<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>http://lovepowerman.com &#187; Fıkıh</title>
	<atom:link href="http://lovepowerman.com/love/dinimizislam/fikih/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://lovepowerman.com</link>
	<description>Lovepowerman.com</description>
	<lastBuildDate>Mon, 28 Jan 2013 22:05:39 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>ALLAH cc&#8217;ün SIfatLarı</title>
		<link>http://lovepowerman.com/allah-ccun-sifatlari.html</link>
		<comments>http://lovepowerman.com/allah-ccun-sifatlari.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 09 May 2010 14:28:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lovepowerman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://lovepowerman.com/?p=599</guid>
		<description><![CDATA[TENZİHİ ve Selbi Sıfatlar
Vücûd
Kıdem
Beka
Muhalefetün lil-Havadis:
Kıyam Bi-nefsihî
Vahdaniyet
ZÂTÎ ve SÜBÛTÎ SIFATLAR
Hayat
İlim
Irade
Kudret
Tekvin
Sem &#8216;ve Basar
Kelâm
Vücûd
Ayşe sıfat, Allah Teâlâ&#8217;nın var olduğunu ifâde Eder. Allah Teâlâ&#8217;nın varlığı Baska BİR varlığa bağlı olmayıp, zâtının îcabıdır. Yani vücûdu, zâtıyla kaimdir ve zâtının vâcib BİR sıfatıdır. Ayşe sebeble Hak Teâlâ&#8217;ya Vâcibü&#8217;l-Vücûd denilmiştir. Bâzı Kelâm âlimleri, Vücûd sıfatına, sıfat-ı nefsiyye adını vermişlerdir. Vücûd&#8217;un zıddı olan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>TENZİHİ ve Selbi Sıfatlar</p>
<p>Vücûd<br />
Kıdem<br />
Beka<br />
Muhalefetün lil-Havadis:<br />
Kıyam Bi-nefsihî<br />
Vahdaniyet</p>
<p>ZÂTÎ ve SÜBÛTÎ SIFATLAR</p>
<p>Hayat<br />
İlim<br />
Irade<br />
Kudret<br />
Tekvin<br />
Sem &#8216;ve Basar<br />
Kelâm</p>
<p>Vücûd<br />
Ayşe sıfat, Allah Teâlâ&#8217;nın var olduğunu ifâde Eder. Allah Teâlâ&#8217;nın varlığı Baska BİR varlığa bağlı olmayıp, zâtının îcabıdır. Yani vücûdu, zâtıyla kaimdir ve zâtının vâcib BİR sıfatıdır. Ayşe sebeble Hak Teâlâ&#8217;ya Vâcibü&#8217;l-Vücûd denilmiştir. Bâzı Kelâm âlimleri, Vücûd sıfatına, sıfat-ı nefsiyye adını vermişlerdir. Vücûd&#8217;un zıddı olan adem (YÖK OLMA) Allah Teâlâ hakkında muhaldir. Allah&#8217;ın YÖK olduğunu iddia etmek, kâinatı ve içindeki varlıkları inkâr etmeyi gerektirir. Gözyaşları şey&#8217;i yaratan Çünkü O&#8217;dur ve var eden.</p>
<p>Kıdem<br />
Kıdem, Allah Teâlâ&#8217;nın varliginin başlangıcı olmaması demektir. Allah Teâlâ kadîmdir, ezelîdir. sonradan var Olmuş değildir Yani Bir Zamanlar YÖK *. Geçmişe Doğru ne kadar gidilirse gidilsin, Cenab-ı Hakk&#8217;ın var olmadığı BİR Bir, BİR Zaman, tasavvur edilemez. Aslında Zaman ve mekânı yaratan da O&#8217;dur. Allah Teâlâ Zaman ve Mekan kayıtlarından münezzeh, ve kadim BİR Zat-ı Zülcelâldir ezelî. Kıdem&#8217;in zıddı olan hudûs (sonradan OLMA, belli BİR zamanda yaratılma) Allah Teâlâ hakkında muhaldir.</p>
<p>Beka<br />
Beka, sonu olmaması BİR Allah Teâlâ&#8217;nın varliginin, etrafında Dönmez var bulunması demektir. Allah Teâlâ&#8217;nın varliginin BİR başlangıcı olmadığı hazırsındır, ve sonu nihayeti de yoktur. O hem kadim ve ezelî, Baki ve ebedîdir de etek. Zâten kıdemi Sabit olan BİR varlığın, bekası da vâcib Olur. Beka&#8217;nın zıddı fena, yani, Bir sonu olmaktır. Ayşe İMKB, Allah Teâlâ hakkında muhaldir.</p>
<p>Muhafeletün lil-Havadis<br />
Allah&#8217;ın, sonradan vücud bulan varlıklara benzememesi demektir. Allah Teâlâ ne zâtında, ne de sıfatlarında kendi yarattığı varlıklara benzemez. Biz Allah&#8217;ı nasil düşünürsek düşünelim, O, hâtır ve gelenlerin hepsinden başkadır hayâlimize. Çünkü hâtıra gelenlerin hepsi Hadis, yani, sonradan yaratılmış, YÖK * Ne var edilmiş şeylerdir. Allah Teâlâ İMKB, vücûdu vâcib, kadim ve Baki, ONU şeyden müstağnî, her türlü noksandan uzak, BÜTÜN Kemâl&#8217;in sıfatlara Sahip olan ilahi ve Mukaddes BİR zâtdır. Şübhe YÖK ki, Boyle Yüce BİR Zat, Bir kez ne Zaman Gale var olan, bil&#8217;âhare Tekrar zeval bulan varlıklara benzemez * Gider. Nitekim Cenab-ı Hak kendi zâtını Kur&#8217;an-ı Kerîm&#8217;de: arapça var. &#8220;Onun&#8221; Hak Teâlâ&#8217;nın) benzeri yoktur. O, her şey&#8217;i işitici ve görücüdür &#8220;(Sure 11) sözleriyle tavsif etmistir. Peygamber Efendimiz de (asm) mânayı te&#8217;yiden BİR Araya geldi:&#8221; Her ne ki dolaşmam aklına geliyor, ISTE Allah Teâlâ onun gayrısıdır &#8220;buyurmuştur.</p>
<p>Kıyam Bi-nefsihî<br />
Allah Teâlâ&#8217;nın, Baska BİR varlığa ve hiçbir mekâna muhtaç olmadan zâtı ile Kaim olması demektir. Mevcudatın hepsi, sonradan vücuda gelmiştir. Ayşe sebeble de BİR Yaradana ve BİR mekâna muhtaçdırlar. Buna her şeyin yaratıcısı olan Allah Teâlâ&#8217;nın vücûdu, zâtının gereğidir ve varlığı hiçbir şey&#8217;e muhtaç değildir mukabil. Şayet Allah da var olabilmek Tıklayın Baska BİR varlığa muhtaç öndeydi İdi, O da mahlûk Olur ONU şey&#8217;in Hâlikı ve başlangıcı olmazdı ve. Halbuki O, her şey&#8217;in Hâlikı ve yaratıcısıdır. O&#8217;ndan Baska ona Sey mahlûktur. Hâlık İMKB, mahlûkuna Ve bilmek muhtaç Olmaz bilmek istiyorum.</p>
<p>Vahdaniyet<br />
Vahdaniyet, Allah&#8217;ın BİR olması demektir. Vahdaniyet, önemlisidir tr Allah Teâlâ&#8217;nın kemal sıfatlarının. Çünkü, Allah Teâlâ&#8217;nın zâtında, sıfatlarında, fiillerinde BİR olduğunu; Saltanat ve icraatında ortaksız bulunduğunu ifade etmektedir sıfat BİR Araya geldi.</p>
<p>ZÂTÎ ve SÜBÛTÎ SIFATLAR</p>
<p>Hayat<br />
Cenab-ı Hakk&#8217;ın hayat Sahibi olması, hayat sıfatiyle muttasıf bulunması demektir. maddenin Cenab-ı Hak hakkında vâcib olan, mahlûkatta görülen ve Ruh ile birleşmesinden Doğan geçici ve Maddi BİR hayat olmayıp ezelî ve ebedîdir sıfat BİR Araya geldi. BÜTÜN hayatların kaynağı olan hakikî hayattır. Hayat sıfatı, İlim, irade, Kudret hazırsındır Kemâl&#8217;in sıfatlariyle yakından ilgilidir. Ayşe sıfatların Sahibi BİR zâtın, hayat Sahibi olması zarurîdir. Çünkü Olu BİR varlığın ilim, irade ve Kudret hazırsındır kemâlâtın Sahibi olacağı düşünülemez. Bunun içindir ki, hayat sıfatını, Cenab-ı Hakk&#8217;ın ilim, irade ve Kudret hazırsındır sıfatlarla vasıflanmasını sağlayan ezelî BİR sıfattır, diye tarif etmişlerdir. Hayat sıfatının zıddı memât, yani, Olu olmaktır. Ayşe İMKB Allah hakkında muhaldir.</p>
<p>İlim<br />
Allah Teâlâ&#8217;nın her şey&#8217;i bilmesi, ONU şey&#8217;i kuşatması demektir ilminin. Ayşe Alemi en Güzel şekilde, en mükemmel BİR Nizam üzere yaratan ve ONU Zat-ı Akdes&#8217;in, yarattığı varlığı en ince teferruatına kadar bilmesi gerekir eden İdare. Zira hakikatı, faydası, lüzum ve hikmeti Bilinmeyen BİR Sey, nasil yaratılabilir? O halde yaratıcının BİR şey&#8217;i yaratabilmesi Tıklayın, evvelâ ilim Sahibi olması, Gale o ilmin icablarına edat yaratması şarttır. Bundan Baska, Iman ve salih amel sâhiplerini mükâfatlandırmak, isyan eden ve kötü Kazanan Yalnızdır olanları da cezalandırmak, ancak kimselerin yaptıklarını BÜTÜN teferruatı ile bilmekle mümkündür Araya geldi. İlmin zıddı cehil, gaflet ve unutkanlıktır. BÜTÜN bunlar Hak Teâlâ hakkında muhaldir.</p>
<p>Irade<br />
Allah&#8217;ın BİR şey&#8217;in şöyle olup da boyle olmamasını dilemesi; her şey&#8217;i dilediği hazırsındır tayin ve tesbit etmesi demektir. Allah Teâlâ Kâmil BİR irade sahibidir. Ayşe kâinatı ezelî olan irâdesine Uygun olarak yaratımştır. Ayşe kâinatta Olmuş ve olacak her Sey Allah&#8217;ın dilemesi ve irade etmesiyle Olmuş Tense&#8217;lerde olacaktır. O&#8217;nun her dilediği Mutlaka Olur, dilemediği de Ve bilmek bilmek istiyorum bulmaz vücûd. Ayşe hususta Kur&#8217;an&#8217;da:</p>
<p>&#8220;Allah dilediğini yaratır. BİR İMKB hükmederse (yani ONU dilerse) ona ancak &#8216;ol&#8217; der, o da oluverir&#8221; (Al-i İmran, 1947) buyrulur.</p>
<p>Hadis-i şerîfte de: &#8220;Allah&#8217;ın dilediği oldu, dilemediği de olmadı&#8221; denilmiştir. Irade sıfatından Baska meşîet adında müstakil BİR sıfat yoktur.</p>
<p>Kudret<br />
Kudret, Hak Teâlâ&#8217;nın varlıklar üzerinde irade ve ilmine Uygun olarak te&#8217;sir ve tasarruf etmesi, her şey&#8217;i yapmağa ve yaratmaya Gücü yetmesi demektir. Allah Teâlâ&#8217;nın sonsuz BİR Kudret Sahibi, Büyük delildir en görmekte olduğumuz su kainat ve ihtiva ettiği güzellik ve Şaşmaz ve olduğuna onu şey&#8217;e kadir bulunduğuna nizam.</p>
<p>Tekvin<br />
Tekvin; ICAD ve yaratma demektir. Tekvin&#8217;i mâdum (YÖK) olan BİR şey&#8217;i yokluktan çıkarmak, vücûda getirmek diye îzah etmişlerdir. Tekvin, Ehl-i Sünnet&#8217;in Iki hak itikadî mezhebinden Biri olan Mâtüridîlere Gore, ilim, irade ve Kudret sıfatından Ayri BİR sıfattır. vermek Yine Mâtüridîlere Gore, Hak Teâlâ&#8217;nın yaratmak, rızık ve Nimet, azâb vermek, diriltmek, öldürmek hazırsındır BÜTÜN fiilleri, tekvin sıfatına râcidir. Onun eser ve tecellîsi sayılır. Bunlara sıfat-ı fi&#8217;liyye (fiilî sıfatlar) da denilir. Kudret ve tekvin, birer sıfatı olup zıdları olan acz, Allah hakkında muhaldir kemal. Eş&#8217;arîlere edat İMKB: Allah&#8217;ın tekvin sıfatı diye Ayri, müstakil BİR sıfatı yoktur. Tekvin, Kudret sıfatının makdûrata (yaratılması Takdir edilmiş şeylere) yaratma ânında taallûkundan ibarettir. Yani tekvin, Kudret sıfatı içinde itibarî BİR Vasıf olmaktadır. Allah Teâlâ&#8217;ya Mükevvin isminin verilmesi, O&#8217;na, Kudret sıfatından Ayri, Tekvin adında BİR sıfatın isnâd edilmesini gerektirmez. ICAD etmek, yaratmak, bilfiil vücuda getirmek, Hak Teâlâ&#8217;nın Kudret sıfatıyla Olur. Mâtüridîler Tekvin sıfatını Kudret sıfatından Ayri BİR sıfat Kabil ettiklerinden, ve sübûtî 8 olarak sayarlar sıfatları zâtî. -I Seb&#8217;a) Eş&#8217;arîlere edat İMKB sıfatlar 7&#8242;dir (Araya geldi Sıfât.</p>
<p>Sem&#8217;ve Basar<br />
Allah&#8217;ın her şey&#8217;i işitip, onun isi görmesi demektir. Sem &#8216;ve Basar sıfatları da Allah&#8217;ın ezelî ve ebedî Kemâl&#8217;in sıfatlarındandır. Allah&#8217;ın işitip görmesine, uzaklık &#8211; yakınlık, Gizlilik &#8211; açıklık, engel teşkil edemezler BİR Karanlık &#8211; Aydınlık hazırsındır mefhumlar. O, içimizdeki fısıltıları, kalbden ve gönülden yaptığımız duaları işitir. Hikmetine Uygun şekilde karşılık verir. Hak Teâlâ&#8217;nın Semi &#8216;ve Basîr, yani, ONU şey&#8217;i en iyi işitici ve en iyi görücü oldugu, Kur&#8217;an-ı Kerîm&#8217;de defalarca zikredilmiştir. Sem &#8216;ve Basar sıfatları birer Kemâl&#8217;in sıfatı olduğundan, zıdları olan a&#8217;mâlık (görmemek) ve sağırlık (işitmemek) Zat-ı Bari hakkında muhal olan noksan vasıflardandır.</p>
<p>Kelâm<br />
Allah Teâlâ&#8217;nın harfe ve Sese muhtaç olmadan konuşması demektir. Allah Teâlâ&#8217;nın kelâm, yani, söyleme, konuşma sıfatı vardır. Ayşe sıfat ve ebedîdir ezelî. Ayşe sebeble Allah&#8217;a Mütekellim denilir. Kur&#8217;an-ı Kerîm&#8217;e de Kelâmullah tabir edilir. Allah&#8217;ın peygamberlerine bildirdiği vahiyler, onlara verdiği ilahi kitablar, mahlûkatına gönderdiği ilhamlar, hep O&#8217;nun Kelâm sıfatının BİR tecellîsidir. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lovepowerman.com/allah-ccun-sifatlari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kendisiyle Temizlik Yapılabilen Sular (NURUL-İZAH)</title>
		<link>http://lovepowerman.com/kendisiyle-temizlik-yapilabilen-sular-nurul-izah.html</link>
		<comments>http://lovepowerman.com/kendisiyle-temizlik-yapilabilen-sular-nurul-izah.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 02 May 2010 16:57:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lovepowerman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://lovepowerman.com/?p=512</guid>
		<description><![CDATA[NURU’L-İZAH
Mütercimin Önsözü
Bu kıymetli kitabı tercüme firsatmı veren Allah&#8217;ıma hamdol-sun, Sevgili Peygamberine, O&#8217;nun âline, ashabına ve bağlılarma-dünyalar durdukça salât ve selâm olsun.
Hanefî mezhebinin önde gelen âlimlerinden Ebu&#8217;l-İhlâs Ha­san el-Vefâî eş-Şürünbülâlî {Rahmetullahi aleyhinin Hanefî fik-hında kaleme aldığı güvenilir ve derli toplu bir ilmihal olan bu Nûru&#8217;l-îzâh isimli eseri, önemine binâen muhtelif âlimler tarafin-dan şerhedilmiştir.
