilmektedir.</p>
<p>Lût kavmi, homoseksüellik gibi iğrenç bir günâhı işledikleri için Allâh Teâlâ, onlara önce korkunç bir ses duyurmuş, sonra memleketlerinin altını üstüne getirmiş, daha sonra da üzerlerine taş yağdırmıştır ki, bir milletin yok olup târih sahnesinden silinmesi için bundan daha şiddetli bir felâket olamaz!</p>
<p>Cenâb-ı Hak onları daha sonra gelecek insanlar için bir ibret kıldığını şöyle haber verir:</p>
<p>(75)إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَاتٍ لِّلْمُتَوَسِّمِين<br />
(76)وَإِنَّهَا لَبِسَبِيلٍ مُّقيمٍ<br />
(77)إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَةً لِّلْمُؤمِنِين<br />
“İşte bunda ibret alanlar için işâretler vardır. Onlar hâlâ gözler önünde duran bir yol üzerindedirler. Hakîkaten bunda îmân edenler için bir ibret vardır.” (el-Hicr, 75-77)</p>
<p>Ankebût Sûresi’nin 35. âyet-i kerîmesinde de bu ahlâksız kavmin helâkiyle ilgili olarak, arkadan gelen ümmetlere ibret olması için birtakım alâmetler bırakıldığı bildirilir:</p>
<p>وَلَقَد تَّرَكْنَا مِنْهَا آيَةً بَيِّنَةً لِّقَوْمٍ يَعْقِلُونَ<br />
“And olsun ki Biz, aklını kullanacak bir kavim için orada apaçık bir ibret nişânesi bırakmışızdır.”</p>
<p>Bu nişâne, helâk edilen kavmin başına gelenlerle ilgili hikâyeler, harâb olan yurtlarının kalıntıları, gökten yağdırılan taşlar ve kapkara akan nehirler şeklinde tefsîr edilmiştir.</p>
<p>Fahreddîn-i Râzî, Lût kavmini anlatan ayet-i kerîmelerin Mekke müşriklerine hitâben indirildiğini hatırlatarak ve “Onlar hâlâ gözler önünde duran bir yol üzerindedirler.” ayet-i kerîmesinden yola çıkarak; “Mekkeliler ticâret için ekseriyetle Şam şehrine giderlerdi. Şam yolu, Lût Gölü’nün tam güneyinden geçerdi. Bu sebeple Lût kavminin kalıntılarını burada aramak gerekir.” diye bir îzahta bulunmuştur.</p>
<p>Etiketler: azgın sodomlular, gazap, Hazreti Lutun kavminin helakı, Helak, Korkunç, Korkunç Ses, Korkunç Ses ve Yağan Pişmiş Taşlar, Lut peygamber, Pişmiş Taşlar, Ses, sodom kavmi, sodomun helakı, Yağan Pişmiş Taşlar </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lovepowerman.com/lut-aleyhisselam-sodom-halki.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ad kavmine de Hud’u gönderdik</title>
		<link>http://lovepowerman.com/ad-kavmine-de-hud%e2%80%99u-gonderdik.html</link>
		<comments>http://lovepowerman.com/ad-kavmine-de-hud%e2%80%99u-gonderdik.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 27 Mar 2010 22:58:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lovepowerman</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam Tarihin den Seçmeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://lovepowerman.com/?p=74</guid>
		<description><![CDATA[Tufan’dan sonra, Hadramut civarındaki Ahkaf bölgesinde, Ad kavmi ortaya çıkmıştı. Canla başla çalışarak toprağı işlemiş, memleketlerini imar etmiş ve ileri bir medeniyet kurmuşlardı. Fakat zenginlik ve refaha ulaşınca doğru yoldan sapmış, putlara tapınır olmuşlardı.
Cenab-ı Hakk, hiçbir kavmi, kendilerine peygamber göndermekten ve ikaz etmeden cezaya çarptırmamıştır. Hadramut sakinlerine de Hz. Hud Aleyhisselam gönderilmişti. Bakalım, onlar nasıl [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tufan’dan sonra, Hadramut civarındaki Ahkaf bölgesinde, Ad kavmi ortaya çıkmıştı. Canla başla çalışarak toprağı işlemiş, memleketlerini imar etmiş ve ileri bir medeniyet kurmuşlardı. Fakat zenginlik ve refaha ulaşınca doğru yoldan sapmış, putlara tapınır olmuşlardı.</p>
<p>Cenab-ı Hakk, hiçbir kavmi, kendilerine peygamber göndermekten ve ikaz etmeden cezaya çarptırmamıştır. Hadramut sakinlerine de Hz. Hud Aleyhisselam gönderilmişti. Bakalım, onlar nasıl davrandılar?</p>
<p>Kur’an-ı Kerim’in Araf suresinin 65–72. ayetlerinde, olay şöyle anlatılır:</p>
<p>“Ad kavmine de Hud’u gönderdik. O, şöyle dedi:</p>
<p>_ Ey kavmim! Allah’a ibadet edin sizin ondan başka hiçbir ilahınız yoktur. Hala( o’nun azabından) korkmayacak mısınız?</p>
<p>Hud’un kavminden, küfre varan seçkin bir topluluk şöyle cevap verdi:</p>
<p>_ Biz, seni hakikaten bir çılgınlık içinde görüyoruz. Seni hakikaten yalancılardan sanıyoruz. Bunun üzerine Hud onlara şöyle dedi:</p>
<p>_ Ey kavmim! Bende çılgınlık ve akıl hafifliği yok. Ancak ben, âlemlerin Rabbi tarafından gönderilen bir peygamberim. Size Rabbimin emirlerini tebliğ ediyorum ve ben, sizin için güvenilir bir nasihatçiyim. Sizi Allah’ın azabından korkutmak için, (aranızdan bir adam vasıtasıyla), size Rabbinizden bir ihtar edildiğine inanmıyor da hayret mi ediyorsunuz? Düşünün ki, Allah, Nuh kavminden sonra sizi onların halefi yaptı ve yaradılış bakımından size onlardan ziyade boy ve güç verdi. O halde, Allah’ın nimetlerini hatırlayın ki, kurtulabilesiniz.</p>
<p>Hud’a, kavminin kâfirleri şöyle dediler:</p>
<p>_Sen, bize yalnız Allah’a ibadet etmemiz, bir de babalarımızın tapındıkları putları terk etmemiz için mi geldin? Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bizi korkutup durduğun azabı başımıza getir bakalım.</p>
<p>Hud, onlara şöyle dedi:</p>
<p>_ Şüpesiz ki, Rabbinizden üzerinize bir azap ve gazap gerçekleşti. Sizin ve atalarınızın uydurduğu tanrılar hakkında benimle mücadele mi ediyorsunuz? Allah, onlara hiçbir ayet ve delil indirmedi. Artık azabın gelişini bekleyin. Ben de sizinle beraber (onu) bekleyenlerdenim.</p>
<p>Nihayet Hud’u ve beraberindeki iman edenleri, rahmetinle kurtardık. Ve ayetlerimizi tekzip ederek iman etmemiş olanların kökünü kestik.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lovepowerman.com/ad-kavmine-de-hud%e2%80%99u-gonderdik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