Tercümesini sunduğumuz elinizdeki bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>NURU’L-İZAH</p>
<p>Mütercimin Önsözü</p>
<p>Bu kıymetli kitabı tercüme firsatmı veren Allah&#8217;ıma hamdol-sun, Sevgili Peygamberine, O&#8217;nun âline, ashabına ve bağlılarma-dünyalar durdukça salât ve selâm olsun.</p>
<p>Hanefî mezhebinin önde gelen âlimlerinden Ebu&#8217;l-İhlâs Ha­san el-Vefâî eş-Şürünbülâlî {Rahmetullahi aleyhinin Hanefî fik-hında kaleme aldığı güvenilir ve derli toplu bir ilmihal olan bu Nûru&#8217;l-îzâh isimli eseri, önemine binâen muhtelif âlimler tarafin-dan şerhedilmiştir.</p>
<p>Tercümesini sunduğumuz elinizdeki bu kitap ise, giriş kıs­mında da belirtildiği gibi gramer, feraiz ve daha birçok ilim dalla­rında ciddi araştırmaları ve şerhleri bulunan Muhammed Muhyid-din Abdülhamid tarafından şerhedilmiştir. Kitabın sonunda ayrıca zekât, hac ve umre konularının yer aldığı &#8220;Hibetul-Fettâh&#8221; adıyla aynı zat tarafından Nûru&#8217;l-Izâk&#8217;ı tamamlayıcı mahiyette hazırla­nan bir de bölüm vardır.</p>
<p>Ahâlisinin büyük çoğunluğu Hanefî mezhebine mensup olan Türk milletince fikıh konusunda vazgeçilmez müracaat kitapları arasında yer alan bu kitap, hâlâ bu özelliğini korumaktadır.</p>
<p>Kitap, Arapça bilmeyen geniş halk kitlelerinin de istifadesine sunulmak üzere tarafımızdan yeniden tercüme edilmiş, tercüme ederken de aşağıdaki hususlar göz önünde bulundurulmuştur:</p>
<p>1) Bizim insanımızın anlayabileceği sade bir Türkçe kullanıl­masına özen gösterilmiş, ancak Arapça ve Farsça asıllı olmakla be­raber fıkhı ve dinî bir terim olarak dilimize yerleşmiş bulunan ke­lime ve ifâdeler aynen korunmuştur.</p>
<p>2) Kelime kelime tercümenin yetersiz kaldığı hallerde paran­tez (  ) içinde yardımcı kelime ve ibareler verildiği gibi, kitabın metninde adetâ rumuz halinde bulunan ifâdeler, muhtelif şerhler­den de istifâde edilerek, yine parantez içindeki açıklamalarla des­teklenmiştir. Bu açıklamalarla karışmaması için kitabın Arapça metninde mevcud olan orijinal ifadeler ayrıca köşeli parantezi içinde belirtilmiştir.</p>
<p>3)  Okuyucuyu daha da aydınlatmaya yönelik olarak,Hjdk nâdir de olsa, tarafımızdan ayrıca dipnotlar konulmuş ve bunlara parantez içindeki (mütercim) sözü ile işaret edilmiştir,            </p>
<p>4) Gerek dinî ilimler tahsil eden talebe kardeşlerimize ve ge­rekse Türkçesini Arapçasıyla karşılaştırmak isteyenlere bir kolay­lık olmak üzere, kitabın Arapçasıyla Türkçesi aynı sayfa numara­sıyla ve karşılıklı olarak verilmiştir.</p>
<p>5) Bir fıkıh kitabı olması dolayısıyla kitap, büyük bir dikkat ve titizlikle tercüme edilmiştir. Buna rağmen meydana gelmesi muhtemel bazı kusurlarımızı hatırlatacak Müslüman kardeşleri­mize şimdiden teşekkür ederiz.</p>
<p>Kitabın dizgisinde ve tashihinde, olabilecek azamî titizliği gösteren ve naçizânemi yer yer ikâz eden arkadaşlarıma ve kita­bın gün yüzüne çıkması için emeği geçen herkese şükranlarımı su­narım.</p>
<p>Son olarak yaptığımız bu nâçiz çalışmamızı rızasına uygun kılmasını Allah sübhânehû ve teâlâ&#8217;dan diliyor ve sizleri kitapla başbaşa bırakıyorum.</p>
<p>Fatih 13 Temmuz 199 Süleyman Çelik[1]</p>
<p> [1] Hasan b. Ammar Ebu’l-İhlas el-Mısri eş-Şurunbulâli, Sebilu’l-Felah Fi şerhi Nuru’l-İzah ve Tercümesi, Kahraman Yayınları: 3-4.</p>
<p>GİRİŞ</p>
<p>Hamd olsun âlemlerin Rabbi&#8217;ne, salât ve selâm olsun peygamberle­rin sonuncusu Efendimiz Muhammed Mustafa&#8217;ya, O&#8217;nun temiz aile fertle­rine ve topyekûn ashabına&#8230;</p>
<p>Kendisi Hanefî olup Rabbine muhtaç bulunan bu Ebul-İhlâs Hasan el-Vefâî eş-Şürünbülâlî bendeleri, şunu ifade etmek ister ki:</p>
<p>Bazı dostlarım -Allah onları ve bizleri lütuf ve ihsanından ayırmasın- benden, hacimli kitaplarda ve dağınık bir halde bulunan iba­dete dair bir takım meseleleri başlangıç seviyesindekilere derli toplu su­nacak ve temel teşkil edecek bir çalışma yapmamı istediler. Ben de Allah Teâlâ&#8217;ya sığınıp sevabını O&#8217;ndan bekleyerek bu işe koyuldum. Bu sahada söz sahibi olanların kesinkes doğru bildiği şeylerden başkasına kitabımda yer vermediğim gibi, meseleyi de Öyle dallandırıp budaklandırmadım. Kitaba &#8220;Nûru&#8217;l-îzah ve Necâtü&#8217;l-Ervâk&#8221; adım ver­dim. Allah&#8217;tan dileğim o ki, insanlar bu kitaptan her zaman istifade etsin ve yararlansınlar.</p>
<p>Kendisiyle Temizlik Yapılabilen Sular</p>
<p>Yedi türlü su ile temizlik yapılabilir ki bunlar:<br />
İ) Gökten inen (yağmur) suyu,[2]<br />
2) deniz suyu[3],<br />
3) ırmak suyu, [4]) kuyu suyu,<br />
5) kar suyu,4<br />
6) dolu suyu,5<br />
7) kaynak suyudur.[5]</p>
<p>Su Çeşitleri ve Suyun Vasıfları     </p>
<p> Sular beş türlüdür:                                          </p>
<p>1)  Hem temiz hem de temizleyici olan ve mekruh olmayan</p>
<p>sulardır ki, bunlara &#8220;mutlak sular&#8221; denir.                  </p>
<p>2) Temiz ve temizleyici olduğu halde mekruh[6] olan sulardır. Bunlar da kedi ve benzeri  [7]hayvanların üzerinden içtiği, az (kabul edilen) sulardır.</p>
<p>3) Temiz olduğu halde temizleyici olmayan sular. Bunlar ab­dest için (veya cünüplüğü gidermek için) kullanılan sular yahut da abdest niyetiyle abdestlinin yeniden aldığı abdestin suyudur.[8]</p>
<p>Su Ne Zaman &#8216;Kullanılmış&#8221; Sayılır?   </p>
<p>Su vücuddan ayrılmakla &#8220;kullanılmış&#8221; sayılır.    </p>
<p>Hangi Suyla Abdest Alınmaz?</p>
<p>Sıkmaksızm kendi kendine çıksa dahi, ağaç ve meyve suyu ile abdest alınamayacağı gibi, ki en doğrusu da budur,[9] kaynatma neticesinde veya başka maddelerin suya galebesi (özelliğini boza­cak şekilde suya karışması) sonucunda tabiî özelliğini yitiren su ile de abdest alınmaz.</p>
<p>Ne Zaman Galebe (Baskınlık) Meydana Gelir?</p>
<p>Katı maddelerin suya karışarak sudaki incelik (yumuşaklık) ve akıcılığı gidermesi neticesinde galebe (baskınlık) meydana gelir.</p>
<p>Safran, meyve ve ağaç yaprağı gibi katı maddelerle suyun bütün vasıflarının değişmesinin bir zararı yoktur.</p>
<p>Bir de, süt gibi kokusu olmayıp yalnızca rengi ve tadı bulu­nan mavilerin bir tek vasfının su üzerinde belirmesi ve sirke gibi üç özelliğe sahip olan mavilerin iki vasfının suda belirmesi ile ga­lebe meydana gelir.</p>
<p>Kullanılmış su ve kokusu gitmiş gül suyu gibi herhangi bir vasiî bulunmayan maddelerde galebenin olup olmadığı tartıyla be­lirlenir. Eğer bir ntıl[10] mutlak suya, iki rıtıl kullanılmış su karışmışsa bu suyla abdest alınmaz, aksi halde alınır.</p>
<p>4) Pis su: İçine pislik düşen az ve durgun su pistir.   :</p>
<p>Eğer su, ona on (10&#215;10) zirâin altında [11]ise az sayılır ve içine</p>
<p>5) Üzerinden eşek ve katırın içtiği su ki, bu suyun temiz olup olmadığı şüphelidir.                                       </p>
<p>Artık Sular[12]                                     .                            </p>
<p>Az[13] (kabul edilen) ve canlı artığı bulunan sular dört kısımda mütâlâa edilir:</p>
<p>Birincisi, temiz ve temizleyicidir. Bunlar, insan, at ve eti ye­nilen hayvanların [14]artıklarıdır.</p>
<p>İkincisi,   pis  olup  kullanılması caiz değildir ki bunlar</p>
<p>ı köpek[15], domuz ya da kaplan ve kurt gibi yırtıcı hayvanların[16] artıkları olan sulardır.</p>
<p>Üçüncüsü, başkası varken[17] kullanılması mekruh olan kedi,[18] başı boş tavuk;[19] doğan, atmaca, şahin, çaylak[20] gibi yırtıcı kuşlar ve akrep hariç, fare gibi ev hayvanlarının artıklarıdır.</p>
<p>Dördüncüsü, katır[21] ve eşeğin artığı olup bunun temizliği şüpheİidir; eğer başka su yoksa bununla abdest alınır ve ardından temmüm[22] edilerek namaz kılınır. </p>
<p>Temiz Kaplar ile Pis Kaplar   </p>
<p>Yahut Temiz Elbiseler ile Pis Elbiseler   Birbirine Karışmışsa</p>
<p>Çoğu temiz olan kapların içine pisleri karışmışsa, abdest alrak ve içmek için bunlar arasından temiz olanı araştırılır.[23] Eğer birbirine karışan kapların çoğunun pis olduğu biliniyorsa, sadece içmek[24]  için araştırma yapılır.</p>
<p>Temiz ve pis elbiselerin birbirine karışması durumunda , aralarından temizini bulmak için mutlaka araştırma yapılır. Elbisenin çoğu temiz ya da çoğu pis olmuş farketmez.   </p>
<p> Kuyular ve Bunların Temizlenme Yolları</p>
<p>İçerisine tırnaklı hayvanların pisliklerinin dışında, az da ol­sa, kan veya şarap gibi pislik düşen küçük kuyuların[25] suyu boşaltılır. Eğer böyle bir kuyuya domuz düşer de ağzı suya temas etmeden diri olarak çıkarılırsa veya kuyuda köpek, koyun ya da insan ölürse yahut küçük de olsa düşen hayvan kuyuda şişer ise yine kuyunun suyu boşaltılır. Tamamen boşaltılması mümkün değilse, içerisinden iki yüz kova su çıkartılır.</p>
<p>Eğer içerisinde tavuk, kedi ve benzeri şeyler ölmüşse kuyu­dan kırk kova su; fare ve benzeri hayvanların ölmesi halindeyse yirmi kova su çıkarılmalıdır. Kuyunun, kova ve kovanın sarkıtıldı-ğı ipin, su çıkarıcının elinin temizliğini temin için (bu uygulama) yapılır.</p>
<p>Kuyu; koyun ve deve gibi hayvanların gübresiyle, at, katır ve eşek gibi hayvanların yahut da sığır ve benzeri hayvanların gübrelerinin düşmesiyle pislenmez. Ancak gübre, bakılınca göze çok geliyor, ya da kova sarkıtıldığı zaman kuyunun her tarafında gübreye değiyor ise kuyu pislenmiş olur.</p>
<p>Güvercin, serçe pisliğiyle ve balık, kurbağa yahut suda yaşayan bir hayvanın yahut da böcek, sinek, an ve akrep gibi kansız haşeratm suda ölmesiyle yahut, üzerinde pislik bulun­mayan insan ya da eti yenen bir hayvanın suya düşüp ölmeden çıkarılmasıyla yahut katır, eşek, yırtıcı kuş ve maymun vs. gibi ya­bani hayvanların düşmesiyle su pislenmez. Düşen hayvanın salyasının suya karışması halinde hayvanın durumuna göre değerlendirme yapılır.</p>
<p>Kuyuya ne zaman düştüğü bilinmeyen bir hayvan ölüsü, kuyuyu, bir gün bir geceden itibaren; eğer hayvan şişmiş halde ise, üç gün üç geceden itibaren kirletmiş sayılır.</p>
<p>Taharetlenme1 ve Abdestten Önce Yapılması Gereken Şeyler</p>
<p>Bir erkeğin, sidik belirtisi kalmayıncaya kadar ve yürümek,</p>
<p>1  Taharetlenme; necasetin (pisliğin) çıkış yerinin silinmesi veya yıkanmasıdır. Fıkıh ulemasına göre ise pisliğin, sn ve benzeri şeylerle giderilmesidir.</p>
<p>öksürmek, sağ veya sol yana yatmak ve alışık olduğu birtakım hareketleri yapmak suretiyle kalbi tatmin oluncaya kadar istibrâ[26] yapması gerekir. Sidik yaşlığının tamamen ortadan kalktığına iyice kanaat getirilmeden abdeste başlamak doğru değildir.</p>
<p>Taharetlenme (İstincâ) ile İlgili Hükümler</p>
<p>Ön ve arkadan çıkan pisliği, çıkış yerinin dışına sirayet etmediği sürece, temizlemek sünnettir. Eğer pislik, çıkış yerinin dışına bir dirhem[27] miktarı kadar sirayet etmişse bunun temizlen­mesi vacip, bir dirhemi geçmiş ise farzdır.[28]</p>
<p>Cünüplükten, hayız ve nifastan kurtulmak için yıkanırken, çıkış yerindeki pisliği, isterse az olsun, yıkamak farzdır.</p>
<p>Temizlenmeye elverişli bulunan taş ve benzeri şeylerle taha­retlenmek sünnet olup suyla taharetlenmek daha iyidir. En iyisi hem taş hem de su ile taharetlenmektir. Önce taşla silinilir, sonra suyla yıkanılır. Sadece su veya sadece taşla da taharetlenilebilir.</p>
<p>Taharetlenilecek yerin temizlenmesi sünnet, birden fazla taşla temizlenmek ise menduptur, müekked sünnet değildir. Daha az taşla temizlik temin edilse bile üç adet taşla taharetlenmek menduptur.</p>
<p>Nasıl Taharetlenilir?</p>
<p>Taşla taharetlenilirken, eğer husye sarkıksa, pislik mahallim evvelâ önden arkaya doğru silmeli, ikincisinde arkadan öne, üçüncüsünde de önden arkaya doğru silmelidir. Sarkık değilse silmeye arka taraftan başlanılır. Kadınlar, tenasül uzuvlarının kirlenmemesi için silmeye önden başlamalıdırlar.</p>
<p>Daha sonra eller su ile yıkanır. Bunun ardından erkekler, bir jveya iki, ya da duruma göre, üç parmaklarının iç kısımlarını, ^başlangıçta orta parmaklarını, daha sonra da yüzük parmaklarım 1 diğerlerinden ileri çıkararak taharet mahallini suyla oğuşturmak suretiyle yıkarlar. Sadece tek parmakla yıkamamalıdır. Kadınlar, (lezzet meydana gelmemesi için, başlangıçta orta parmaklarını iyüzük parmaklarıyla birlikte öne çıkarırlar. Pis koku gidinceye ka-jjdar yıkamaya devam etmeli ve eğer taharet yapan oruçlu değilse jmakatmı gevşetmek suretiyle yıkamalı, oruçluysa kalkmadan önce (makatını kurul amalidir. Taharetlenme işi bitince, elleri tekrar fyıkamak gerekir.</p>
<p>Kendisiyle Taharetlenmek  Uygun Olan ve Olmayan Şeyler</p>
<p>Taharetlenmek için avret mahallini açmak doğru değildir. Eğer pislik, çıkış yerinin dışına sirayet eder ve sirayet eden bu miktar bir dirhemi geçerse, o vaziyette namaz kılmak doğru ve makbul olmaz. Pisliği giderecek birşey varsa ve kendisi de tenhâ bir yerde değilse, pisliği avret mahallini açmaksızın temizler.</p>
<p>Def-i Hacet Sırasında Yapılması Mekruh Olan Şeyler</p>
<p>Taharetlenmek için avret mahallini açmak doğru değildir. Pisliği temizleyecek birşey varsa ve bulunulan yer de tenhâ değilse, avret mahallini açmaksızın pislik giderilmeye çalışılır. Eğer pislik, çıkış yerinin dışına bir dirhemden fazla sirayet etmişse, o vaziyette namaz kılmak doğru ve makbul olmaz.[29]</p>
<p>Hangi Şeylerle Taharetlenmek Uygundur,  Hangileriyle Değildir?  </p>
<p>Kemikle, insan ve hayvanların yemesine elverişli şeylerle; ki­remit, porselen, kömür, cam, kireç, kıymetli ipek [30]ve pamuklu kumaş parçalarıyla, bir de özürsüz olarak1 sağ elle taharetlenmek mekruhtur.</p>
<p>Def-i Hacet Yapmanın Usûl ve Âdabı</p>
<p>Helaya girmeden önce «Eûzü billahi mineşşeytânirracîm» de­nilir ve sol ayakla girilir. Otururken sol tarafına dayanılır ve mec­bur kalmadıkça konuşulmaz.</p>
<p>Bina içinde de olsa, def-i hacet sırasında kıbleye dönmek, arkasını kıbleye vermek, kapalı olmayan yerlerde güneşe, aya ve rüzgârın estiği tarafa dönmek tahrîmen mekruhtur.</p>
<p>Öte yandan suya, gölgeli bir yere, yerdeki bir deliğe veya yarığa, yola, meyveli bir ağacın altına işemek ya da büyük abdest yapmak ve özürsüz olarak ayakta işemek de mekruhtur.         &#8216;..</p>
<p>   Heladan sağ ayakla çıkılır ve:                                        </p>
<p>«El-hamdü lillahillezı ezhebe anni&#8217;l-eza ve âfânî=Bendeki sıkıntıyı giderip bana rahatlık veren Allah&#8217;a hamdolsun» diye dua edilir.</p>
<p>1 Sağ elle taharetlenmenin mekruh oluşu, bu elin şanını yüceltme isteğinden kaynaklanmaktadır. Çünkü insan sağ eliyle yer (içer). Sağ elin yemek esnasında taharette kullanıldığı hatıra gelip de tiksinti vermesin diye de bu el taharette kullanılmamalıdır.<br />
Geçmiş Konularla İlgili Sorular   </p>
<p>Temizlik nedir, fikhî yönden temizlik ne demektir?                                         </p>
<p>Temizliği, fıkıh ulemasına göre ıstılah yönünden açıklayınız ve temizlenmesine hükmolunan yerlerle nerelerin ve &#8220;su benzeri&#8221; ile hangi şeyin kasdolunduğunu belirti­niz.</p>
<p>Kendisiyle temizlenilmesi caiz olan sular hangileridir?</p>
<p>.  Gökten inen su ile kasdolunan, deniz suyuyla, ırmak suyuyla, dolu ve kaynak sdyıiyla kasdolunan şey nedir?</p>
<p>Sular kaç kısma ayrılırlar? Mutlak suyun hükmü nedir?</p>
<p>Kedi ve benzeri hayvanların içtiği az kabul edilen suyun hükmü nedir? Kediye sdnzer hayvanlar nelerdir?</p>
<p>Kullanılmış su ve bununla ilgili hükümler nelerdir? Su ne zaman &#8220;kullanılmış&#8221; sayılır?</p>
<p>| Abdest alınması caiz olmayan sular hangileridir? Ağaç ve meyvelerden [kendiliğinden çıkan su ile bunlardan insanların sıkması sonucu elde edilen su için ve­rilecek hüküm aynı mıdır?</p>
<p>I Katı şeylerin karışmasıyla suda galebe (baskınlık) nasıl, sıvı şeylerin karışmasıyla nasıl meydana gelir? Suyun vasıflarını değiştirdiği halde zarar vermeyen şey nedir? Kendisinde iki vasıf bulunan sıvının karışmasıyla, üç vasıf bulunan ve niçbir vasfı olmayan sıvıların suya karışmaları arasında ne gibi farklar vardır?       '</p>
<p> Pis su nedir? Temizliği şüpheli olan su hangisidir?                                        </p>
<p>Hangi miktardaki su az kabul edilir?</p>
<p>Hangi miktardaki sular çok sayılır? "Artık su" nedir, ıstılâhî yönden ne demek- Üzerinden nice insan ve hayvan içtiği halde nehir ve deniz sulan neden artık su sayılmaz?</p>
<p>Artık sularla ilgili hükümler kaça ayrılır? Az kabul edilen sudan insan ve at içtiği :akdirde bu su İçin ne hüküm verilir? Bu sudan ağzı temiz birisi içerse ne hüküm, ağzı 3is olan birisi içerse ne hüküm verilir?</p>
<p>Az kabul edilen sudan köpek, yahut domuz, yahut da yırtıcı hayvanlardan biri çerse bu su için ne hüküm verilir? Bunların her biri için verilen hükümler hangi delil­ere dayanır?</p>
<p>Kedinin yahut başı boş dolaşan tavuğun, üzerinden içtiği ve az kabul edilen suyun hükmü nedir ve bu hüküm için delil nedir? Başka su varken kullanılması mek­ruh olmak ne demektir?</p>
<p>Başı boş tavuk ne demektir? Bunun artığı niçin mekruhtur? Temizliği şüpheli</p>
<p>artık hangisidir ve bu şüphenin sebebi nedir?</p>
<p>Kafeste muhafaza olunan tavuğun artığıyla ilgili hüküm nedir?</p>
<p>Herbirinin eti murdar olduğu halde yırtıcı kuşlar ile yırtıcı hayvanların artıkları neden birbirinden farklıdır? Şüpheli artıklar için ne hüküm verilir?</p>
<p>Araştırma ne demektir? Kapların veya elbiselerin çoğunun temiz olmasına dair verilen hükümle bunlartn çoğunun pis olması hakkında verilen hüküm aynı mtdır? Şayet bu hükümler arasında fark varsa, sebebi nedir?</p>
<p>Bir kuyunun küçük veya büyük kabul edilebilmesi için ölçü nedir? Bunlardan herbirinin içine pislik düştüğünde verilecek hüküm nedir?</p>
<p>Kuyudan ne zaman iki yüz, ne zaman kırk, ne zaman yirmi kova su çıkarılır?</p>
<p>İçerisine pislik düşmüş bir kuyudan çıkarılması gereken suyu çıkarma işinde kullanılan kova ve kuyunun duvarlanyla ilgili hükümler nelerdir?</p>
<p>İçerisine gübre düşen kuyu ne zaman pis olur? (Düşen) gübre ne zaman çok kabul edilir? Suyun içerisine hangi şey düşünce suyu bozmaz?</p>
<p>Bir kuyuda bulunan hayvan leşinin ne zaman düştüğü bilinmese ne yapılması, kuyuya ne zaman düştüğü bilinmeyen şişmiş bir hayvan ölüsüne rastlanırsa ne yapılması gerekir?</p>
<p>Taharetlenme nedir? Fıkıh ulemasına göre ıstıfâhî bakımdan taharetlenme ne­dir?</p>
<p>İstibrâ nedir, ne ile yapılır, taharetlenme ile ilgili hüküm nedir?</p>
<p>Taharetlenme ne zaman sünnet, ne zaman vacip ve ne zaman farzdır? Hangi şeyle taharetlenmek sünnettir? Suyla taharetlenme ile taşla taharetlenme aynı mıdır?</p>
<p>Temizlenmeye elverişli taşla ne kasdolunmaktadır? Taştan başka daha ne gibi şeylerle taharetlenilebilinir?</p>
<p>Taşla taharetlenilmede mendup olan belli bir sayı var mıdır? Bu sayı ne zaman sndup olur?</p>
<p>Taşla kadınlar nasıl, erkekler nasıl taharetlenirler? Kendisiyle taharetlenilmesi mekruh olan şeyler nelerdir? Def-i hacetin âdâbıyla ilgili neler biliyorsunuz?</p>
<p>[1]  Temizlik, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in, «Onların mallarından sadaka al; bununla onları (günahlardan) temizlersin, onları arıtıp yüceltirsin» (Tevbe, 103) mealindeki âyet-i celüesi ile,</p>
<p>&#8220;Ey Peygamberin ev halkı! Şüphesiz, Allah sizden, sadece günahı gider­mek ve sizi tertemiz yapmak ister&#8221; (Ahzâb, 33) mealindeki âyet-i celîlesinde geçtiği üzere manevî olabileceği gibi maddî de olabilir. Ama Fıkıh uleması temizlik deyince, &#8220;Temiz su ve (su bulunmadığı zaman teyemmüm yapı­labilen temiz toprağa) benzer şeyleri kullanarak namaz ve namazla alâkalı (insanın vücudu, elbisesi, namaz kılınan yer gibi) şeylerin temizliği&#8221;ni kasdetmektedirler.</p>
<p>[2] Yağmur suyunun temizleyici olduğuna, &#8220;Sizi temizlemek için üzerinize gökten su (yağmur) indiriyordu.&#8221; (Enfâl, 11) âyet-i celîlesiyle işaret edilmek­tedir.</p>
<p>[3]   Burada bahsi geçen deniz suyundan maksat tuzlu sudur. Bu suyun temiz­leyici olduğu, Efendimiz (Aleyhissaîâtü vesselâm)&#8217;e deniz suyunun temiz olup olmadığı sorulduğu zaman söylediği: &#8220;Onun suyu temizdir, içinde ölen(in yenmesi) de helâldir&#8221; mealindeki hadis-i şerifi gereğince temizdir. Ayrıca, &#8220;Deniz suyunun temizlemediğini Allah temizlemesin&#8221; diye bir söz de vardır. Abdullah t>. Ömer b. Hattab (RadıyaÜahu anhüma) gibi bir takım sa­habeye göre ise acı olduğu ve kokusu hoş olmadığından deniz suyuyla temiz­lenmek doğru değildir.</p>
<p>[4] Kar ve dolunun erimesi neticesinde meydana gelen su ile de temizlik yapılabilir.</p>
<p>[5]  Yerden çıkarak akıp giden kaynak suları.                        </p>
<p>[6]  Mutlak su varken böyle bir suyu kullanmak tenzîhen mekruhtur, tahrîmen değil&#8230; Mutlak su bulunmadığı zaman bu suyun kullanılması aslında mek­ruh olmaz.</p>
<p>[7] Başı boş tavuk, yırtıcı kuş ve yılan gibi.</p>
<p>[8] Abdestsiz bir kimsenin abdest aldığı su ile abdestlinin kurbet niyetiyle ab­dest almak için kullandığı su arasında bu hususta herhangi bir fark yoktur.</p>
<p>[9] Musannif, kendi kendine çıkan meyve suyu veya ağaç suyu ile abdest alınamayacağı görüşünü benimsemiştir. Ancak el-Hidâye müellifi olup el-Kenz ve et-Tenvîr adlı kitapları da şerheden zat, (meyve ya da ağaçtan) kendiliğinden çıkan suyla abdest alınabileceğini söylemişlerdir. Sıkma sonu­cu çıkan suyla abdest alınamayacağı hususunda ise herkes müttefiktir.</p>
<p>[10] Rıtıl: Suİu şeyler için kullanılan bir ölçü birimi olup, bulunduğu mıntıkaya göre değişmekle beraber genellikle bir rıtıl bir okka kabul edilirdi. Bir okka 400 dirhem, bir dirhem ise 3.207 gramdı.</p>
<p>[11]  Bilinmelidir ki sular, ya kare biçiminde bir mekânda bulunur, ya dâire şeklinde bir yerde veya dikdörtgen şeklinde bir mekân yahut havuz içinde bulunur.</p>
<p>Eğer su, kare şeklinde bir yerde ise ve bir taran da on zira&#8217; veya daha faz­la ise içindeki su çok, on zirâ&#8217;dan az ise az sayılır.</p>
<p>Eğer su, daire şeklinde bir mekânda olup çevresi otuz altı zira&#8217; ise içindeki su çok, otuz altı zirâ&#8217;dan küçük ise az sayılır.</p>
<p>Havuz her hâl ü kârda, içerisinden su avuçlandığında, dibi belirmeyecek şekilde derin olmalıdır, en doğru görüş de budur.                       i</p>
<p>Zira&#8217;: 75.8 cm olan eski bir uzunluk ölçüsü birimidir.</p>
<p>düşen pislik, suya tat, renk ve koku yönünden tesir etmese dahi bu su pistir.</p>
<p>[12]  Artık su; üzerinden insan ya da hayvanın içtiği az (kabul edilen) suya denir.</p>
<p>[13] Az (sayılan) su, ona on (10&#215;10) zirâ&#8217;dan veya benzeri ölçüden daha küçük yerlerde bulunan sulardır ki, ırmak ve deniz sulan bu hükmün dışındadır. Çünkü ırmak veya denizden ne kadar insan veya ne kadar hayvan içerse içsin &#8220;artık su&#8221; kabul edilemez.</p>
<p>[14]   Eğer su içen hayvanın ağzında pislik yoksa, su pis olmaz. Şayet bir kimse domuz eti yemiş veya şarap içmiş yahut da ağız dolusu kusmuş ve ağzının kiriyle de az (sayılan) sudan içmişse, bu su pislenir ama, suyu eğer oradan zaman geçtikten ve ağzına gelen salya veya tükrüğü defalarca evirip çevirip tükürdükten sonra içmişse pis olmaz. Bu, İmam A&#8217;zam ve Ebu Yûsuf a göre böyledir. İmam Muhammed ise ağzını yıkamadıkça ne olursa olsun su pis olur demiştir.                                                            -</p>
<p>[15] Köpeğin artığının pis olduğuna Peygamber (Aleyhissalâtü uesse, hadis-i şerifi delildir:</p>
<p>«Herhangi birinizin kabından köpek içerse onu üç kere yıkasın.»</p>
<p>Bu yıkama emri, pisliği temizlemekten başka bir maksat için verilmiş Öeğildir&#8230; Bu hadis-i şerifin rivayetinde ihtilâf bulunduğundan, bize göre, bi-] isi toprakla olmak üzere, kabı yedi kere yıkamak menduptur.</p>
<p>Domuzun artığının, pisliğin ta kendisi olduğu Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;le sabit olup . Ulah Teâlâ şöyle buyuruyor:</p>
<p>«Domuz eti -ki pisliğin ta kendisidir-&#8230;» (En&#8217;âm, 145)</p>
<p>Yırtıcı hayvanların salyaları etlerinden salgılanır. Etleri murdar olan bu hayvanların salyalarının da pis olacağı ve suya intikal eden salyanın, suyu kirleteceği açıktır.                                                                               </p>
<p>[16] Yırtıcı hayvanlar kaplan, kurt, maymun ve benzeri hayvanlardır.              </p>
<p>[17] Yani mekruh olmayan bir su yoksa, bu suyun kullanılması mekruh değildir. Hatta bu gibi sular varken teyemmüm yapmak doğru olmaz.</p>
<p>[18] Kedinin ehlî bir hayvan olup sürekli evlere girip çıktığına ve insanları bazı şeylerden koruduğuna göre, bu hususta biraz kolaylık göstermek icab etmek­tedir. Nitekim Rasûlullah (Aleyhissalâtü vesselam) kedinin pis olmadığını söylemiştir. Ancak kedinin, pisliklerden sakınmadığı göz önünde bulunduru­larak artığı tenzîhen mekruh kabul edilmiştir. Bu konuda, iki hususu göz önünde bulundurmak gerekir: Birincisi kedinin durumu, ikincisi de onunla haşir-neşir olan insanların durumu. Bu durumlardan yalnızca biri göz önünde bulundurulmuş olsaydı eğer, ya kedi artığını kullanmanın haramlığına ya da kerâhetsiz hellâlliğine hükmedilebilirdi.</p>
<p>[19] Yani temiz, pis her yerde başı boş gezip dolaşan tavuk. Çünkü bunların gagalarının pis mi, temiz mi olduğu şüpheli olduğundan artıklarını kullan­mak mekruhtur. Şayet kafes ve benzeri yerlerde muhafaza edilse de gagasının temiz bulunduğundan emin olunsa, meselâ böylelerinin artığı şüphesiz temizdir.</p>
<p>[20] Hepsinin eti de murdar olduğu halde, yırtıcı hayvanlarla yırtıcı kuşlar arasında fark vardır. Çünkü yırtıcı hayvanlar suyu, pis salyalarının ıslattığı dilleriyle içerler. Ama yırtıcı kuşlar gagalarıyla içerler ki gagaları kemikten­dir ve kemikse temizdir.</p>
<p>[21] Eşeğin artığının şüpheli oluşunun sebebi, etinin helâl oluşu ya da haram oluşu hakkındaki delillerin birbiriyle çelişir durumda olduğundandır. Hadis-i şeriflerden birinde eşek etinin helâl olduğu ifade edilirken, bir başkasında haram olduğu belirtilmektedir. Dolayısıyla eşek artığının teiniz olup olmadığı hususunda şüpheliyiz&#8230; Eşekten doğan katır da eşek hükmündedir.</p>
<p>[22]  En iyisi önce abdest alıp sonra teyemmüm etmektir. Çünkü îmam Züfer, ab-desti teyemmümden önce almanın vacip olduğunu söylemiştir.</p>
<p>[23] Araştırma: Temiz olanı pisten ayırmak için olanca gücün harcanmasıdir.</p>
<p>[24]  Abdest için araştırma yapılmamasının sebebi, çoğunun pis olması, abdest yönünden hepsinin pis olması manasına geldiği içindir, Bir de şu husus vardır ki,  abdest yerine teyemmüm  edilebilir; dolayısıyla kapların tamamının pis olduğunu söylemekle maslahata aykırı birşey ifade etmiş değiliz.</p>
<p>İçmeye gelince, insanlar normalde pis suyu içmek istemezler. Ama bu su­dan başka suyun bulunmadığı ve şiddetli susuzluğun başgösterdiği bir yerde hayatın devamı için içmeye öncelik verilir.</p>
<p>Elbiselerde, su kaplarmdakine benzer bir ayırım yapmadık. Çünkü na mazda açık (avret) yerleri kapatmak için elbisenin yerini tutacak başka ben^ zeri bir şey bulunmadığı halde, yukarıda da ifade ettiğimiz gibi toprak^ suyun yerini tutabilir.                                                                        </p>
<p>[25] Kuyular, küçük ve büyük olmak üzere iki türlüdür. Küçük kuyular, ona on (10&#215;10) zirâ&#8217;m altında olanlardır. Büyük kuyularsa ona on zira1 ve daha büyük kuyulardır.</p>
<p>İçerisine az da olsa pislik düşen küçük kuyunun boşaltılması vaciptir. An­cak az miktarda deve ya da koyun gübresi ve benzeri şeylerin düşmesi ha­linde kuyu boşaltılmaz, çok miktarda düşmüşse boşaltılır.</p>
<p>Müellif, büyük kuyularla ilgili görüşlerini, &#8220;İki yüz kova&#8230;&#8221; sözleriyle belirtmiştir. Yani bu tür kuyulara şayet büyük hayvan düşmüş, yahut düşen hayvan küçük olduğu halde içerisinde şişmiş ise (ve kuyunun tamamı boşaltüamıyorsa) iki yüz kova su çıkarılır. Kedi gibi orta büyüklükte bir hay­van düşmüşse kırk kova, fare gibi küçük bir hayvan düşmüşse yirmi kova su çıkarılır. Tabii ki suyun, düşen hayvanların çıkarılmasından sonra çekilmesi gerekir.</p>
<p>[26] îstibrâ; sidiğin çıkış yerini yaşlık ve benzeri şeylerden, müellifin yukarıda belirttiği yollarla temizlemektir.</p>
<p>[27] Dirhem; eski bir ağırlık ölçüsü birimi olup 2.30 grama karşılıktı.</p>
<p>[28] Taharetlenmeyle ilgili üç hüküm vardır ki, üçü de çıkan pisliğin durumuyla alâkalıdır. Eğer pislik, çıktığı yerin etrafına sirayet etmez ise temizlemesi sünnet; bir dirhem miktarı kadar sirayet ederse vacip; bu miktardan fazla sirayet etmiş ise temizlemesi farzdır.</p>
<p>[29]    (Yalnızca) dirhem miktarı kadar pisliğe şer&#8217;an müsamaha edildiği bilinmeli­dir. Eğer sadece çıkış yerinin dışına taşan pislik bir dirhem kadar ise buna göz yumulamaz. Binaenaleyh mükellef, göz yumulan bu bir dirhemin üstündeki pisliği, mümkünse su ve benzeri şeylerle gidermesi şartür. Aksi halde o vaziyette hem abdest alır hem de teyemmüm eder, sonra (namazı) iadesi gerekmez.</p>
<p>[30] ipekle taharetlenmenin mekruh oluşunun sebebi, yararlı bir şeyin telef edil­memesi içindir. İpekle taharetlenmenin fakirliğe sebeb olacağı söylenir. Çünkü böyle birşey ile taharetlenmek, böbürlenmek ve taşkınlık olur. Bun­lar ise fakirliğe götürücü sebeplerdendir.</p>
<p>Kaynak:SEBÎLÜ&#8217;L-FELÂH FÎ ŞERHİ NÛRU’L-ÎZÂH ve TERCÜMESİ 1</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lovepowerman.com/kendisiyle-temizlik-yapilabilen-sular-nurul-izah.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Günah İşleyen Kimsenin Kafir Olduğu İddiasının Reddi</title>
		<link>http://lovepowerman.com/gunah-isleyen-kimsenin-kafir-oldugu-iddiasinin-reddi-2.html</link>
		<comments>http://lovepowerman.com/gunah-isleyen-kimsenin-kafir-oldugu-iddiasinin-reddi-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Apr 2010 20:51:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lovepowerman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://lovepowerman.com/?p=461</guid>
		<description><![CDATA[Günah İşleyen Kimsenin Kafir Olduğu İddiasının Reddi
-Eğer bir kimse &#8220;günah işleyen kimse kâfirdir&#8221;, derse, onun sözünü boşa çıkaracak cevap nedir? diye sordum. Şöyle söyledi:
-Ona şöyle cevap verilir: &#8220;Yûnus&#8217;u da an. Hani o öfkelenerek çıkıp gitmiş, kendisini tazyik etmeyeceğimizi sanmıştı. Karanlıklar içinde niyaz ederek, Senden başka ilah yoktur, seni tenzih ederim, ben zâlimlerden oldum, dedi.&#8221;(el-Enbiya,87.)  [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Günah İşleyen Kimsenin Kafir Olduğu İddiasının Reddi<br />
-Eğer bir kimse &#8220;günah işleyen kimse kâfirdir&#8221;, derse, onun sözünü boşa çıkaracak cevap nedir? diye sordum. Şöyle söyledi:<br />
-Ona şöyle cevap verilir: &#8220;Yûnus&#8217;u da an. Hani o öfkelenerek çıkıp gitmiş, kendisini tazyik etmeyeceğimizi sanmıştı. Karanlıklar içinde niyaz ederek, Senden başka ilah yoktur, seni tenzih ederim, ben zâlimlerden oldum, dedi.&#8221;(el-Enbiya,87.)  Buna göre o, zalim mü&#8217;mindir, kâfir ve münafık değildir. Hz. Yûsuf un kardeşleri: &#8220;Ey babamız, bizim için günahlarımızın bağışlanmasını dile. Biz muhakkak suçlu idik.&#8221;(Yusuf,97.) dediler. Bu durumlarıyla onlar günahkârdırlar, fakat kâfir değildiler. Yüce Allah, Peygamberi Hz. Muhammed&#8217;e &#8220;Senin geçmiş ve gelecek günahını Allah&#8217;ın affetmesi için&#8230;&#8221;(el-Fetih,2.) buyurmuş, günahını yerine küfrünü dememiştir. Hz. Musa kıptîyi öldürmesi dolayısıyla günah işlemişti, fakat kâfir değildi.</p>
<p>Eğer o kimse &#8220;Ben inşallah mü&#8217;minim,&#8221; derse, &#8220;Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber&#8217;e salât ve selâm ederler, ey mü&#8217;minler, siz de ona salâvat getirin, ona lâyık olduğu şekilde selâm getirin.&#8221;(el-Ahzab,56)âyeti gereğince &#8220;Eğer mü&#8217;minsen ona salâvat getir, değilsen getirme,&#8221; denir. Keza Allah şöyle buyurur: &#8220;Ey iman edenler, cuma günü namaz için nida olunduğunda Allah&#8217;ın zikrine koşun, alışverişi bırakın.&#8221;(el-Cuma,9.)</p>
<p>Muaz (r.a) şöyle dedi: &#8220;Kişinin Allah hakkında şüphesi, onun bütün iyiliklerini iptal eder. Allah&#8217;a iman ettiği halde masiyet işleyen kimsenin affedilmesi umulur, azap görmesinden de korkulur.&#8221; Muaz&#8217;a soran kimse: &#8220;Şüphe iyilikleri giderdiğine göre, îman etmek de kötülükleri daha çok giderir.&#8221; demişti. Muaz da: &#8216;Yemin ederim, bu adamdan daha çok hayret edilecek bir kimse görmedim,&#8221; dedi. Ona &#8220;Sen müslüman mısın?&#8221; diye sordu. O da &#8220;bilmiyorum&#8221; dedi.</p>
<p>O kimseye &#8220;bilmiyorum,&#8221; sözün doğru mu, yanlış mı diye sorulur. Eğer &#8220;doğru&#8221; derse şöyle söyle: &#8220;Dünyada doğru olan âhirette doğru değil midir?&#8221;. Eğer &#8220;Evet,&#8221; derse: &#8220;Kabir azabına, suale, kadere, hayır ve şerrin Allah&#8217;tan olduğuna îman ediyor musun?&#8221; diye sor. &#8220;Evet&#8221; derse &#8220;Sen mü&#8217;min misin?&#8221; diye sor. Eğer yine &#8220;bilmiyorum&#8221; derse, o zaman; bilmeyesin, anlamayasın, iflah olmayasın, de.</p>
<p>-Eğer bir kimse cennet ve cehennem yaratılmış değillerdir, derse? diye sordum </p>
<p>-O kimseye şöyle de: Onlar bir şeydir, yahut bir şey değildir. Oysaki, Allah Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de &#8220;Allah her şeyin yaratıcısıdır.&#8221;(ez-Zümer,62.), &#8220;Biz herşeyi bir ölçü ile yarattık.&#8221;(el-Kamer,49.), &#8220;Onlar sabah akşam ateşe karşı getirilecekler.&#8221;(el-Mü’min,46.) buyurmaktadır, dedi.</p>
<p>-Eğer cennet ve cehennem fâni olacaktır derse? diye sordum.</p>
<p>-Ona Allah Kur&#8217;ân&#8217;da cennetin nimetlerini &#8220;Kesilip tükenmeyen, yasak da edilmeyen&#8221;(el-Vakıa,32.) olarak vasfetmektedir, de.</p>
<p>Cennetlik ve cehennemlikler girdikten sonra cennet ve cehennem yok olacaktır diyen kimse de orada ebedî kalışı inkâr ettiği için, kâfir olur.</p>
<p>Ebû Hanife (r.a.) şöyle dedi:</p>
<p>-Allah-u Taâla mahlukların sıfatı ile tavsif edilemez. O&#8217;nun gazabı ve rızası keyfiyetsiz sıfatlarındandır. Sünnet ve Cemaat Ehli&#8217;nin görüşü budur. Allah gazap eder ve razı olur. Onun gazabı cezalandırması, rızası da sevabıdır, denemez. Biz onu, kendisini tavsif ettiği gibi tavsif ederiz. O birdir, hiç bir şeye muhtaç değildir. Doğurmamış, doğurulmamıştır, kendisine hiç bir şey denk değildir. Hayy, kayyum, kadir, duyan, gören, bilen O&#8217;dur. O&#8217;nun eli, kullarının elleri üzerindedir, fakat kulların eli gibi bir uzuv değildir. O ellerin yaratıcısıdır. O&#8217;nun yüzü yarattıklarının yüzü gibi değildir. O bütün yüzlerin yaratıcısıdır. O&#8217;nun nefsi yarattıklarının nefsi gibi değildir. Bütün nefislerin yaratıcısı O&#8217;dur. &#8220;Onun benzeri hiç bir şey yoktur. Duyan ve gören O&#8217;dur.&#8221;(eş-Şura,11)</p>
<p>-Eğer Allah-u Taâla nerededir, diye sorulursa? diye sordum.</p>
<p>          -O kimseye: Yaratılmadan önce mekân yoktu, halbuki Allah vardı. Mahlukattan hiç biri yokken, &#8220;nerede&#8221; mefhumu mevcut değilken, Allah vardı. O her şeyin yaratıcısıdır, diye söyle. Eğer &#8220;Dileyen, dilenmiş olan şeyi ne ile diledi?&#8221; denilirse &#8220;Sıfatla&#8221; de. O kudretle kadir, ilimle âlim, mülk ile mâliktir. Eğer &#8220;meşietle mi diledi, meşietle takdir edilip ilimle mi diledi?&#8221; diye sorarsa: &#8220;Evet,&#8221; diye cevap ver.        ( Allah&#8217;ın dilemesi ilmine, ilim de maluma tabidir. Buna göre insan ihtiyarî fiillerinde mücber değildir.)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lovepowerman.com/gunah-isleyen-kimsenin-kafir-oldugu-iddiasinin-reddi-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fıkhu&#8217;l-Ekber den</title>
		<link>http://lovepowerman.com/fikhul-ekber-den.html</link>
		<comments>http://lovepowerman.com/fikhul-ekber-den.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 24 Apr 2010 18:15:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lovepowerman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://lovepowerman.com/?p=464</guid>
		<description><![CDATA[Rahman ve Rahim olan Allah&#8217;ın adıyla
Tevhidin aslı, buna îman etmenin en doğru yolu şudur: Allah&#8217;a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, öldükten sonra dirilmeye, kadere, hayrın ve şerrin Allah&#8217;tan olduğuna, hesap, mizan, cennet ve cehenneme inandım, bunların hepsi de haktır, demek gerekir.
Yüce Allah, sayı yönüyle değil, ortağı olmaması yönüyle birdir. O, doğurmamış ve doğurulmamıştır. O&#8217;na hiçbir şey denk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Rahman ve Rahim olan Allah&#8217;ın adıyla</p>
<p>Tevhidin aslı, buna îman etmenin en doğru yolu şudur: Allah&#8217;a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, öldükten sonra dirilmeye, kadere, hayrın ve şerrin Allah&#8217;tan olduğuna, hesap, mizan, cennet ve cehenneme inandım, bunların hepsi de haktır, demek gerekir.</p>
<p>Yüce Allah, sayı yönüyle değil, ortağı olmaması yönüyle birdir. O, doğurmamış ve doğurulmamıştır. O&#8217;na hiçbir şey denk değildir. O yarattıklarından hiç birine benzemez. İsimleri, zatî ve fiilî sıfatlarıyla daima var olmuş ve var olacaktır.</p>
<p>Allah&#8217;ın zatî sıfatları; hayat, kudret, ilim, semi, basar ve irâde sıfatlarıdır. Fiilî sıfatlar ise, tahlik (yaratma), terzik (rızık verme), inşa (yapma), ibda (örneksiz yaratma) ve sun&#8217; (san&#8217;atla yaratma) ve diğer fiilî sıfatlardır.</p>
<p>Allah, sıfatları ve isimleri ile var olmuş ve var olacaktır. O&#8217;nun isim ve sıfatlarından hiçbiri sonradan olma değildir. O ilmiyle daima bilir, ilim O&#8217;nun ezelde sıfatıdır. O kudretiyle daima kadirdir, kudret O&#8217;nun ezelde sıfatıdır. Kelâm ile konuşur, kelâm O&#8217;nun ezelde sıfatıdır. Yaratması ile daima haliktır, yaratmak O&#8217;nun ezelde sıfatıdır. Fiili ile daima faildir, fiil O&#8217;nun ezelde sıfatıdır. Fail Allah&#8217;tır, fiil ise O&#8217;nun ezelde sıfatıdır. Yapılan şey, mahlûktur. Yüce Allah&#8217;ın fiili ise mahlûk değildir. Allah&#8217;ın ezeldeki sıfatları mahlûk ve sonradan olma değildir. Allah&#8217;ın sıfatlarının yaratılmış ve sonradan olduğunu söyleyen, yahut tereddüt eden veya şüphe eden kimse Yüce Allah&#8217;ı inkâr etmiş olur.</p>
<p>Kur&#8217;ân-ı Kerîm, Allah kelâmı olup, mushaflarda yazılı, kalplerde mahfuz, dil ile okunur ve Hz. Peygamber&#8217;e indirilmiştir. Bizim Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;i telaffuzumuz, yazmamız ve okumamız mahlûktur fakat Kur&#8217;ân mahlûk değildir. Allah&#8217;ın Kur&#8217;ân&#8217;da belirttiği Musa ve diğer peygamberlerden, firavn ve İblis&#8217;ten naklen verdiği haberlerin hepsi Allah kelâmıdır, onlardan haber vermektedir. Allah&#8217;ın kelâmı mahlûk değildir, fakat Musa&#8217;nın ve diğer yaratılmışların kelâmı mahlûktur. Kur&#8217;ân ise Allah&#8217;ın kelâmı olup, kadîm ve ezelîdir</p>
<p>Allah bir şey (varlık)&#8217;dir, fakat diğer şeyler gibi değildir. O&#8217;nun varlığı cisim, cevher, araz, had, zıd, eş ve ortaktan uzaktır. O&#8217;nun Kur&#8217;ân&#8217;da zikrettiği gibi eli, yüzü ve nefsi vardır. Allah&#8217;ın Kur&#8217;ân&#8217;da zikrettiği gibi el, yüz ve nefs gibi şeyler, keyfiyetsiz sıfatlardır. O&#8217;nun eli, kudreti veya nimetidir denilemez. Zîra bu takdirde sıfat iptal edilmiş olur. Bu, Kaderiyye ve Mutezile&#8217;nin görüşüdür. O&#8217;nun elinin, keyfiyetsiz sıfat olması gibi, gazabı ve rızası da keyfiyetsiz sıfatlarından iki sıfattır.</p>
<p>          Allah, eşyayı bir şeyden yaratmadı. Allah, eşyayı oluşundan önce, ezelde biliyordu. O, eşyayı takdir eden ve oluşturandır. Allah&#8217;ın dilemesi, ilmi, kazası, takdiri ve Levh-i Mahfûz&#8217;daki yazısı olmadan, dünya ve âhirette hiçbir şey vaki olmaz. Ancak onun Levh-i Mahfûz&#8217;daki yazısı, hüküm olarak değil, vasıf olarak yazılıdır. Kaza, kader ve dilemek, O&#8217;nun nasıl olduğu bilinemeyen sıfatlarındandır. Allah, yok olanı yokluğu halinde yok olarak bilir, onun yarattığı zaman nasıl olacağını bilir. Var olanı, varlığı halinde var olarak bilir, onun yokluğunun nasıl olacağını bilir. Allah ayakta duranın ayakta duruş halini, oturduğu zaman da oturuş halini bilir. Bütün bu durumlarda Allah&#8217;ın ilminde ne bir değişme, ne de sonradan olma bir şey hâsıl olmaz. Değişme ve ihtilâf, yaratılanlarda olur.</p>
<p>Allah&#8217;ın &#8220;Allah Musa&#8217;ya hitap etti.&#8221;(en-Nisa,164.) âyetinde belirttiği gibi. Musa Allah&#8217;ın kelâmını işitti. Şüphesiz ki Allah, Musa ile konuşmasından önce de, kelâm sıfatı ile muttasıftı. Yüce Allah yaratmadan da ezelde yaratıcı idi. Allah, Musa&#8217;ya hitap ettiğinde, ezelde sıfatı olan kelâmı ile konuştu. O&#8217;nun sıfatlarının hepsi, mahlûkların sıfatlarından başkadır. O bilir, fakat bizim bildiğimiz gibi değil. O kadirdir, fakat bizim gücümüzün yettiği gibi değil. O görür, fakat bizim görmemiz gibi değil. O işitir, fakat bizim işittiğimiz gibi değil. O konuşur, fakat bizim konuşmamız gibi değil. Biz uzuvlar ve harflerle konuşuruz. Oysaki Allah, uzuvsuz ve harfsiz konuşur. Harfler mahlûktur, fakat Allah&#8217;ın kelâmı mahlûk değildir.</p>
<p>Allah insanları küfür ve îmandan hâli olarak yaratmış, sonra onlara hitap ederek emretmiş ve nehyetmiştir. Kâfir olan; kendi fiili, hakkı inkâr ve reddetmesi ve Allah&#8217;ın yardımını kesmesiyle küfre sapmıştır. İman eden de kendi fiili, ikrarı, tasdiki ve Allah&#8217;ın muvaffakiyet ve yardımı ile îman etmiştir.</p>
<p>Allah Âdem&#8217;in neslini, sulbünden insan şeklinde çıkarmış, onlara akıl vermiş, hitap etmiş, îmanı emredip, küfrü yasaklamıştır. Onlar da onun Rabb olduğunu ikrar etmişlerdir. Bu, onların îmanıdır. İşte onlar bu fıtrat üzerine doğarlar. Bundan sonra küfre sapan bu fıtratı değiştirip bozmuş olur. İman ve tasdik eden de fıtratında sebat ve devam göstermiş olur.</p>
<p>Allah, kullarının hiç birini îman veya küfre zorlamamış, onları mü&#8217;min veya kâfir olarak yaratmamıştır. Fakat onları şahıslar olarak yaratmıştır. İman ve küfür kulların fiilleridir. Allah, küfre sapanı, küfrü esnasında kâfir olarak bilir. O kimse daha sonra iman ederse, imanı halinde mü&#8217;min olarak bilir, ilmi ve sıfatı değişmeksizin onu sever.</p>
<p>Kulların hareket ve sükûn gibi bütün fiilleri hakikaten kendi kesbleri (kazançları)&#8217;dir. Onların yaratıcısı ise Yüce Allah&#8217;tır. Onların hepsi Allah&#8217;ın dilemesi, ilmi, hükmü ve kaderi ile olur.</p>
<p>Taatların hepsi, Allah&#8217;ın emri, muhabbeti, rızası, ilmi, dilemesi, kazası ve takdiri ile vacip kılınmıştır. Masiyetlerin hepsi de Allah&#8217;ın ilmi, kazası, takdiri ve dilemesi ile olmakla beraber, rızası ve emri değildir.</p>
<p>Peygamberlerin hepsi de (salât ve selâm olsun) küçük, büyük günah, küfür ve çirkin hallerden münezzehtir. Fakat onların sürçme ve hataları vâki olmuştur. Hz. Muhammed, Allah&#8217;ın sevgili kulu, resulü, nebisi, seçilmiş tertemiz kuludur. O hiç bir zaman puta tapmamış, göz açıp kapayacak bir an bile Allah&#8217;a ortak koşmamıştır. O, küçük büyük hiç bir günah işlememiştir.</p>
<p>Peygamberlerden sonra insanların en faziletlisi, Ebû Bekr es-Sıddîk, sonra Ömer el-Fârûk, sonra Osman b. Affân Zû&#8217;n-Nûreyn, daha sonra Aliyyu&#8217;l-Murtaza&#8217;dır. Allah hepsinden razı olsun. Onlar doğruluk üzere, doğruluktan ayrılmayan, ibâdet eden kimselerdir. Hepsine sevgi ve saygı duyarız. Hz. Peygamber&#8217;in ashabının hepsini sadece hayırla anarız.</p>
<p>Bir müslümanı, helâl saymaması şartıyla, büyük günahlardan birini işlemesi ile kâfir sayamayız. Bu durumdaki bir kimseden îman ismini kaldıramayız, ona gerçek anlamda mü&#8217;min deriz. Bir mü&#8217;minin kâfir olmamakla beraber günahkâr olması caizdir.</p>
<p>Günahlar, mü&#8217;mine zarar vermez demeyiz. Keza günah işleyen kimse Cehennem&#8217;e girmez de demeyiz. Dünyadan mü&#8217;min olarak ayrılan kimse, fasık da olsa Cehennem&#8217;de ebedî kalacaktır, demeyiz.</p>
<p>Mürcie&#8217;nin dediği gibi, iyiliklerimiz makbul, kötülüklerimiz de affedilmiştir, demeyiz. Fakat kim bütün şartlarına uygun, müfsit ayıplardan uzak amel işler ve onu küfür ve dinden dönme gibi şeylerle boşa çıkarmaz ve dünyadan mü&#8217;min olarak ayrılırsa şüphesiz Allah onun amelini zayi etmez, bilakis kabul eder ve ondan dolayı sevap verir, deriz.</p>
<p>Allah&#8217;a ortak koşmak ve küfür dışında, büyük ve küçük günah işleyen, fakat tevbe etmeden mü&#8217;min olarak ölen kimsenin durumu Allah&#8217;ın dilemesine bağlıdır. Dilerse ona Cehennem&#8217;de azap eder, dilerse affeder ve hiç azaba uğratmaz.</p>
<p>Herhangi bir amele riya karıştığı zaman, o amelin ecrini yok eder. Keza ucüb (kendi amelini üstün görmek) de böyledir.</p>
<p>Peygamberlerin mucizeleri ve velîlerin kerametleri haktır. Ancak, haberlerde belirtildiği üzere İblis, Firavun ve Deccal gibi Allah düşmanlarına ait olan, onların şimdiye kadar vukua geliş ve gelecek hallerine mucize de, keramet de demeyiz. Bu, onların hacetlerini yerine getirmedir. Zîra, Allah, düşmanlarının ihtiyaçlarını, onları derece derece cezaya çekmek ve sonunda cezalandırmak şeklinde yerine getirir. Onlar da buna aldanarak azgınlık ve küfürde haddi aşarlar. Bunların hepsi de caiz ve mümkündür.</p>
<p>Yüce Allah, yaratmadan önce de yaratıcı, rızıklandırmadan önce de rızık verici idi. Allah, âhirette görülecektir. Mü&#8217;minler Allah&#8217;ı Cennet&#8217;te, aralarında bir mesafe olmaksızın, teşbihsiz ve keyfiyetsiz olarak baş gözleriyle göreceklerdir.</p>
<p>İman, dil ile ikrar, kalp ile tasdiktir. Gökte ve yerde bulunanların îmanı, îman edilmesi gereken şeyler yönünden artmaz ve eksilmez, fakat yakın ve tasdik yönünden artar ve eksilir. Mü&#8217;minler, îman ve tevhid hususunda birbirlerine müsavidirler. Fakat amel itibarıyla birbirlerinden farklıdırlar. İslâm, Allah&#8217;ın emirlerine teslim olmak ve itaat etmek demektir. Lügat itibariyle iman ve islâm arasında fark vardır. Fakat islâmsız îman, îmansız da islâm olmaz. Onların ikisi de bir şeyin içi ve dışı gibidirler. Din ise; iman, islâm ve şeriatlerin hepsine birden verilen isimdir.</p>
<p>Biz, Yüce Allah&#8217;ı kendisini kitabında tavsif ettiği bütün sıfatlarıyla gerçek olarak biliriz. Hiçbir kimse Allah&#8217;a, O&#8217;nun şanına lâyık şekilde hakkıyla ibâdet etmeye kadir değildir. Fakat insan ancak Allah&#8217;ın kitabında, Resulünün bildirdiği ölçüde Allah&#8217;a ibâdet eder.</p>
<p>Bütün mü&#8217;minler; marifet, yakîn, tevekkül, muhabbet, rıza, korku ve ümit ve iman konusunda birbirlerine müsavidirler. Bu konuda imanın dışındaki hususlarda birbirlerinden farklıdırlar.</p>
<p>Yüce Allah, kullarına karşı lütufkârdır, adildir, kulun hakettiği sevabı lütfuyla kat kat fazlasıyla verir. Kulunu, adaletinin icabı olarak işlediği günahtan dolayı cezalandırır. Keza kendisinden bir lütuf olarak bağışlar da.</p>
<p>Peygamberlerin (salât ve selâm olsun) şefaati haktır. Peygamberimizin (s.a.) şefaati, günahkâr mü&#8217;minler ve onlardan büyük günah işleyip cezayı haketmiş olanlar için hak ve sabittir.</p>
<p>Kıyamet günü amellerin mizanla tartılacağı hususu haktır. Hz. Peygamberi&#8217;in havzı haktır. Kıyamet günü hasımlar arasında iyilikler alınarak kısas ve hesaplaşma olması haktır. İyilikler bulunmadığı takdirde kötülüklerin atılması hak ve caizdir.</p>
<p>Cennet ve Cehennem hâlen yaratılmıştır, ebediyen de fâni olmayacaklardır. Huriler ebediyen ölmezler. Yüce Allah&#8217;ın cezası da, sevabı da ebedîdir.</p>
<p>Allah dilediğini kendisinin bir lütfü olarak hidâyete ulaştırır. Dilediğini de adaletinin gereği olarak sapıklığa düşürür. Allah&#8217;ın sapıklığa düşürmesi, hızlânıdır. Hızlanın mânâsı ise, Allah&#8217;ın razı olacağı şeylerde onu muvaffak kılmayıp, yardımını kesmesidir. Bu, Allah&#8217;ın adaleti gereğidir. Keza, Allah&#8217;ın günahkârları isyanları sebebiyle cezalandırması da adaleti icabıdır.</p>
<p>Şeytan, mü&#8217;min kuldan imanını baskı ve cebirle alır, dememiz doğru değildir. Fakat kul îmanı terkederse, Şeytan da onun imanını alır, deriz.</p>
<p>Kabirde Münker ve Nekir&#8217;in sualleri haktır. Kabirde ruhun cesede iade edilmesi haktır. Bütün kâfirler ve asi mü&#8217;minler için kabir sıkıntısı ve azabı haktır.</p>
<p>Âlimlerin, Allah&#8217;ın sıfatlarını Farsça (Arapça&#8217;dan başka bir dille) söylemeleri caizdir. Fakat yed=el kelimesi, Allah&#8217;ın sıfatı olarak Farsça söylenemez. Fakat Farsça olarak Rûyi Hüdâ=Allah&#8217;ın yüzü demek caizdir. Allah&#8217;ın yakınlık ve uzaklığı, mesafenin uzunluk ve kısalığı ile değil, keramet ve zillet mânâsındadır. İtaatli olan kul, Allah&#8217;a keyfiyetsiz olarak yakın, âsi kul ise keyfiyetsiz olarak Allah&#8217;tan uzak olur. Yakınlık, uzaklık ve yönelmek, yalvaran kula racidir. Keza Cennet&#8217;te komşuluk ve Allah&#8217;ın önünde bulunmak da keyfiyetsiz şeylerdir.</p>
<p>Kur&#8217;ân-ı Kerîm, Allah&#8217;ın Resulüne (s.a.) indirilmiş olup, mushaflarda yazılıdır. Kelâm mânâsında Kur&#8217;ân âyetlerinin hepsi de fazilet ve büyüklük bakımından birbirine müsavidir. Fakat bazısında zikir ve zikredilen fazileti bahis konusudur. Âyete&#8217;l-Kürsi buna misaldir. Burada zikredilen Allah&#8217;ın yüceliği, azameti ve sıfatlarıdır. Bu âyette hem zikir, hem de zikredilenin fazileti olarak iki fazilet bir araya gelmiştir. Bu kısmında ise sadece zikir fazileti vardır. Kâfirlerin kıssalarında olduğu gibi. Bu âyetlerde zikredilenin bir fazileti yoktur, çünkü zikredilenler kâfirlerdir. Keza Allah&#8217;ın isim ve sıfatlarının hepsi de azamet ve fazilette müsavidir, aralarında farklılık yoktur.</p>
<p>Hz. Peygamber&#8217;in anne ve babası İslâm gelmeden önce öldüler. Kasım, Tâhir ve İbrahim Allah Resulünün oğulları, Fâtıma, Rukiyye, Zeynep ve Ümmü Gülsüm de kızları idiler.</p>
<p>İnsan tevhid ilminin inceliklerinden herhangi birinde güçlükle karşılaşırsa, sorup öğreneceği bir âlim buluncaya kadar, Allah katında doğru olana inanması gerekir. Böyle bir kimseyi arayıp bulmakta gecikmesi caiz değildir. Bu hususta tereddüt edilerek beklemek mazur görülmez. Eğer tereddüt ederek beklerse, kâfir olur.</p>
<p>Mîrac haberi haktır. Onu reddeden sapık bir bid&#8217;atçi olur. Deccal&#8217;in, Ye&#8217;cüc ve Me&#8217;cüc&#8217;ün ortaya çıkması, güneşin batıdan doğması, Hz. İsa&#8217;nın gökten inmesi ve sahih haberlerde bildirilen kıyamet alâmetlerinin hepsi de haktır.</p>
<p>Yüce Allah, dilediğini doğru yola hidâyet eder.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lovepowerman.com/fikhul-ekber-den.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Günah İşleyen Kimsenin Kafir Olduğu İddiasının Reddi</title>
		<link>http://lovepowerman.com/gunah-isleyen-kimsenin-kafir-oldugu-iddiasinin-reddi.html</link>
		<comments>http://lovepowerman.com/gunah-isleyen-kimsenin-kafir-oldugu-iddiasinin-reddi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 24 Apr 2010 18:13:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lovepowerman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://lovepowerman.com/?p=462</guid>
		<description><![CDATA[Günah İşleyen Kimsenin Kafir Olduğu İddiasının Reddi 
-Eğer bir kimse &#8220;günah işleyen kimse kâfirdir&#8221;, derse, onun sözünü boşa çıkaracak cevap nedir? diye sordum. Şöyle söyledi: 
-Ona şöyle cevap verilir: &#8220;Yûnus&#8217;u da an. Hani o öfkelenerek çıkıp gitmiş, kendisini tazyik etmeyeceğimizi sanmıştı. Karanlıklar içinde niyaz ederek, Senden başka ilah yoktur, seni tenzih ederim, ben zâlimlerden oldum, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Günah İşleyen Kimsenin Kafir Olduğu İddiasının Reddi </p>
<p>-Eğer bir kimse &#8220;günah işleyen kimse kâfirdir&#8221;, derse, onun sözünü boşa çıkaracak cevap nedir? diye sordum. Şöyle söyledi: </p>
<p>-Ona şöyle cevap verilir: &#8220;Yûnus&#8217;u da an. Hani o öfkelenerek çıkıp gitmiş, kendisini tazyik etmeyeceğimizi sanmıştı. Karanlıklar içinde niyaz ederek, Senden başka ilah yoktur, seni tenzih ederim, ben zâlimlerden oldum, dedi.&#8221;(el-Enbiya,87.) Buna göre o, zalim mü&#8217;mindir, kâfir ve münafık değildir. Hz. Yûsuf un kardeşleri: &#8220;Ey babamız, bizim için günahlarımızın bağışlanmasını dile. Biz muhakkak suçlu idik.&#8221;(Yusuf,97.) dediler. Bu durumlarıyla onlar günahkârdırlar, fakat kâfir değildiler. Yüce Allah, Peygamberi Hz. Muhammed&#8217;e &#8220;Senin geçmiş ve gelecek günahını Allah&#8217;ın affetmesi için&#8230;&#8221;(el-Fetih,2.) buyurmuş, günahını yerine küfrünü dememiştir. Hz. Musa kıptîyi öldürmesi dolayısıyla günah işlemişti, fakat kâfir değildi. </p>
<p>Eğer o kimse &#8220;Ben inşallah mü&#8217;minim,&#8221; derse, &#8220;Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber&#8217;e salât ve selâm ederler, ey mü&#8217;minler, siz de ona salâvat getirin, ona lâyık olduğu şekilde selâm getirin.&#8221;(el-Ahzab,56)âyeti gereğince &#8220;Eğer mü&#8217;minsen ona salâvat getir, değilsen getirme,&#8221; denir. Keza Allah şöyle buyurur: &#8220;Ey iman edenler, cuma günü namaz için nida olunduğunda Allah&#8217;ın zikrine koşun, alışverişi bırakın.&#8221;(el-Cuma,9.) </p>
<p>Muaz (r.a) şöyle dedi: &#8220;Kişinin Allah hakkında şüphesi, onun bütün iyiliklerini iptal eder. Allah&#8217;a iman ettiği halde masiyet işleyen kimsenin affedilmesi umulur, azap görmesinden de korkulur.&#8221; Muaz&#8217;a soran kimse: &#8220;Şüphe iyilikleri giderdiğine göre, îman etmek de kötülükleri daha çok giderir.&#8221; demişti. Muaz da: &#8216;Yemin ederim, bu adamdan daha çok hayret edilecek bir kimse görmedim,&#8221; dedi. Ona &#8220;Sen müslüman mısın?&#8221; diye sordu. O da &#8220;bilmiyorum&#8221; dedi. </p>
<p>O kimseye &#8220;bilmiyorum,&#8221; sözün doğru mu, yanlış mı diye sorulur. Eğer &#8220;doğru&#8221; derse şöyle söyle: &#8220;Dünyada doğru olan âhirette doğru değil midir?&#8221;. Eğer &#8220;Evet,&#8221; derse: &#8220;Kabir azabına, suale, kadere, hayır ve şerrin Allah&#8217;tan olduğuna îman ediyor musun?&#8221; diye sor. &#8220;Evet&#8221; derse &#8220;Sen mü&#8217;min misin?&#8221; diye sor. Eğer yine &#8220;bilmiyorum&#8221; derse, o zaman; bilmeyesin, anlamayasın, iflah olmayasın, de. </p>
<p>-Eğer bir kimse cennet ve cehennem yaratılmış değillerdir, derse? diye sordum </p>
<p>-O kimseye şöyle de: Onlar bir şeydir, yahut bir şey değildir. Oysaki, Allah Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de &#8220;Allah her şeyin yaratıcısıdır.&#8221;(ez-Zümer,62.), &#8220;Biz herşeyi bir ölçü ile yarattık.&#8221;(el-Kamer,49.), &#8220;Onlar sabah akşam ateşe karşı getirilecekler.&#8221;(el-Mü’min,46.) buyurmaktadır, dedi. </p>
<p>-Eğer cennet ve cehennem fâni olacaktır derse? diye sordum. </p>
<p>-Ona Allah Kur&#8217;ân&#8217;da cennetin nimetlerini &#8220;Kesilip tükenmeyen, yasak da edilmeyen&#8221;(el-Vakıa,32.) olarak vasfetmektedir, de. </p>
<p>Cennetlik ve cehennemlikler girdikten sonra cennet ve cehennem yok olacaktır diyen kimse de orada ebedî kalışı inkâr ettiği için, kâfir olur. </p>
<p>Ebû Hanife (r.a.) şöyle dedi: </p>
<p>-Allah-u Taâla mahlukların sıfatı ile tavsif edilemez. O&#8217;nun gazabı ve rızası keyfiyetsiz sıfatlarındandır. Sünnet ve Cemaat Ehli&#8217;nin görüşü budur. Allah gazap eder ve razı olur. Onun gazabı cezalandırması, rızası da sevabıdır, denemez. Biz onu, kendisini tavsif ettiği gibi tavsif ederiz. O birdir, hiç bir şeye muhtaç değildir. Doğurmamış, doğurulmamıştır, kendisine hiç bir şey denk değildir. Hayy, kayyum, kadir, duyan, gören, bilen O&#8217;dur. O&#8217;nun eli, kullarının elleri üzerindedir, fakat kulların eli gibi bir uzuv değildir. O ellerin yaratıcısıdır. O&#8217;nun yüzü yarattıklarının yüzü gibi değildir. O bütün yüzlerin yaratıcısıdır. O&#8217;nun nefsi yarattıklarının nefsi gibi değildir. Bütün nefislerin yaratıcısı O&#8217;dur. &#8220;Onun benzeri hiç bir şey yoktur. Duyan ve gören O&#8217;dur.&#8221;(eş-Şura,11) </p>
<p>-Eğer Allah-u Taâla nerededir, diye sorulursa? diye sordum. </p>
<p>-O kimseye: Yaratılmadan önce mekân yoktu, halbuki Allah vardı. Mahlukattan hiç biri yokken, &#8220;nerede&#8221; mefhumu mevcut değilken, Allah vardı. O her şeyin yaratıcısıdır, diye söyle. Eğer &#8220;Dileyen, dilenmiş olan şeyi ne ile diledi?&#8221; denilirse &#8220;Sıfatla&#8221; de. O kudretle kadir, ilimle âlim, mülk ile mâliktir. Eğer &#8220;meşietle mi diledi, meşietle takdir edilip ilimle mi diledi?&#8221; diye sorarsa: &#8220;Evet,&#8221; diye cevap ver. ( Allah&#8217;ın dilemesi ilmine, ilim de maluma tabidir. Buna göre insan ihtiyarî fiillerinde mücber değildir.)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lovepowerman.com/gunah-isleyen-kimsenin-kafir-oldugu-iddiasinin-reddi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KADER  BABI</title>
		<link>http://lovepowerman.com/kader-babi.html</link>
		<comments>http://lovepowerman.com/kader-babi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 24 Apr 2010 18:10:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lovepowerman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://lovepowerman.com/?p=459</guid>
		<description><![CDATA[KADER  BABI     
Bize Ali b. Ahmed, Nusayr b. Yahya&#8217;dan haber verdi. O da Ebû Muti&#8217;nin şöyle söylediğini duyduğunu nakletti: Ebû Hanîfe (Allah ondan razı olsun) şöyle dedi: Bize Hammad&#8217;ın, İbrahim&#8217;den, İbrahim&#8217;in de Abdullah b. Mes&#8217;ud&#8217;dan naklettiğine göre, Hz. Peygamber (s. a.) şöyle buyurdu: &#8220;Şüphesiz ki sizin herhangi birinizin yaratılması, ana [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>KADER  BABI     </p>
<p>Bize Ali b. Ahmed, Nusayr b. Yahya&#8217;dan haber verdi. O da Ebû Muti&#8217;nin şöyle söylediğini duyduğunu nakletti: Ebû Hanîfe (Allah ondan razı olsun) şöyle dedi: Bize Hammad&#8217;ın, İbrahim&#8217;den, İbrahim&#8217;in de Abdullah b. Mes&#8217;ud&#8217;dan naklettiğine göre, Hz. Peygamber (s. a.) şöyle buyurdu: &#8220;Şüphesiz ki sizin herhangi birinizin yaratılması, ana karnında kırk gün nutfe, sonra bunun gibi bir kan pıhtısı, sonra bunun gibi bir parça et olarak devam eder. Daha sonra Allah ona bir melek gönderir, üzerine rızkını ve ecelini, saîd veya saki olacağını yazar. Kendisinden başka ilâh olmayan Allah&#8217;a yemin ederim ki, kişi, Cehennemle kendi arasında bir zira mesafe kalıncaya kadar cehennemliklerin amelini işler, daha sonra ilâhi yazı onu geçer. Hiç şüphesiz bir kimse cennet ehlinin amelini işler, öyle ki cennetle kendi arasında bir zira mesafe kalmışken cehennem ehlinin amelini işler, sonra ölür ve cehenneme girer.&#8221;(Bkz, el-Buharî, Bed&#8217;ül-Halk, 6; Ebû Dâvud, es-Sunne, 16; Ibn Hanbel, el-Musned, IV/7.)</p>
<p>-Marufu emreden, münkerden nehyeden, bu konuda insanlar kendine tâbi olmuşken, daha sonra cemaate karşı çıkan kimse için ne dersin? Bunu doğru görüyor musun? diye sordum.</p>
<p>-Hayır, dedi.</p>
<p>-Niçin? Oysaki Allah ve Resulü, marufu emredip, münkerden nehyetmeyi emretmişlerdir. Bu gerekli bir farizadır, dedim. Şöyle cevap verdi:</p>
<p>-Orası öyle. Fakat kan dökmek, haramı helâl saymak ve malları yağmalamak gibi fiillerle, bozup ifsat ettikleri şeyler, ıslah ettiklerinden daha fazla olur. Oysaki Allah, Kur&#8217;ân&#8217;da şöyle buyurmuştur:&#8221;Mü&#8217;minlerden iki zümre birbiriyle döğüşecek olurlarsa, aralarını bulup barıştırın. Onlardan biri diğerine tecavüzde bulunursa, mütecaviz olan tarafla Allah&#8217;ın emrine dönünceye kadar savaşın.&#8221;(el-Hucurat,9)</p>
<p>-Tecavüz eden zümreye karşı kılıçla mı vuruşuruz? diye sordum.</p>
<p>-Evet, marufu emredersin, münkerden sakındırırsın. Eğer kabul ederlerse ederler, yoksa onlarla savaşırsın. İmam zalim de olsa, sen âdil zümre ile beraber olursun. Zîra Hz. Peygamber &#8220;Size zâlim olanın zulmü, âdil olanın adaleti zarar vermez. Sizin ecriniz size, onun vebali de ona aittir.&#8221; (Bkz, İbn Mace, es-Sunen, el-Fiten, 9.)buyurmuştur, dedi.</p>
<p>-Tahkimci Havâriç için ne dersin? diye sordum</p>
<p>-Onlar Havâric&#8217;in en kötüleridir, diye cevap verdi.</p>
<p>-Onları tekfir edebilir miyiz? diye sordum.</p>
<p>-Hayır, fakat Ali ve Ömer b. Abdulaziz gibi hayırlı imamların yaptığı şekilde onlarla harbederiz, dedi.</p>
<p>          -Hiç şüphe yok ki. Hariciler tekbir getiriyorlar, namaz kılıyorlar, Kur&#8217;ân okuyorlar. Ebû Ümâme hadisini hatırlamıyor musun? O, Şam mescidine girdiğinde, oradaki Haricilerin reisleri ile karşılaştı. Ebû Galib el-Hımsî&#8217;ye: &#8220;Ey, Ebû Galip, bunlar senin memleketinin insanlarındandır. Bunların kim olduklarını sana bildirmek istedim. Onlar cehennem ehlinin köpekleridir. Onlar semâ örtüsünün altında öldürülenlerin en şerlileridir&#8221; der ve bu esnada ağlar. Ebû Gâlib ona: &#8220;Ey Ebû Ümâme seni ağlatan nedir? Onlar müslümandılar, halbuki sen onların hakkında işittiklerimi söylüyorsun&#8221; dedi. Bunun üzerine Ebû Ümâme: &#8220;Onlar Allah&#8217;ın kendileri için &#8216;O gün kiminin yüzleri ağarır, kiminin yüzleri kararır. Yüzleri kararanlara, siz îman ettikten sonra kâfir mi oldunuz? Küfrünüzden dolayı azabı tadın, denilecek. Yüzü ağaranlar ise Allah&#8217;ın rahmetine kavuşurlar ve orada ebedî kalırlar.&#8217;(Al’i-İmran,106) buyurduğu kimselerdir.&#8221; Bunun üzerine Ebû Gâlib, söylediğinin kendi görüşü mü yoksa Hz. Peygamber&#8217;den mi işittiğini sordu. Ebû Ümâme de, &#8220;Eğer ben bunu Hz. Peygamber&#8217;den bir, iki, üç&#8230; yedi defa duymamış olsaydım sizce haber vermezdim,&#8221; dedi ve Havaric&#8217;i Allah&#8217;ın kendi üzerindeki nimetlerini küfürle tekfir etti… (Bkz, İbn Hanbel, el-Musned, V/250, 253, 256, 259.)Havâriç isyan edip, muharebe yapıp, yağmacılık ettikten sonra, sulh yapsalar, onlar daha önceki hareketlerinden dolayı takibata uğrarlar mı? diye sordum. Şöyle cevap verdi:</p>
<p>-Harp bittikten sonra onlar için bir zarar yoktur, onlara had de tatbik edilmez. Kan dökmeleri de böyledir, kısas yapılmaz.</p>
<p>-Niçin? diye sordum. Şöyle cevap verdi:</p>
<p>-Osman (r. a.)&#8217;ın katli hususunda, insanlar arasında ortaya çıkmış olan fitneden ashap; bir te&#8217;vil neticesinde kana bulaşanlara kısas yapılmayacağı, te&#8217;vil sonucu haram ilişkide bulunanlara had cezası uygulanmayacağı, yine te&#8217;ville bir mala sahip çıkan kimse için takibatta bulunulmayacağında ittifak ettikleri hadisinden dolayıdır. Fakat mal mevcut olursa sahibine iade edilmesi gerekir.</p>
<p>-Bir kimse kâfiri kâfir olarak bilmem, derse? diye sordum.</p>
<p>-O kâfir gibidir, dedi.</p>
<p>-Eğer kâfirin son gideceği yer neresi olduğunu bilmem derse? diye sordum.</p>
<p>-O, Allah&#8217;ın kitabını inkâr etmiş ve kâfir olmuş olur, dedi.</p>
<p>-Kendisine, sen mü&#8217;min misin? diye sorulan kimse, Allah daha iyi bilir diye cevap verirse, bu kimse hakkında ne dersin? diye sordum.</p>
<p>-Onun îmanında şüphe vardır, dedi.</p>
<p>-Îmanla küfür&#8221; arasında üç durumdan biri olan münafıklıktan başka bir durum var mıdır? O kimse ya mü&#8217;min, ya kâfir veya münafıktır, dedim. O da:</p>
<p>-Hayır, îmanında şüphe olan kimse münafık değildir, dedi.</p>
<p>-Niçin? diye sordum.</p>
<p>-Muaz b. Cebel&#8217;in arkadaşı ve İbnu Mes&#8217;ud&#8217;un hadisinden dolayı. Bana Hammad&#8217;ın Muaz b. Cebel&#8217;in ashabından Haris b. Malik&#8217;den haber verdiğine göre; Muaz b. Cebel&#8217;e ölüm geldi çattı. Bu durumda Haris de ağladı. Muaz Haris&#8217;e niçin ağladığını sordu, o da &#8220;ölümden dolayı ağlamıyorum. Biliyorum ki, Âhiret senin için dünyadan daha hayırlıdır. Fakat senden sonra bizim öğreticimiz kim olacak?&#8221; dedi. Bir başka rivayet de &#8220;Senden sonra dini bilen kim?&#8221; şeklindedir. Muaz da &#8220;Acele etme, Abdullah b. Mes&#8217;ud&#8217;a tabi ol,&#8221; dedi. Daha sonra Haris, Muaz&#8217;a, &#8220;Bana vasiyette bulun,&#8221; dedi. O da Allah ne dilediyse vasiyet etti ve &#8220;Âlimin sürçmesinden sakın,&#8221; dedi.</p>
<p>Muaz vefat edince Haris Kûfe&#8217;de, İbnu Mes&#8217;ud&#8217;un ashabına geldi. Namaz için nida edildiğinde Haris: &#8220;Bu davete uyun, bunu dinleyip icabet etmek her mü&#8217;min için haktır,&#8221; dedi. Ona bakıştılar ve &#8220;Sen muhakkak mü&#8217;min misin?&#8221; diye sordular. O da &#8220;evet, elbette mü&#8217;minim,&#8221; diye cevap verdi. Onlar birbirine bakıştılar. Abdullah b. Mes&#8217;ud gelince durum ona anlatıldı. O da Haris&#8217;e, onların söylediği gibi söyledi. Bunun üzerine Haris, başını eğdi, ağladı ve &#8220;Allah Muâz&#8217;a rahmet etsin,&#8221; dedi ve İbnu Mes&#8217;ud&#8217;a vaziyeti anlattı. İbnu Mes&#8217;ud ona &#8220;Sen şüphesiz mü&#8217;min misin?&#8221; diye sorunca o da &#8220;Evet,&#8221; diye cevap verdi. İbnu Mes&#8217;ud &#8220;Sen kendinin cennet ehlinden olduğunu söylüyorsun,&#8221; dedi. Bunun üzerine Haris de &#8220;Allah muâz&#8217;a rahmet etsin, bana âlimin zellesinden, münafığın da hükmünü kabulden kaçınmamı vasiyet etti,&#8221; dedi. İbnu Mes&#8217;ud &#8220;Sen benim sürçmemi gördün mü?&#8221; diye sorunca. Haris, &#8220;Allah aşkına söyle. Hz. Peygamber hayatta iken insanlar, gizli ve açık durumlarında mü&#8217;min, gizli ve açık durumlarında kâfir, gizlilik durumunda münafık ve açıktan mü&#8217;min olmak üzere üç gruptan ibaret değiller miydi? Sen bu üç fırkanın hangisindensin?&#8221; dedi. İbnu Mes&#8217;ud &#8220;Madem ki Allah için and verdin, söyleyeyim. Ben gizli durumda da, açık durumda da mü&#8217;minim,&#8221; dedi. Bunun üzerine Haris kendisini niçin, elbette mü&#8217;minim dediğinden dolayı ayıpladığını sordu. İbnu Mes&#8217;ud da &#8220;Evet. Bu benim sürçmemdir. Onu benim üzerime gömün, Allah Muâz&#8217;a rahmet etsin,&#8221; dedi. (Âlimin sürçmesi hakkında bk. ed-Darimi, Mukaddime, 23.)</p>
<p>-Ben cennetliğim diyen kimsenin durumu nedir? diye sordum, Ebû Hanife:</p>
<p>-Yalan söylemiştir, o bunu bilmiyor. Mü&#8217;min îmanı sebebiyle cennete giren, işledikleri sebebiyle ateşte azap gören kimsedir, dedi.</p>
<p>-Eğer kendisinin cehennem ehli olduğunu söylerse? dedim. Şöyle dedi:</p>
<p>-Yalan söylemiştir. Onun bu hususta bilgisi yoktur. Şüphesizki o, Allah&#8217;ın rahmetinden ümit kesmiştir. Ve şöyle devam etti: Mü&#8217;minin, gerçekten mü&#8217;minim demesi gerekir. Çünkü o, îmanında şüphe etmemektedir.</p>
<p>-Onun îmanı meleklerin îmanı gibi olur mu? diye sordum.</p>
<p>-Evet, dedi.</p>
<p>-Amelde kusur ederse de, gerçekten mü&#8217;min midir? diye sordum. Şöyle cevap verdi:</p>
<p>-Bana Hârise&#8217;nin hadisini söylediler. Hz. Peygamber ona, &#8220;Nasıl sabahladın?&#8221; diye sordu. O da &#8220;Gerçek mü&#8217;min olarak sabahladım,&#8221; dedi. Hz. Peygamber: &#8220;Söylediğine dikkat et, çünkü her hakkın bir hakikati vardır, senin îmanının hakikati nedir?&#8221; dedi. Bunun üzerine Harise &#8220;Canım dünyadan vazgeçti, gündüzümde susuz, gecemde uykusuz kaldım. Ben sanki Rabbimin arşına bakıyorum, sanki cennette birini ziyaret eden cennetliklere nazar ediyorum, sanki ben cehennemde yığılan insanları görüyorum,&#8221; dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber: &#8220;isabet ettin, devam et; isabet ettin, devam et,&#8221; dedi ve daha sonra: &#8220;Kim Allah&#8217;ın kalbini nurlandırdığı kimseye bakmak isterse Harise&#8217;ye baksın,&#8221; buyurdu. Daha sonra Harise: &#8220;Ey Allah&#8217;ın Resulü, bana şehit olmam için dua et,&#8221; dedi. Hz. Peygamber ona dua etti ve sonunda şehit oldu. (Bkz. el-Buharî, ez-Zekât, 1; Müslim, el-îman, 15; Fedailu&#8217;s-Sahabe, 150.)</p>
<p>-Bazılarına ne oluyor da, mü&#8217;min ateşe girmez, diyorlar? diye sordum. Şöyle cevap verdi:</p>
<p>-Cehenneme girenler tamamen îman etmişlerdir.</p>
<p>-Kâfirin durumu nedir? dedim.</p>
<p>-Onlar o gün îman ederler, dedi.</p>
<p>-Bu nasıl olur? diye sordum. Şöyle dedi:</p>
<p>-Allah Kur&#8217;ân&#8217;da şöyle buyurur: &#8220;Onlar bizim cezamızı görünce, biz yalnız Allah&#8217;a inandık, Allah&#8217;a ortak koştuklarımızı reddettik, dediler. Onların, azabımızı gördüklerinde îman etmeleri fayda vermez.&#8221;(Mü!min,84,85)</p>
<p>Ebû Hanife (Allah rahmet etsin) şöyle dedi:</p>
<p>-Kim haksız yere başkasını öldürürse, yahut hırsızlık ederse veya yol keserse yahut facirlik eder veyahut günah işlerse veya zina ederse yahut da içki içer sarhoş olursa; bu kişi günahkâr mü&#8217;mindir, kâfir değildir. Bu durumda olanlar işlediklerinden dolayı cehennemde azaba uğrarlar, fakat îmanları sebebiyle cehennemden çıkarılırlar.</p>
<p>Ebû Hanife (Allah rahmet etsin) şöyle dedi:</p>
<p>-Îman edilecek hususların hepsine inanan, fakat İsa ve Musa peygamber midir? değil midir? diyen kimse kâfir olur. Keza kâfir cennete mi, yoksa cehenneme mi gider, bilmem, diyen kimse de: &#8220;Kâfirler için cehennem ateşi vardır, onlar öldürülmezler ki ölsünler&#8230;&#8221;(Fatır,36), &#8220;Onlar için yakılma azabı vardır.&#8221;(el-Buruc,11), &#8220;Onlar için şiddetli azap vardır.&#8221;(Al’i-İmran,5) âyetlerinden dolayı kâfir olur. </p>
<p>Ebû Hanife (Allah rahmet etsin) şöyle dedi:</p>
<p>-Said b. el-Müseyyeb&#8217;den bana ulaştığına göre, kâfirleri bulundukları mevkie indirmeyen onlar gibidir.</p>
<p>-İman eden fakat namaz kılmayan, oruç tutmayan, bu amellerin hiçbirisini işlemeyen kimseyi iman kurtarır mı? diye sordum. Ebû Hanife şöyle dedi:</p>
<p>-Onun işi, Allah&#8217;ın dilemesine bağlıdır. Dilerse azap eder, dilerse rahmet eder. Ve şöyle devam etti: Allah&#8217;ın kitabından herhangi bir şeyi inkâr etmeyen kimse mü&#8217;mindir. Bana ilim ehlinden birinin haber verdiğine göre, Muaz b. Cebel Hınıs şehrine geldiği zaman insanlar onun çevresine toplandılar. Bir genç ona, &#8220;Namaz kılan, oruç tutan, beyti hacceden, Allah yolunda cihadda bulunan, köle azad eden, zekâtını veren ve fakat Allah ve Resulünden şüphe eden kimse için ne dersin?&#8221; diye sordu. Muaz: &#8220;Onun için ateş vardır,&#8221; dedi. O genç: &#8220;Namaz kılmayan, oruç tutmayan beyti haccetmeyen, zekâtını vermeyen fakat Allah ve Resulüne inanan kimse için ne dersin?&#8221; diye sorunca, Muaz b. Cebel: &#8220;Onun için Allah&#8217;tan affedileceğini umar, azaba uğrayacağından da korkarım.&#8221; dedi. Bunun üzerine o genç: &#8220;Ey Abdurrahman&#8217;ın babası, şüphe ile amel fayda vermediği gibi, iman ile beraber herhangi bir şey de zarar vermez.&#8221; dedi ve çekip gitti. Muaz b. Cebel de &#8220;Bu vadide bu gençten daha bilgilisi yok,&#8221; dedi.</p>
<p>Ebû Hanife şöyle dedi:</p>
<p>-Mütecaviz kimselerle, küfürlerinden dolayı değil, haddi tecavüzlerinden dolayı savaş et. Âdil zümre ve zâlim sultanla beraber ol. Fakat mütecavizlerle beraber olma. Cemaat ehlinde fasit ve zalimler mevcut olsa bile, onların içinde sana yardımcı olacak salih insanlar da vardır. Eğer cemaat zâlimler ve mütecavizlerden teşekkül ediyorsa, onlardan ayrıl. Çünkü Allah &#8220;Allah&#8217;ın arzı geniş değil miydi? Hicret edeydiniz.&#8221;(en-Nisa,97), &#8220;Ey mü&#8217;min kullarım, benim arzım geniştir. Ancak bana kulluk edin,&#8221;(el-Ankebut,56)buyurmaktadır.</p>
<p>Ebû Hanife şöyle dedi:</p>
<p>-Bize Hammad&#8217;ın İbrahim&#8217;den, onun da İbnu Mes&#8217;ud&#8217;dan rivayet ettiğine göre (Allah hepsinden razı olsun) Hz. Peygamber şöyle buyurdu: &#8220;Bir yerde ma&#8217;siyetler zuhur edip onu değiştirmeye gücün yetmezse, oradan başka yere git, orada Rabbine kulluk et.&#8221; Ebû Hanife şöyle devam etti: Bana ilim ehlinden birinin Hz. Peygamber&#8217;in ashabından birisinden verdiği habere göre, Hz. Peygamber &#8220;Fitneden korktuğu yeri bırakıp, fitneden korkmadığı bir yere giden kimse için Allah yetmiş sıddîk ecri yazar.&#8221; (Bk. el-Buharî, el-Iman, 12; İbnu Mace, el-Fiten, 16.)buyurdu. </p>
<p>Ebû Hanife şöyle dedi:</p>
<p>-&#8221;Bilmiyorum, Rabbim semada mı yoksa arzda mıdır?&#8221; diyen kimse kâfir olur. Keza &#8220;Allah arş üzerindedir&#8221; diyen de; &#8220;Bilmiyorum, arş semada mı yoksa arzda mıdır?&#8221; diyen de böyledir.</p>
<p>          Allah&#8217;a dua ederken yukarıya yönelinir, aşağıya değil. Çünkü aşağının rubûbiyet ve ulûhiyet vasfı ile ilgisi yoktur. Nitekim hadiste şöyle rivayet edilir: Bir adam Hz. Peygamber&#8217;e siyah bir cariye getirdi ve benim üzerime mü&#8217;min bir köle azad etmek vacip oldu. Bu kâfi midir? diye sordu. Hz. Peygamber de cariyeye &#8220;Sen mü&#8217;min misin?&#8221; diye sordu. Câriye de &#8220;Evet,&#8221; diye cevap verdi. Hz. Peygamber &#8220;Allah nerede?&#8221; diye sorunca, câriye semaya işaret etti. Bunun üzerine Peygamberimiz: &#8220;Bu câriye mü&#8217;mindir, azat et.&#8221; Buyurdu. (. Bk. Müslim, el-Mesacid, 33; Ebû Davud, es-Salat, 167.)</p>
<p>Ebû Hanife şöyle dedi:</p>
<p>-&#8221;Kabir azabını bilmem&#8221; diyen kimse, helake uğrayan Cehmiyye&#8217;dendir. Çünkü o, Allah&#8217;ın &#8220;Biz onları iki defa azaplandıracağız.&#8221;(et-Tevbe,101) -ki burada kabir azabı kastolunmaktadır- ve &#8220;Zâlimler, bundan başka azaba uğrayacaklar.&#8221; (et-Tur,47) -Yani kabir azabına çarptırılacaklardır- âyetlerini inkâr etmiş olur. Eğer &#8216;Ben âyete inanıyorum, fakat tefsir ve te&#8217;viline inanmıyorum.&#8221; derse kâfir olur. Çünkü Kur&#8217;ân&#8217;da, te&#8217;vili tenzilinin aynı olan âyetler vardır. Eğer bunu inkâr ederse kâfir olur.</p>
<p>Ebû Hanife şöyle dedi:</p>
<p>-Bana bir zat, el-Minhal b. Amr&#8217;dan. o da İbnu Abbas&#8217;tan rivayet etti: Hz. Peygamber: &#8220;Benim ümmetimin en şerlileri ben ateşte değil, cennette olacağım, diyenlerdir.&#8221;( Bu rivayetin kaynağını bulamadık.)buyurdu. Ebû Zübyan&#8217;dan bana rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber: &#8220;Ümmetimden müteelli olanların vay haline,&#8221; buyurdu. Müteellinin kim olduğu sorulunca: &#8220;Onlar, filan kimse cennette, filan kimse de cehennemdedir, diyenlerdir.&#8221; (Bk. el-Buhari, es-Sulh, 10.)buyurdu, Bana Nafi&#8217;nin ona da İbnu Ömer&#8217;in naklettiğine göre, Hz. Peygamber şöyle buyurdu: &#8220;Allah kıyamet günü aralarında hükmedinceye kadar, ümmetimin cennette veya cehennemde olduğunu söylemeyiniz.&#8221; (Bu hadisleri belirtilen lafızlarla bulamadık. Mâna ile rivayet edilmiş olması mümkündür) Bana Eban, ona da el-Hasen&#8217;in rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber: &#8220;Allah şöyle buyuruyor: Kullarımı ben aralarında Kıyamet günü hükmedip, yerlerine göndermeden, siz cennet veya cehenneme göndermeyin.&#8221; (Bu hadisleri belirtilen lafızlarla bulamadık. Mâna ile   rivayet   edilmiş olması mümkündür.)</p>
<p> dedi.</p>
<p>-Bana katilden ve onun arkasında namaz kılmaktan bahsedin, dedim. Ebû Hanife:</p>
<p>-Her takva sahibi ve günahkâr kimsenin peşinde namaz kılmak caizdir. Senin ecrin sana, onun günahı da kendisine aittir, dedi.</p>
<p>-İnsanlara kılıç ile karşı çıkan, çarpışan ve onlardan bir takım şeyler alanlardan bahsedin, dedim.</p>
<p>-Onlar çeşitli zümrelerdir, hepsi de cehennemdedir, dedi. Ve şöyle devam etti: Ebû Hüreyre (r. a.) Hz. Peygamber&#8217;in şöyle dediğini nakletti: &#8220;İsrailoğulları yetmiş iki fırkaya ayrıldı, benim ümmetim de yetmiş üç fırkaya ayrılacak. En büyük cemaat ötesinde hepsi ateştedir.&#8221; (Bk. et-Tirmizî, el-lman, 18; İbnu Mace, el-Fiten, 17, 18, 19; Ebû Davud, es-Sunne, 1.)Bana Hammad, İbrahim&#8217;den, o da İbnu Mes&#8217;ud&#8217;dan rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: &#8220;Kim İslâm&#8217;da kötü bir şey ihdas ederse helak olur, bid&#8217;at çıkaran sapıklığa düşer, sapıklığa düşen de cehennemdedir.&#8221; (el-Buhari, el-İ&#8217;tisam, 5, 6.)</p>
<p>Bize Meymun&#8217;un, ona da İbnu Abbas&#8217;ın haber verdiğine göre Hz. Peygamber&#8217;e gelen birisi: &#8220;Ey Allah elçisi, bana öğret,&#8221; dedi. Peygamberimiz üç defa, &#8220;Git, Kur&#8217;ân öğren.&#8221; buyurdu. Dördüncü defasında da: &#8220;Hak, sevdiğinden de sevmediğinden de gelse kabul et. Kur&#8217;ân&#8217;ı öğren, onun yöneldiği tarafa yönel.&#8221; (Bk. İbnu Hanbel, V/386; Ebû Davud, el-Filen, 1.)buyurdu.</p>
<p>Bize Hammad, ona da İbrahim&#8217;in haber verdiğine göre, İbnu Mes&#8217;ud: &#8220;Şüphesiz en şerli şeyler sonradan ortaya konulanlardır. Her ihdas edilen şey, bid&#8217;at; her bid&#8217;at, dalalet, her dalalet de cehennemdedir.&#8221; derdi. Allah Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de şöyle buyurmaktadır: &#8220;Ona hak yoldan uzak kalmayı, kötülükten sakınmayı ilham ile öğretti.&#8221;(eş-Şems,8) Keza, Allah Musa&#8217;ya: &#8220;Biz senden sonra kavmini imtihana uğrattık. Samirî de onları saptırdı.&#8221;(Taha,85)buyurmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lovepowerman.com/kader-babi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İMAN  BABI</title>
		<link>http://lovepowerman.com/iman-babi.html</link>
		<comments>http://lovepowerman.com/iman-babi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 24 Apr 2010 18:09:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lovepowerman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://lovepowerman.com/?p=457</guid>
		<description><![CDATA[İMAN  BABI
Eğer: &#8220;îmanın yeri neresidir?&#8221; diye sorulursa onun kaynağının ve yerinin kalb olduğu, fer&#8217;inin de cesette bulunduğu söylenir. Eğer: &#8220;O parmağında mıdır?&#8221; diye sorulursa, &#8220;Evet&#8221; de. Eğer: &#8220;Parmak kesilince îman nereye gider?&#8221; diye sorulursa: &#8220;Kalbe,&#8221; de.
Eğer: &#8220;Allah kullarından bir şey talep eder mi?&#8221; diye sorarsa: &#8220;Hayır onlar ancak Allah&#8217;tan isterler,&#8221; de. Allah&#8217;ın kullar üzerindeki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İMAN  BABI<br />
Eğer: &#8220;îmanın yeri neresidir?&#8221; diye sorulursa onun kaynağının ve yerinin kalb olduğu, fer&#8217;inin de cesette bulunduğu söylenir. Eğer: &#8220;O parmağında mıdır?&#8221; diye sorulursa, &#8220;Evet&#8221; de. Eğer: &#8220;Parmak kesilince îman nereye gider?&#8221; diye sorulursa: &#8220;Kalbe,&#8221; de.</p>
<p>Eğer: &#8220;Allah kullarından bir şey talep eder mi?&#8221; diye sorarsa: &#8220;Hayır onlar ancak Allah&#8217;tan isterler,&#8221; de. Allah&#8217;ın kullar üzerindeki hakkı nedir?&#8221; diye söylenirse: &#8220;O&#8217;na kulluk etmeleri, hiç bir şeyi ortak koşmamalarıdır. Bunu yaptıkları zaman onların Allah&#8217;tan bekledikleri, Allah&#8217;ın onları affetmesi ve sevaplandırmasıdır. Zîra Allah, Kur&#8217;ân&#8217;da: &#8220;Ağaç altında sana bey&#8217;at ettiklerinde Allah mü&#8217;minlerden razı oldu.&#8221;(el-Fetih,18,) âyeti gereğince Allah, mü&#8217;minlerden razı olur. Allah İblis&#8217;e gazap eder. &#8220;Dilediğinizi yapın.&#8221;(Fussilet,40,) âyeti Allah&#8217;ın tehdidini ifade eder. &#8220;Semûd&#8217;a gelince; biz onlara doğru yolu göstermiştik, fakat onlar körlüğü hidâyete tercih ettiler.&#8221;(Fussilet,17) Yani onlara hidâyeti göstermiş ve açıklamıştık, demektir. &#8220;Dileyen îman etsin, dileyen kâfir olsun.&#8221;(el-Kehf,29.) âyeti va&#8217;îd ifade eder. &#8220;Ben cinleri de insanları da ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.&#8221;(ez-Zariyat,56.)) -yani benim birliğimi kabul etsinler demektir- buyurulmaktadır. Fakat bu fiillerin hepsi; hayrı, şerri, tatlısı, acısı, zararlısı ve faydalısı, hepsi Allah&#8217;ın takdiriyledir. Yüce Allah şöyle buyurur: &#8220;Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündeki insanların hepsi de îman ederlerdi. Sen niçin insanları mü&#8217;min olsunlar diye zorlamak istiyorsun?&#8221;(Yunus,99), &#8220;Biz onlara melekler indirseydik, ölüler onlarla konuşsaydı, her şeyi bir araya getirip onların önünde toplasaydık, Allah dilemedikçe yine îmana gelmezlerdi.&#8221;(el-En’am,111.), &#8220;Hiçbir kimse Allah&#8217;ın izni olmadıkça îman edemez.&#8221;(Yunus,100.), &#8220;Eğer Rabbin dileseydi, insanları bir tek ümmet yapardı, fakat onlar ihtilafta devam edecekler. Ancak Rabbinin rahmet diledikleri müstesnadır. Allah da onları bunun için yarattı.&#8221;(Huh,118-119.), &#8220;Allah&#8217;a kulluk edin, şeytanden çekinin. Her kavimde Allah&#8217;ın hidâyet ettiği kimseler ve sapıklığa sarılanlar da vardır.&#8221;(en-Nahl,36.). &#8220;Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.&#8221;(el-İnsan,30.)Yâni Allah, takdiri ile dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Hz, Şuayb (a.s.) şöyle söylemişti: &#8220;Allah bizi sizin dininizden kurtardıktan sonra yine o dine dönersek, Allah&#8217;a iftira etmiş oluruz. Onun için Allah&#8217;ın dilemesi dışında bizim sizin dininize dönmemize ihtimal yoktur. Rabbimizin ilmi her şeyi kaplamıştır. Biz Allah&#8217;a tevekkül ettik. Ey Rabbimiz kavmimizle bizim aramızdaki davada doğrulukla hükmet. Sen her şeyin doğrusunu gösteren ve bildirenlerin en hayırısısın.&#8221;(et-Tekvir,29) Hz. Nuh şöyle dedi: &#8220;Allah sizin helak edilmenizi dilerse, benim size öğüt vermem ve hayrınızı istemem size hiçbir fayda vermez. O Rabbinizdir, dönüşünüz onadır.&#8221;(Hud,34.) Keza Yüce Allah şöyle buyurur: &#8220;O, andolsun ona (Yûsuf’a) niyet kurmuştu. Eğer Rabbinin burhanını görmese idi, oda onu kasdetmiş gitmişti. Biz böylece ondan kötülüğü ve hayasızlığı giderdik. Çünkü o bizim ihlasa erdirilmiş kularımızdandı.&#8221;(Yusuf,24.) Keza Allah şöyle buyurur: &#8220;Biz Süleyman&#8217;ı denedik. Onun tahtı üzerine bir ceset attık. O da hemen Allah&#8217;a dönüp sığındı.&#8221;(Sad,34.)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lovepowerman.com/iman-babi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ALLAH&#8217;IN DİLEMESİ</title>
		<link>http://lovepowerman.com/allahin-dilemesi.html</link>
		<comments>http://lovepowerman.com/allahin-dilemesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 24 Apr 2010 18:08:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lovepowerman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://lovepowerman.com/?p=455</guid>
		<description><![CDATA[ALLAH&#8217;IN DİLEMESİ
-Allah yaratmayı dilemediği bir şeyi emretmiş fakat bir şeyi emretmediği halde yaratmış mıdır? diye sordum:
-Evet, dedi.
-Bu nasıl olur? diye sordum.
-Allah kâfire müslüman olmayı emretmiş, fakat kâfir için müslümanlığı yaratmamıştır. Kâfir için küfrü dilemiş, fakat kâfire küfrü emretmediği halde yaratmıştır, diye cevap verdi.
-Allah, emretmemiş olduğu bir şeyden razı olur mu? diye sordum.
-Evet, nafile ibâdetler buna [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>ALLAH&#8217;IN DİLEMESİ<br />
-Allah yaratmayı dilemediği bir şeyi emretmiş fakat bir şeyi emretmediği halde yaratmış mıdır? diye sordum:</p>
<p>-Evet, dedi.</p>
<p>-Bu nasıl olur? diye sordum.</p>
<p>-Allah kâfire müslüman olmayı emretmiş, fakat kâfir için müslümanlığı yaratmamıştır. Kâfir için küfrü dilemiş, fakat kâfire küfrü emretmediği halde yaratmıştır, diye cevap verdi.</p>
<p>-Allah, emretmemiş olduğu bir şeyden razı olur mu? diye sordum.</p>
<p>-Evet, nafile ibâdetler buna misaldir, dedi.</p>
<p>-Allah bir şeyi emrettiği halde ondan razı olmaması durumu olur mu? diye sordum.</p>
<p>-Hayır, dedi.</p>
<p>-Niçin?diye sordum.</p>
<p>-Çünkü Allah emrettiği her şeyden razı olur, dedi.</p>
<p>-Allah kullarını razı olduğu hususlardan dolayı mı, yoksa razı olmadığı hususlardan dolayı mı azaba çeker? diye sordum.</p>
<p>-Allah kullarını razı olmadığı şeyler için azaba çeker. Onlara; küfür, masiyet ve rıza göstermediği konularda azap eder, dedi.</p>
<p>-Allah onlara, dilediği için mi, yoksa dilemediği için mi azap eder? diye sordum.</p>
<p>-Allah onlar hakkında dilediği için azap eder. Çünkü Allah kullarında âsi için masiyeti, kâfir için küfrü dilediği halde, küfür ve masiyet dolayısıyla azaplandırır, dedi.</p>
<p>-Allah, onlara İslâm&#8217;ı emretmiş, sonra onlar için küfrü dilemiş midir? diye sordum. Evet, dedi.</p>
<p>-Allah&#8217;ın dilemesi emrini mi geçmiştir, yoksa emri mi dilemesini geçmiştir? diye sordum.</p>
<p>-Allah&#8217;ın dilemesi emrini geçmiştir, dedi.</p>
<p>-Allah&#8217;ın dilemesi onun rızası mıdır, değil midir? diye sordum.</p>
<p>-Dilemesi, rızası ve emrettiği hususta taat ile amel eden kimse için, Allah&#8217;ın rızası vardır. Allah&#8217;ın emrettiğinin hilafına amel işleyen kimse onun dilemesi ile işlemiş olur, fakat onun rızasıyla işlemiş olmaz. Ona karşı masiyet işlemiş olur. Masiyet ise Allah&#8217;ın rızası hilâfınadır, dedi.</p>
<p>-Rızası olan konuda Allah kullarını azaba çeker mi? diye sordum.</p>
<p>-Allah, kullarını, razı olmadığı küfürden dolayı azaba çeker. Fakat onların taatı terketmeleri ve masiyet işlemelerinden dolayı onlardan intikam alıp, azap etmeye rızası vardır, dedi.</p>
<p>-Allah, mü&#8217;minler için küfrü dilemiş midir? diye sordum.</p>
<p>-Hayır, fakat mü&#8217;minler için îmanı dilemiştir. Keza kâfirler için küfrü, zina edenler için zinayı, hırsızlık edenler için hırsızlığı, ilim erbabı için ilmi, hayır sahipleri için de hayrı dilemiştir. Allah, kâfirleri yaratmadan önce onların kâfirler ve sapıklar olmasını dilemiştir,dedi.( Allah&#8217;ın ezelden dilemesi, küfrü ve dalaleti yaratması, kulun muhtar olup onu seçeceği dolayısıyladır. Bu ifadeden kulun mecbur olduğu anlaşılmamalıdır.)</p>
<p>-Allah kâfirleri, razı olduğu şeyi yarattığından dolayı mı, razı olmadığı şeyi yarattığından dolayı mı azaplandırır? diye sordum.</p>
<p>-Allah kâfirleri yaratmaya razı olduğu şeyden dolayı azaba uğratır, dedi.</p>
<p>-Niçin? diye sordum.</p>
<p>-Allah, küfrü yaratmaya rızası olduğu halde onları küfürlerinden dolayı azab çeker. Fakat Allah&#8217;ın bizatihi küfre rızası yoktur, dedi.</p>
<p>-Allah &#8220;Kulları için küfre rızası yoktur.&#8221;(ez-Zümer,7)buyurduğu halde nasıl olur da küfrü yaratmaya rızası olur? diye sordum. Şöyle cevap</p>
<p>verdi:</p>
<p>-Allah onlar hakkında diler, fakat razı olmaz.</p>
<p>-Niçin?</p>
<p>-Çünkü Allah İblis&#8217;i yaratmıştır, İblis&#8217;i yaratmaya rızası var, fakat İblis&#8217;in kendisine rızası yoktur. Keza Allah, içkiyi ve domuzu yaratmıştır. Onları yaratmaya rızası olduğu halde kendilerine rızası yoktur.</p>
<p>-Niçin?</p>
<p>-Allah içkinin kendisine rıza gösterse idi, onu içen Allah&#8217;ın razı olduğu şeyi içmiş olurdu. Fakat onun içkiye ve küfre, İblis&#8217;e ve fiillerine rızası yoktur. Fakat bizzat Hz. Muhammed&#8217;e rızası vardır.</p>
<p>-Yahudiler, &#8220;Allah&#8217;ın eli bağlıdır.&#8221;(el-Maide,64) diyorlar. Onların bu sözüne Allah&#8217;ın rızası var mıdır?</p>
<p>-Hayır, dedi.</p>
<p>O kimse &#8220;Allah bütün insanları melekler gibi itaatkâr yaratmak isteseydi, buna kadir olur muydu? Bunu haber ver.&#8221; denildiğinde &#8220;Hayır,&#8221; diye cevap verirse, Allahı kendisini tavsif ettiğinden başkası ile vasıflandırmış olur. Zîra Allah Kur&#8217;ân&#8217;da: &#8220;Kullarının üzerine yegâne mutasarrıf O&#8217;dur.&#8221;(el-En’am,18), &#8220;O kullarının küfrüne razı olmaz.&#8221;(ez-Zümer,7) ve &#8220;O sizin üzerinizden size azap göndermeğe kadirdir.&#8221;(el-En’am,65.) buyurmaktadır. Eğer &#8220;kadirdir.&#8221; derse &#8220;Allah İblis&#8217;in itaat konusunda Cebrail gibi olmasını dileseydi, buna muktedir olmaz mıydı?&#8221; de. Eğer &#8220;Hayır,&#8221; derse kendi sözünü terketmiş ve Allah&#8217;ı sıfatlarından başkası ile vasıflandırmış olur. Eğer &#8220;Kulun zina etmesi, içki içmesi, namuslu insanlara dil uzatması Allah&#8217;ın izni ile değil midir?&#8221; diye söylerse &#8220;Evet,&#8221; denir. Eğer &#8220;O halde o kimseye niçin had cezası tatbik edilir?&#8221; derse: &#8220;Allah&#8217;ın emrettiği şey terkolunmaz,&#8221; denir. Çünkü o kimse kölesini kesse, bu Allah&#8217;ın dilemesi ile olur, insanlar da o kimseyi kötülerler. Eğer kölesini azad ederse, insanlar da yaptığından dolayı onu öğerler. Bunların her ikisi de Allah&#8217;ın dilemesi ile vücuda gelir, o kimse bu fiilleri Allah&#8217;ın dilemesi ile işlemiş olur. Fakat kul Allah&#8217;ın dilemesi ile masiyet işlerse, işleyen kimsenin fiilinde ilâhî rıza ve doğruluk yoktur. &#8220;Niçin ona had cezası tatbik edilir?&#8221; sözü, onların prensiplerine göre fasit bir sualdir. Çünkü onlar bir çok masiyetlerde de Allah&#8217;ın dilemesini kabul etmiyorlar. Ona göre içki içmek gibi bir fiilin haricinde had cezası gerekmiyor. Oysaki yaptığı bütün işleri Allah&#8217;ın dilemesi ile yapmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lovepowerman.com/allahin-dilemesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>FIKHU&#8217;L  EBSAT</title>
		<link>http://lovepowerman.com/fikhul-ebsat.html</link>
		<comments>http://lovepowerman.com/fikhul-ebsat.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 24 Apr 2010 18:05:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lovepowerman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://lovepowerman.com/?p=453</guid>
		<description><![CDATA[FIKHU&#8217;L  EBSAT
Hamd Âlemlerin Rabbına, Salât ve Selâm Efendimiz, Hz. Muhammed ve O&#8217;nun Âl ve Ashabına..
İmam Ebû Bekr Muhammed b. Muhammed el-Kâşânî, Ebû Bekr Alâu&#8217;d-Din Muhammed b. Ahmed es-Semerkandî&#8217;den rivayet etti. Bize Ebû&#8217;l-Muin Meymun b. Muhammed en-Mekhûlî en-Nesefi, ona el-Fadl lakaplı, Ebû Abdillah el-Hüseyn b. Ali el-Kaşgarî, ona Ebû Mâlik Nasrân b. Nasr el-Huttelî, ona [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>FIKHU&#8217;L  EBSAT</p>
<p>Hamd Âlemlerin Rabbına, Salât ve Selâm Efendimiz, Hz. Muhammed ve O&#8217;nun Âl ve Ashabına..</p>
<p>İmam Ebû Bekr Muhammed b. Muhammed el-Kâşânî, Ebû Bekr Alâu&#8217;d-Din Muhammed b. Ahmed es-Semerkandî&#8217;den rivayet etti. Bize Ebû&#8217;l-Muin Meymun b. Muhammed en-Mekhûlî en-Nesefi, ona el-Fadl lakaplı, Ebû Abdillah el-Hüseyn b. Ali el-Kaşgarî, ona Ebû Mâlik Nasrân b. Nasr el-Huttelî, ona Ali b. el-Hasen b. Muhammed el-Gazzâl, ona Ebû&#8217;l-Hasen Ali b. Ahmed el-Fârisî, ona Nusayr b. Yahya el-Fakih haber verdi. Şöyle dedi: Ebû Muti Hakem b. Abdillah el-Belhi&#8217;nin şöyle söylediğini işittim: Ebû Hanîfe&#8217;ye (r.a.) fıkhı ekberi sordum, şöyle dedi:</p>
<p>Ehl-i kıbleden olan bir kimseyi herhangi bir günahla tekfir etmemen, kimseyi imandan uzaklaştırmaman, marufu emredip münkerden sakındırman, senin için takdir olunan şeyin sana mutlaka isabet edeceğini, senin için takdir olunmayanın da sana isabet etmeyeciğini bilmen, Hz. Peygamber&#8217;in ashabından hiçbiri ile ilgini kesmemen, birini sevip diğerini sevmemezlik etmemen, Hz. Osman ve Hz. Ali&#8217;nin durumunu Allah&#8217;a havale etmendir.</p>
<p>Ebû Hanîfe (r.a.) şöyle dedi: Dinde fıkıh, ahkâmda fıkıhtan daha üstündür. Kişinin nasıl ibâdet edeceğini öğrenmeye çalışması, kendisi için birçok ilmi toplamasından daha hayırlıdır.</p>
<p>Ebû Muti şöyle dedi: Bana dinin en faziletlisini haber ver, dedim. Ebû Hanîfe şöyle dedi:</p>
<p>-Fıkhın en faziletlisi, kişinin Yüce Allah&#8217;a îmanı, şerâyi, sünnetler, hadler, ümmetin ittifak ve ihtilafını bilmesidir.</p>
<p>Ebû Muti: Îmanın ne olduğunu bana açıklayın.</p>
<p>Ebû Hanîfe: Bana Alkame b. Mürsed, Yahya b. Ya&#8217;mur&#8217;dan rivayet etti ve şöyle dedi: İbnu Ömer&#8217;e, bana din nedir, haber ver dedim. O da îmana sarıl ve onu öğren, dedi. Ben îman nedir, bana öğret, dedim. Şöyle dedi: &#8220;&#8230;elimi tuttu ve beni yaşlı bir zata götürdü. Yanına oturttu ve şöyle söyledi: Bana îmanın ne olduğunu soruyor diyerek, bu zatın Hz. Peygamberle birlikte Bedir Savaşı&#8217;na katılanlardan olduğunu söyledi. İbnu Ömer şöyle devam etti: Ben Hz. Peygamber&#8217;in yanında idim, bu zat da beraberdi. Birden karşımıza, güzel saçlı, sarık giymiş, çölde yaşadığını zannettiğimiz bir adam çıkageldi. İnsanların arasından geçerek Hz. Peygamber&#8217;in (s. a.) önünde durdu-Ey Allah&#8217;ın elçisi, îman nedir? diye sordu. Hz. Peygamber de:</p>
<p>-Îman, Allah&#8217;tan başka ilâh olmadığına, Muhammed&#8217;in Allah&#8217;ın kulu ve elçisi olduğuna şehadet etmen, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine,  âhiret gününe,  kadere,  hayır ve  şerrin Yüce Allah&#8217;tan olduğuna inanmandır, buyurdu. O zat buna karşı:</p>
<p>-Doğru söyledin, dedi.</p>
<p>Biz çöl insanlarının câhil olmaları dolayısıyla onun Hz. Peygamberin sözlerini tasdik etmesine hayret ettik. Bu zat daha sonra:</p>
<p>-Ey Allah&#8217;ın Resulü, İslâm&#8217;ın şeâiri (alâmetleri) nedir? diye sordu. Bunun üzerine Hz. Peygamber:</p>
<p>-Namaz kılmak, zekât vermek, Ramazan orucunu tutmak, gücü yeten kimse için hacca gitmek ve cünüplükten dolayı gusl etmektir, buyurdu. Bunun üzerine o zat:</p>
<p>-Doğru söyledin, dedi.</p>
<p>Biz, sanki sorduğunu biliyormuşçasına Hz. Peygamberi tasdik etmesine şaşırdık. O zat daha sonra:</p>
<p>-Ey Allah&#8217;ın Resulü, ihsan nedir? diye sordu. Hz. Peygamber de:</p>
<p>-İhsan, Allah&#8217;ı görürcesine O&#8217;na ibâdet etmendir. Sen O&#8217;nu görmesen bile, O seni görür, buyurdu. O zat:</p>
<p>-Doğru söyledin, dedi ve devamla kıyametin ne zaman kopacağını sordu. Bunun üzerine Hz. Peygamber:</p>
<p>-Bu hususta sorulan, sorandan daha bilgili değildir, buyurdu. O zat daha sonra ayağa kalktı, insanların ortasına gelince, onu bir daha göremedik. Hz. Peygamber şöyle dedi:</p>
<p>-Bu gelen Cebrail idi, size dininizden bilmeniz gereken şeyleri öğretmek için geldi. (el-Buharî, îman 37; Müslim, îman 57; Ibn Hanbel, Müsned 1/37, 51, 53.)</p>
<p>Ebû Muti: Ebû Hanîfe&#8217;ye, buna kesin olarak inanan ve ikrar eden mü&#8217;min midir? diye sordum. Şöyle dedi:</p>
<p>-Evet, bunu ikrar edince, İslâm&#8217;ın bütününü ikrar etmiş olur ve o kimse mü&#8217;mindir.</p>
<p>-Eğer Allah&#8217;ın halkettiklerinden bir şeyi inkâr edip, &#8220;bilmem ki bunun yaratıcısı kim?&#8221; derse ne olur, diye sordum Şöyle dedi:</p>
<p>-O kimse, &#8220;Allah her şeyin halikıdır&#8230;&#8221;(el-En’am,103) âyetinden dolayı kâfir olur. Sanki o kimse, o şeyin Allah&#8217;tan başka yaratıcısı vardır, demiştir. Keza &#8220;Allah&#8217;ın bana namaz, oruç ve zekâtı farz kıldığını bilmiyorum,&#8221; dese yine kâfir olur. Çünkü Allah &#8220;Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin.&#8221;(el-Bakara,43,83,110) ve &#8220;Sizin üzerinize oruç farz kılındı..&#8221;(el-Bakara,178), «Akşama girerken de, sabaha ererken de, Allah&#8217;ı tenzih edin.&#8221;(er-Rum,17,18) buyurmuştur. Eğer o kimse &#8220;ben bu âyete inanıyorum, fakat te&#8217;vil ve tefsirini bilmiyorum&#8221; derse kâfir olmaz. Çünkü o kimse âyetin Allah tarafından indirildiğine îman etmiş ve fakat tefsirinde hata etmiştir.</p>
<p>-Şirk diyarında bulunan. İslâm&#8217;ı mücmel olarak kabul eden, farzları ve amelleri bilmeyen, kitabı ve İslâm&#8217;ın icaplarını ikrar etmediği halde Allah&#8217;ı ve îmanı kabul eden, fakat îmanın icaplarını ikrar etmeyerek ölen kimse mü&#8217;min midir? diye sordum.</p>
<p>-Evet, dedi. Ben de:</p>
<p>-Eğer îmanı kabulden başka bir şey bilmez, amel etmez ve ölürse? diye sordum.</p>
<p>-O, mü&#8217;mindir, dedi.</p>
<p>-Bana îmanın ne olduğunu açıklayın, dedim. Şöyle dedi:</p>
<p>-Îman, Allah&#8217;tan başka ilâh olmadığına, O&#8217;nun bir olup şeriki bulunmadığına, meleklerine, kitaplarına, Peygamberlerine, cennetine, cehennemine, kıyamete, hayır ve şerrine, hiçbir kimseye kendi amelini yaratma gücünün verilmediğine, insanların kendisi için yaratıldıkları sonuca ve ilâhi takdirin cereyan ettiği şeye intikal edeceklerine şahitlik etmendir, dedi.</p>
<p>-Eğer bunun hepsini kabul eder ve fakat &#8220;Dileyen îman etsin, dileyen kâfir olsun.&#8221;âyetinden dolayı dilemek bana aittir, istersem îman ederim, istersem îman etmem, derse ne olur? diye sordum. Ebû Hanîfe şöyle dedi:</p>
<p>-O kimse iddiasında yalancıdır. Allah&#8217;ın &#8220;Gerçekten Kur&#8217;ân bir öğüttür. Kim dilerse ondan öğüt alır. Ancak Allah&#8217;ın dilediği kimse öğütlenir.&#8221;(el-Müddesir,54,56), &#8220;Siz, Allah dilemedikçe birşey dileyemezsiniz.&#8221;(el-İnsan,30) âyetlerini görmüyor musun? &#8220;Dileyen îman etsin, dileyen kâfir olsun.&#8221;el-Kehf,29) âyeti vaid (tehdid) içindir. O kimse bu sözü ile âyeti reddetmediği için kâfir olmamıştır. Ancak âyetin tenzilini reddetmemiş fakat te&#8217;vilinde hata etmiştir.</p>
<p>-Bir kimse, bana isabet eden bir musibetle Allah beni müptela mı kılmıştır, yoksa onu ben mi iktisap etmişimdir? O musibet Allah&#8217;ın beni müptela kıldığı şeylerden değildir, derse kâfir olur mu? diye sordum. Ebû Hanîfe:</p>
<p>-Hayır, dedi.</p>
<p>-Niçin? diye sordum.</p>
<p>-Çünkü Allah &#8220;Sana isabet eden iyilik Allah&#8217;tandır. Sana isabet eden kötülük de nefsindendir.&#8221;(en-Nisa,79) buyurur. Yani kötülük, günahın sebebiyledir, ben de onu günahın sebebiyle sana takdir ettim, demektir. Keza Yüce Allah şöyle buyurur: &#8220;Size isabet eden her musibet, ellerinizle işledikleriniz yüzündendir.&#8221;(eş-Şura,30) Yani günahlarınız sebebiyledir. Keza &#8220;O dilediğini dalalette bırakır, dilediğine hidayet eder.&#8221;(en-Nahl,93) buyurur. Fakat o kimse te&#8217;vilde hata etmiştir. &#8220;Allah insan ile kalbi arasına girer.&#8221;(el-Enfal,24) âyetinin mânâsı mü&#8217;minle küfür arasına, kâfirle iman arasına girer, demektir.</p>
<p>Ebû Hanîfe (r. a.) şöyle dedi: Şüphesiz ki, kulun kendisiyle kötülüğü işlediği güç (istitâat), bizatihi kulun iyiliği işlemesi için de müsaittir. Kul, Allah&#8217;ın kendisinde meydana getirdiği, kötülükte değil, iyilikte kullanılmasını emrettiği istitâatı sarf ve tevcihinden dolayı ceza görecektir.</p>
<p>-Eğer Allah kullarını günah işlemeye icbar ediyor, daha sonra onları günahtan dolayı cezalandırıyor, derse nasıl cevap veririz, diye sordum. Şöyle dedi:</p>
<p>-O kimseye, &#8220;Kul kendisi için fayda veya zarar vermeye kadir olabilir mi?&#8221; diye sor. Eğer, &#8220;Hayır, çünkü onlar taat ve masiyet dışında kendileri için fayda ve zarar konusunda mecburdurlar,&#8221; derse, ona &#8220;Allah şerri yarattı mı?&#8221; diye sor. O buna &#8220;evet&#8221; derse kendi iddiasından vazgeçmiş olur. Eğer &#8220;hayır&#8221; derse: De ki: &#8220;Yarattığı şeylerin şerrinden sabahın Rabbine sığınırım.&#8221;(el-Felak,1,2) âyetinden dolayı kâfir olur. Çünkü bu âyet, Allah&#8217;ın şerri yarattığım haber vermektedir.</p>
<p>-Eğer, &#8220;Siz, Allah küfrü ve îmanı diledi demiyor musunuz?&#8221; der ve ona evet dersek, o yine Allah &#8220;O, takvaya lâyık olan, mağfirete ehil olandır&#8221;(el-Müddesir,56) buyurmuyor mu? diye sorar, biz de &#8220;evet&#8221; dersek, o da, &#8220;Allah küfre lâyık mıdır?&#8221; derse, biz o kimseye karşı ne cevap veririz? diye sordum. Şöyle dedi:</p>
<p>-O taatı dileyene ehildir, masiyeti dileyene ehil değildir, deriz. Eğer &#8220;Allah kendisine karşı yalan söylenmesini dilemedi,&#8221; derse ona şöyle söyle: Allah&#8217;a iftira etmek kelam ve söz müdür, yoksa değil midir? Evet, derse: Âdem&#8217;e isimlerin hepsini öğreten kimdir? diye sor. Eğer, Allah&#8217;tır, derse şöyle de: Küfür kelam nev&#8217;inden midir, değil midir? Eğer, evet, derse şöyle sor: Kâfiri kim konuşturdu? Eğer Allah konuşturdu, derse kendi fikrine karşı çıkmış olur. Çünkü şirk kelam nev&#8217;indendir. Eğer Allah dilemiş olsaydı, onlara şirk sözünü konuşturmazdı.</p>
<p>-Eğer &#8220;kişi isterse yapar, isterse yapmaz; isterse yer, isterse yemez, isterse içer, isterse içmez&#8221; derse? diye sordum. Ona şöyle söyle, . dedi:</p>
<p>-Allah, İsrail Oğullarının denizi geçmelerine hükmedip, Firavun&#8217;un boğulmasını takdir etti mi? diye sor. Evet, derse:</p>
<p>-Firavun&#8217;un Hz. Musa&#8217;yı ele geçirmek için gitmemesi (halinde), kendisinin ve ashabının boğulmaması vaki olur muydu? diye sor. Eğer, evet, derse kâfir olur. Hayır, derse önceki sözünü nakzetmiş olur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lovepowerman.com/fikhul-ebsat.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Allah Resulü çok ağlamıştı</title>
		<link>http://lovepowerman.com/allah-resulu-cok-aglamisti.html</link>
		<comments>http://lovepowerman.com/allah-resulu-cok-aglamisti.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 18 Apr 2010 00:01:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lovepowerman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://lovepowerman.com/?p=321</guid>
		<description><![CDATA[Hz. Emir-ül Mû’minin Ali’den (a.s) şöyle nakledilmiştir:
“Bir gün ben ve Fatıma (s.a) Resul-i Ekrem’in (s.a.a) huzuruna vardığımızda, Allah Resulü çok ağlamıştı. Ben ya Resulullah, dedim. Canım sana feda olsun nedir seni ağlatan?
Şöyle buyurdu: “Beni göklere miraca götürdüklerinde, ümmetimden bazı kadınları şiddetli azap içerisinde gördüm; işte onların haline ağlamaktayım. Bir kadını saçından asılı bir halde, beyni [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. Emir-ül Mû’minin Ali’den (a.s) şöyle nakledilmiştir:</p>
<p>“Bir gün ben ve Fatıma (s.a) Resul-i Ekrem’in (s.a.a) huzuruna vardığımızda, Allah Resulü çok ağlamıştı. Ben ya Resulullah, dedim. Canım sana feda olsun nedir seni ağlatan?</p>
<p>Şöyle buyurdu: “Beni göklere miraca götürdüklerinde, ümmetimden bazı kadınları şiddetli azap içerisinde gördüm; işte onların haline ağlamaktayım. Bir kadını saçından asılı bir halde, beyni kaynarken gördüm.</p>
<p>Bir diğerini, dilinden asılıyken, boğazına cehennemin pis kokulu kaynar suyundan döktüklerini gördüm.</p>
<p>Bir başkasının göğüslerinden asıldığını, birisinin kendi vücudunun etini yediği halde altından alevler yükseldiğini gördüm.</p>
<p>Bir diğerini, ellerinin ayaklarına bağlandığı bir vaziyette yılanların ve akreplerin kendisine musallat olduğunu gördüm.</p>
<p>Bir başka kadını gördüm ki, kör, sağır ve dilsizdi. Aynı zamanda ateşten bir sandığın içersine koyulmuş, beyni burnundan dökülüyor ve vücudu cüzam ve sedef hastalığından parça parça olmuştu.</p>
<p>Bir kadını ise ateş tandırında ayaklarından asılı bir vaziyette gördüm.</p>
<p>Bir başkasını gördüm ki vücudunun etlerini önden ve arkadan ateşten olan makaslarla kesiyorlardı.</p>
<p>Bir kadın ise yüzünü ve ellerini yaktığı halde kendi bağırsaklarını yiyordu.</p>
<p>Bir diğerini gördüm ki başı domuz başı, gövdesi ise eşek gövdesi gibiydi ve türlü türlü azabın içerisindeydi.</p>
<p>Bir başkasını köpek şeklinde gördüm ki, arkasından verdikleri ateş ağzından çıkıyor, başına ve bedenine ise melekler ateşten balyozlarla vuruyorlardı.”</p>
<p>Hz. Fâtıma (a.s) dönüp “Ey benim habibim ve gözümün nuru, hangi amellerinden dolayı Allah-u Teala onları bu azaplara müptela kılmıştı?” diye sorunca, şöyle buyurdu:</p>
<p>“Kızım, saçından asılan kadının suçu; saçını namahremlere karşı kapatmaması idi. Dilinden asılan kadın, diliyle kocasına eziyet eden birisiydi. Göğüslerinden asılan kadının suçu, kocasını cinsel münasebetten alıkoymaktı. Ayağından astıkları kadın, kocasından izinsiz dışarıya çıkıp giden bir kadındı. Kendi vücudunun etini yiyen kadının suçu, yabancılar için süslenmek idi; elleri ayaklarına bağlananın ise, kendini ve elbiselerini temiz tutmayarak, cenabet guslü etmeyip, necislerden vücudunu uzak tutmamak ve namazını hafife almaktı. Kör ve dilsizin suçu şuydu ki, zinadan hamile kalıp o çocuğu kocasına isnad ediyordu. Vücudunun etini makasladıkları kimse ise, insanlar rağbet etsinler diye, vücudunu insanlara gösteren kimseydi. Yüzünü ve vücudunu yaktıkları halde bağırsaklarını yiyen kadın, nikahsız kadın ve erkekleri birbirine ulaştırıp, günah işlemelerine vesile olan kadındı. Başı domuz başı, bedeni ise eşek bedeni olanın suçu, söz taşıma ve yalancılık idi. Köpek şeklinde olan ve altından ateş verdikleri kadın, şarkıcı ve hased eden kimseydi.</p>
<p>Bütün bunları anlattıktan sonra şöyle buyurdu Allah Resulü (s.a.a): “Yazıklar olsun kocasını kızdıran kadına. Ne mutlu kocası kendisinden razı olan kadına!”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lovepowerman.com/allah-resulu-cok-aglamisti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
